28 Temmuz 2021 Çar

ORDU İLİ AKKUŞ İLÇESİ ÇUKURKÖYDE SOSYAL ETKİNLİKLERİN YÖNETİMİ

 

ORDU İLİ AKKUŞ İLÇESİ ÇUKURKÖYDE SOSYAL ETKİNLİKLERİN YÖNETİMİ

 

    ÖZGÜL GÖRÜR

 

    YÜKSEK LİSANS

 

 DERS SORUMLUSU: 

  Doç. Dr. Özkul   ÇOBANOĞLU 

    ANKARA, 2004

 

 

    ORDU İLİ AKKUŞ   İLÇESİ ÇUKUR KÖYDE SOSYAL ETKİNLİKLERİN YÖNETİMİ

 

            Toplumsal yaşamın   varolduğu her yerde insanların bir araya gelerek yaptıkları   işler belli bir dayanışma çerçevesinde yapılan işler   mevcuttur. Bu çalışmaların en yoğun olduğu yerler ise   köylerdir. Köy yaşantısı içinde köylüler çeşitli vesilelerle   bir araya gelmektedir. Köy halkının birleştiği bu zamanlarda   çeşitli işler kolaylıkla halledilmektedir. Bu işlerin   halledilmesi, düzenlenmesi konusunda da başvurulan çeşitli   kişiler vardır. Bu kişilerin üstlendikleri görevler ve köy   içinde taşıdıkları önem bu çalışma içinde değerlendirilmeye   çalışılacaktır. Kaynak kişilerden alınan bilgiler sayesinde   sosyal etkinlik olarak adlandırabileceğimiz bu çalışmalar ve   bunları yöneten insanlar ve görevleri yerel   adlandırmalarıyla birlikte bu çalışma da yer alacaktır.   Sosyal etkinlikleri ve özellikleri incelemeden önce bu   etkinlikleri kısaca tanımlamaya çalışalım.

 

            Sosyal etkinlik köyde   yaşayanların tamamının veya bir kısmının birlikte hayata   geçirdikleri işler veya faaliyetler olarak tanımlanabilir Bu   işlerin yapımı sırasında köy içinde önplana çıkan insanlar   olmakla birlikte, genel itibariyle bu kişilerin yapacakları   işler düzenin sağlanması açısından çok önemlidir. Bu işler   köyün ortak sorunuyla ilgili bir çalışma olduğu gibi bazen   bir düğünün hazırlanması şeklinde de olabilmektedir. Şimdi   bu sosyal etkinlikleri kaynak kişilerden aldığımız   bilgilerle değerlendirelim.     

 

             İMECE 

            İmece köyün ortak   işlerini yapmak olarak tanımlanacağı gibi bir köylünün işini   köy halkının toplanarak yapması olarak da tanımlanabilir. Bu   işin yapılmasında özellikle işten anlayan birinin olması   gerekmektedir. Bunun için köy muhtarı veya ihtiyar heyeti   üyesi işten anlayan birisini görevlendirerek imecenin   gerçekleşmesini sağlamaktadır. Ancak bir köylünün işi   komşularca ortaklaşa yapılıyorsa burada farklılık ortaya   çıkmaktadır. Burada yapılan işin özelliği önemlidir. Örneğin   ekin biçilecekse ki  böyle bir yardımlaşma şekline (orakçı)   denmektedir.

 

            (Bunu yardıma   gelenler arasında orak biçmeyi en iyi bilen kişi   yönlendirir. Buradaki en iyiden kastedilense destesi düzgün   olan, yere en az veya hiç başak düşürmeden kuvvetli olan,   seri  çalışan, işi yönlendirmeyi bilen ve bu özelliklerinin   hepsi ya da birkaçı toplumda kabul gören insan yapar. Bu   kişiye (ögenner) denmektedir. (Görür,2004)

 

            Ögenner olmak köylü   içinde  aynı zamanda bir itibar göstergesidir. Bu işi en   şekilde yapan ögenner, her imeceye çağrılır ve kalabalık bir   şekilde imeceye katılan topluluğu yönlendirerek liderlik   rolünü üstlenir. Bu imecelerin köy hayatında ayrı bir yeri   de vardır. Bu imeceler ögenner)in itibarını sağladığı gibi   tarla sahibinin maddi durumunu da gösteren bir değer de   taşımaktadır. 

