27 Kasım 2022 Paz

Etkileniyoruz! Ey Absürd Dünya

Köşe Yazarımız Mehmet Ali KURU’nun Kaleminden "Bu yaşadığımız gerçek hayat değil, hırslı duygusal, bağımlı ve teslimiyetçi, hazır siyasetçiler(milletin kendisi) le daha az hırslı, daha az duygusal fakat bağımlı olmayan elbette biraz daha bakımlı, biraz da akıllı (kendilerine göre)insanların hayatlarından kısa bir kesit."

ETKİLENİYORUZ!

EY ABSÜRD DÜNYA!

Ey absürd  dünya! Ey şaşalı ve çok bilmişler, süper yargıçlar, nevrotik muhalifler, meraklı kulisçiler, nekes idareciler, kurnaz yöneticiler, vefasız dostlar, beceriksiz çiftçiler, maço erkekler, hafiften partililer, derin kuvvayiciler, yarım soslu ulusalcılar ve dağ başındaki çoban…sizlere sesleniyorum.

Bu yaşadığımız gerçek hayat değil, hırslı duygusal, bağımlı ve teslimiyetçi, hazır siyasetçiler(milletin kendisi) le daha az hırslı, daha az duygusal fakat bağımlı olmayan elbette biraz daha bakımlı, biraz da akıllı (kendilerine göre)insanların hayatlarından kısa bir kesit. Bazı kendini akıllı ve çağdaş sanan erkeklerin olmayan çatışmalarla, olmayan rastlantılarla, olmayan gerilimlerle ve o gerilimi besleyen yan unsurlarla çerçevelenmiş absürd insanların öyküsünü yazacağım bu sefer başak yolu yok.

Süre başlasın. Düğmeye basın. Evet süre başlıyor. Bende yazmaya başlıyorum. Yazdııııııım. Yazma işi bitmiştir. İyi ettin. Sanki sen yazmazsan kimse yazmaz. İyi mi ettim, kötü mü ettim bunu bilemiyorum. Yazıyı okuyunca siz karar vereceksiniz. Bütün yazılarımın sonucunu zamana bırakıyordum. Ancak bu yazının sonucunu size bırakıyorum. Yorumlarınızı yazınız sevgili hemşehrilerim. Yazınız ki bizler de nerede nasıl, kiminle yan yana duracağımızı bilelim, görelim.

Sonu  doğmadan  belli olan insanoğlu istisnasız  hepsi “ bir şey oldum” delisi olmuş. Belki bir sivil toplum kuruluşunda ilk defa yer alıyor olması, bir cemiyete, bir sosyal çevreye dahil olmanın üstünlüğünü yaşıyor. Öyle bir üstünlük ki, ulaşılması çok güç olan (yarı tanrısal)  yaptıklarından hiçbir zaman hesap vermeyeceğine inanan krallar gibi bir şey bu. Her sorumluluk sahibi insan bir alem. Hiçbir kurala yasaya ve de kanuna uyma gereği duymuyor. Hatta üçü bir araya gelemeyen garip bir alem bu. Orijinal görüşleri de var hani bunların. Bize uysa da , uymasa da yaşanan gerçekler bunlar. Onlar açısından başkaları güdülmeye layık bir sürü. Hatta sürüyü güdenin de önemi yok. Böyle bir şeye tahammül bile edemiyorlar.

Böylelerinin kendi şahsi düşünceleri ve yandaşlarının ki her zaman iyi, kendinden olmayanların (başkaların) ki tû kaka. Kendilerinden başka herkes güdülmeye layık beyinsiz birer canlı. Komut verilerek çalıştırılacak birer otomatik robot. Bunların hepsi kurnaz. Hepsi bencil. Hem de alâsından bencil. Herkes hırslı, ne yaptığını bilmeyecek kadar hırslı. Bütün  arzuları(istekleri) tam belli oldu. Karşısındakileri  her ne pahasına olursa olsun önce mutlulukla mutsuzluk arası bir haleti ruhiyeye bürümek sonda da yok etmektir.

Hırsla yalanlar söyleniyor. Düş ötesi gülünç yalanlar ve saçmalık ötesi yalanlar… mahallelerde, sokaklarda, caddelerde, kahvelerde, lokantalarda, bürolarda, tesislerde, ofislerde, işyerlerinde ve evlerde yalanlar söyleniyor. Bir furya halinde  kulaklardan kulağa dolaşmaya başlayan yalanlar ilerki günlerde gerçeklerle karıştırılmaya başlanıyor. İnsanlarımızın umutlarını sömürüyorlar. Geleceklerini karartıyorlar.

Kısa sürede bu ortamda gerçek diye bir şey kalmayacak. İnsanlar var olan azıcık “ gerçekten” bile utanır olacaklar.  Çünkü elimizi attığımız her şey düzmece. Her şey, hayat dahil kurulmuş bir saat gibi işliyor. Yaşıyoruz ama nasıl? Kendi gerçek hayatımızı mı, yoksa bize gösterilen sanal ve sahte hayatları mı? Rüya görmüyorsak bu hayat bizim hayatımız değil. Her şey bizi etkiliyor. Borsa iniyor çıkıyor etkileniyoruz, AB süreci, ABD nin Irak’ı işgali,  Terör belası ve  bir de nevrotik muhaliflerin  duruşları. Güzel ülkemde, televoleci mankenler bile bizleri etkiler hale geldi ya ona yanarım.