 

            (Eski yıllarda bu   yardımlaşmalarda hasat bayramı havası olurdu. Öyle ki tarla   sahibinin maddi durumuna göre çalışanları motive etmek   amacıyla davul ve zurna çağrılmakta, biçilen tarlanın   büyüklüğüne göre kurban kesilmektedir. Kesilen kurban   tarlada pişirilerek yenilir, kurbanın postu, başı ve   ayakları bahşiş olarak öğennere verilir. Eğer kurban   kesilmemişse tarladaki birkaç başak kalınca ögenner durur ve   tarla sahibini çağırarak ekin kesilmiyor ya da orak kesmiyor   diyerek tarla sahibinden bahşiş alır.(Güneş,2004) 

 

            Bu örnekte de   görüldüğü gibi ögennerin itibarı kurban kesilmesiyle   pekiştirilmekte, üstlendiği rol tarla sahibi tarafından bir   şekilde ödüllendirilmektedir. Bu sadece ögenner)in itibarını   ortaya koymaz, yaptığı işin önemi de ortaya çıkar. Ayrıca   davul zurna ve kurban ile imeceye katılanların motivasyonu,   işlerini iyi yapmaları da sağlanmaktadır. Ancak kurban kesme   ve bahşiş olayı orak biçmede olduğu halde, mısır çapası,   çift sürmek, meyve hasadı gibi diğer imecelerde   olmamaktadır, Ögenner)in liderlik vasfı orak biçme de   önplana çıkmakta ve bu rolü de toplumda saygı   uyandırmaktadır.    

 

            AŞANACI         

            Düğün, davet gibi   geniş çaplı sayılabilecek yemekli toplantılarda, yemeklerin   yapılmasında öncülük eden kadına aşanacı denilmektedir.   Aşanacı olabilmek için yerel damak zevkine göre yemekleri en   iyi yaptığına inanılan belli bir yaşın üzerindeki   kadınlardan olmak gerekir. Kalabalık  bir topluluğa yemek   pişirmek çoğu zaman bir kadının tek başına yapacağı bir iş   olmaktan çıkar ve aşanacıya bir yardımcı gerekir. Bu   yardımcıların kabul edilmesi için de en az bir çeşit yemeği   iyi yaptığı çevrede kabul görmelidir. Bir düğün ya da davet   öncesi aşanacılar yapılacak sosyal etkinliğe göre yemek   malzemesi ve miktarını belirler. 

 

            (Bunun için   etkinlikten bir gece önce çağrılan aşanacı ve yardımcısı   yapılacak yemekleri belirledikten sonra yemeğin pişme   süresinin uzunluğuna göre, birden fazla insanın aynı anda   çalışmasına ihtiyaç olup olmayacağını belirler. Burada   aşanacı önemlidir. Özellikle karalahana sarması yapılacaksa   bir gece önceden hazırlanması gerekir. Aşanacı yardım edecek   kadınları da iyi tanıdığından işbölümü yapmakta zorluk   çekmez.(Görür,2004) 

 

            Aşanacılar, yemek   pişirme karşılığında belli bir ücret almaz, teklif edilmesi   de hoş karşılanmaz. Para yerine bazen küçük hediyeler   verilmektedir. Bu bir yardımlaşma olarak görülür. Ancak bu   uygulama da düğünlerde farklılık göstermektedir.   Düğünlerdeki uygulama çalışma yöntemi açısından aynı olmakla   birlikte diğer etkinliklere göre süre açısından bir haftayı   bulabilmektedir. Bu sebeple köy halkı içinde (hoş geldin)adı   verilen bir gelenek önem kazanmıştır. 

 

            (Aşanacı daha önce   hazırladığı bir tepsiye, içinde şeker, leblebi, ekmek   dilimleri, armut hoşafı veya yöresel kuruyemişlerle  dolu   tabaklar koyar. Bu tabakları aşanacı tarafından belirlenen   bir erkek ve kadın alarak düğüne gelenlere hoşgeldiniz der,   düğüne gelen insanlar getirdikleri hediyeyi bu kişilere   verirken tepsiye de bahşiş atarlar. Düğün boyunca toplanan   bağışlar aşanacıya verilmektedir.)(Güneş,2004) 

 

            Aşanacıya  verilen bu   bahşiş, köylüler arasında ücret olarak algılanmaz, sadece   küçük bir hediye olarak aşanacıya verilir.

 

            Aşanacılar içinde   bulundukları toplum içinde saygın insanlardır. Düğüne   gelenler onlara saygı da kusur etmezler. Özellikle köy   içinde sosyal statüsü yüksek kişilere yemek ikram edilirken   falan hanımın sarması ya da keşkeği denilerek aşanacılar   övülür. Bazen de küçümseyen bir edayla aşanacası falan hanım   değil mi?, düğününden ne çıkar? şeklinde halk arasında   konuşmalar olmaktadır. Düğünlerde yemek yetmediği zamanlarda   düğünün aşanacısı sorulur ya da (düğün evi tak tuk, el yedi   biz baktık) gibi sözler kullanılmaktadır.      

 

    KULLUKÇU        

Sosyal  etkinliklerde sofraları kuran,   misafirlere yemek veren, sofraları toplayan insanlara   köylüler tarafından (kullukçu) denmektedir. Günümüzde garson   olarak adlandırabileceğimiz kullukçular, kalabalığın düzgün   bir şekilde yemek yemesini sağlarken, katılanların da aç   kalmamasına yardımcı olmamaktadır. Kullukçular, genellikle   genç insanlardan olmaktadır. Aşanacıya da yardımcı olarak   yemeğin herkese yetecek şekilde dağıtılmasında da etkili   olmaktadırlar.

 

  (Kullukçular yemek çeşitleri hakkında   katılamcılara bilgi verirler, aşanacıya yaklaşık olarak kaç   kişinin yediğini geriye kaç kişinin kaldığını söylerler. Bu   şekilde herkes yemek servisinden yararlanmış olur hem de iş   akışında düzen sağlanmış olur. Topluluğun yemek yemesine   yardımcı olan kullukçular en son kendilerine bir sofra   kurarak yemeklerini yerler. Özellikle gece kapalı yerlerde   yapılan sosyal etkinliklerde yemek servisinin bittiğini   kullukçular, yatana oturana destur, diyerek   duyururlar.)(Güneş,2004) 

 

  Bu aynı zamanda etkinliğin bittiğini de   gösterir ve köylüler evlerine dağılmaya başlarlar.   Aşanacının yaptığı yemeğin dağıtımında gençlerden oluşan   kullukçular, yemeğin de belli bir düzen içinde yenilmesini   kontrol etmektedirler.     

 

              KAHYA 

        Kahya   genel olarak düğünleri idare eden kişi olarak karşımıza   çıkmaktadır. Bu aynı zamanda kahyanın düğünler için ne kadar   önemli olduğunu da ortaya koymaktadır.  Köyde düğünler iki   gün iki gece olmaktadır. Ancak düğünün başlangıcı iki gün   önce oğlan evinin kız tarafına aşboğaz götürmesiyle   başladığı için kahyanın görevleri de bu aşama da   başlamaktadır.

 

  Kahyanın toplumda sevilen, herkes   tarafından tanınan, kimseyle kavgası olmayan kişilerden   seçilmesi gerekmektedir.  