Şehirler, caddeler, otobüsler, dolmuşlar, taksiler, okullar, gençler, kızlar, insanlar, idealler, resimler, okunan yutulan, emilen hayran olunan, beyan edilen, savunulan, uğruna ölünen her şey yalan olmuş. Bunların hepsi kindar hayaletlerden, düzmece öykülerden ve masallardan ibaret o kadar. Aksini düşünmek istemiyorum. İnsanlar yalan söylemeyi, pembe dizi izlemek gibi sıradan görebiliyorlar. Bazı insanlar hayatında yalan söylemeye ve buna inanma çılgınlığına tanrıya tapar gibi kapılıyorlar. Haşaaa.

Zaman hesaplı davranma, “saygıdeğer” görünme “imaj yapma”  “ucuz siyaset yapma” ve “ adam satma” devri. Zaman yalan söyleme, hayatı da şiir gibi kuralsız ve anlamsız yaşama, şarkılarla yaşama zamanı.  Zamanı kokutmuşlar. Zamanı kokutanlar insanları da susturmak istiyorlar. Artık uyum ve istikrar şarkıları dinlemek istemiyorum. Şevki yok yaşamın. Anlamı yok mutluluğun. Sahte hayatlar ve yapmacık samimiyetler beni yeterince sıkıyor. Bunalıyorum. Zamanı durdurmak veya çok ilerilere almak geliyor içimden. Bir şeyler arıyorum, memleketin ücra köşelerinde hakkaniyet namına. Belki bir gün bulurum ümidiyle kendi hayallerimde yaşıyorum.

Haykırmak istiyorum.

Ey bizim geleceğimize hükmeden hükümranlar!  Bizi çok sıktınız. Bize insanlığımızı, onurumuzu, haysiyetimizi yok sayarak kendimizi nasıl gerçekleştireceğimizi öğretiyorsunuz. Bizim kendimize ait dünyamızı alt üst edip başka hayatları bizim dünyamızmış gibi bize sunuyorsunuz.

Siyaset anlayışımızın değişmesi yetmiyormuş gibi siyasi olan her şeyden nefret etmemizi de sizlere borçluyuz. Farklıyız şunu kabul edin. Farkımız; bizler sıradan bile insan olmayı beceremeyen kontrollü hayat sahipleri. Bizler kendimizi farklı sanıyorduk. Hayır öyle değilmiş. Oysa insanın kendisini farklı sanmasından daha sıradan, daha olağan ne olabilir ki?

Bizim farkımız gerçekte insan olabilmek için gerekli hedef ve özlemlerimizden yoksun oluşumuzun olması olabilir mi? Herhangi bir hükümrana hükmediciye koşulsuz beyatımız mı var bizim?

Ey bizim için kendini memleket kurtarmaya adayan yargı! Bize acımayın. Bizi asla affetmeyin. Bize acımakla vakit kaybetmeyin. “ Biz hayattaki durumumuzu dikkatle saptadık. Ne fazla mutluluğa, ne de fazla acıya hayatımızda yer bırakmıyoruz.” Kendimize göre kararlı ve de inatçı bir anlayışımız var.  Biz, hayatımızı aniden renklendiren bu gidişattan memnunuz(!)

Nasılsa artık yaşamımızın anlamı ve fonksiyonu değişti. Hayat akışımız bir başka mecraya doğru akıyor. Bindik bir alâmete gidiyoruz kıyamete.

Zevklerimiz var ama iştahımız yok,

Dimağımız var ama tadımız yok.

Gülüyoruz ama pek az seyrek gülümsüyoruz. Gülüşlerimiz sahte, tamamen yapmacık ve timsah gülüşü.

Beklentilerimiz var ama umutlarımız yok.

Esprilerimiz var ama anlayanımız yok.  Çok atağız ama hiç cesaretimiz yok. Açık sözlüyüz ama samimiyetimiz yok Her şeyde yapaylığı seçiyoruz.  Ölümle debelenip duruyoruz ama ölüm bile ders almamıza yetmiyor.

Yalanı, çekiciliği, menfaati, estetik harikalarını gerçek güzelliğe, erdemliliğe kısaca onurlu bir hayata tercih ediyoruz.

                                                                                                         

Saygı ve sevgilerimle

Mehmet Ali KURU

05.04.2008

ÇORUM

Related Articles

1 Yorum

  1. Absürd olan dünya değil,eylemlerimiz,yapıp-ettiklerimiz.
    Zaten yazınızın anafikri de bu olsa gerek.
    Gelecekten beklentimiz umudumuz kadardır.Neyi umuyoruz neyi buluyoruz bu önemli.
    Çok fazla neden karamsar olalım.Herkes görevini yapıyor.
    Selamlar,sevgiler…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,465BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
15AboneAbone Ol

Çok Okunanlar