 

  (Kahyanın kim olduğu o kadar önemlidir   ki düğünü rezil de eder vezir de eder, şeklinde konuşulur.   Düğün sahibinin toplum içindeki yeri, maddi durumu, sosyal   statüsü bibi konular düğüne gelecek kişi sayısını belirleme   de etkilidir. Önceden düğüne gelecek davtli sayısı tam   olarak bilinemediğinden konukların ağırlanması, çıkacak   sorunların zamanında çözümlenmesi, gelen misafirlerin   konumlarına uygun ağırlanması, uzaktan gelecek konuklara   yatacak yer ayarlanması kahyanın   sorumluluğundadır.)(Görür,2004)

   

  Kaynak kişinin de  belirttiği gibi bir   düğünün tüm kontrolü, sahibine layık bir şekilde yapılması   tamamen kahyaya bağlıdır. Kız evinin ve oğlan evinin ayrı   düğün kahyaları vardır.

 

  (Kız evinde kahyanın görevi aşboğaz   gelmesinin ertesi günü başlamaktadır. Oğlan evinin kahyası   aşboğazı götürdükten sonra düğünle ilgili işleri ev sahibine   danışarak planlamaya başlar. İlk iş olarak düğünün aşanacısı   ve ona yardım edilecek kadınlar belirlenir. Sabah   pişirilecek düğün ekmeğinin hamuru yoğrulur.  Ekmeği fırında   pişirmek kahyanın görevidir. Düğün ekmeği pişirilen fırının   en yüksek yerine fırın çadırı denilen 1 ila 2 m uzunluğunda   basma asılmaktadır.  Ekmek pişme işi bitince çadır kahya   tarafından indirilir. Çadır kahyaya aittir.)(GÖRÜR.2004)

 

  Kahyalık kimi zaman angarya bir iş   olarak görülse de insanları yönlendirme gibi bir özelliği de   içinde barındırdığından, işi yapan kişiye büyük bir tatmin   de getirmektedir. Günümüzde kahyalık geleneği kısmi   değişiklikler olsa da devam etmektedir. Kahya düğünde ev   sahibinin vekili gibi davranmaktadır. Düğüne katılanlar bunu   bildikleri için kahyanın tüm söylediklerine uyarlar.   Aşboğazdan sonra düğün ekmeğini pişiren kahya ikinci güne   daha ayrıntılı işler planlar ve bu işleri yapacak insanlarla   teker teker konuşur.

 

            (O gün akşam düğün   başlayacaktır. Çalgıcılar (mehter) çağrılır. Atların   kalacağı yerler, atların yem ihtiyacı kahya tarafından   düşünülmek zorundadır. Çalgıcıların misafiri karşılamaları   sırasında ev sahibi adına hoş geldin diyecek birini   görevlendirir. Düğünün birinci gecesine komşu düğün gecesi   denir ve düğün sahibi gelen misafirlere hoş geldin diyecek   bir bayan ve bir erkek görevlendirir. Nakdi bahşişler   aşanacıya, ayni hediyeler kahyaya teslim edilir. Bu   hediyeler düğün sahibinin sosyal statüsüne, maddi durumuna,   diğer komşuların düğünlerine nasıl katkıda bulunduğuna göre   değişmekle birlikte, koş, kuzu ve tavuk   olabilmektedir.)(Görür, 2004)

   

            Kahyalar genel olarak   düğünlerde düzeni sağlarken ayrıca bir tane de sofra reisi   seçilmektedir.

      

 

               SOFRA REİSİ 

            Düğünler genellikle   içkili olmaktadır. Erkekler toplu şekilde masalara oturarak   içki içerek eğlenirler. Bu sırada yerel oyunlar da oynanır.   Masanın kurulmasından sonra kahya topluma şu şekilde   seslenir. 

 

            (Sizden tek istediğim   muhabbettir. Muhabbetiniz bizi memnun ederse bizde sizi   memnun ederiz. Ne ihtiyacınız varsa benden isteyeceksiniz.   Bu içki şişede durduğu gibi durmaz, camda durduğu gibi canda   durmaz. Ben hepinizle teker teker ilgilenemem, siz aynı   sofrada oturuyorsunuz, sofrayı idare edecek, sizin   ihtiyaçlarınızı bana iletecek birini seçmenizi istiyorum.   Burada genellikle ağzı iyi laf yapan birisi sofra reisi   olarak seçilir. Bu genellikle birisinin önerisiyle oylanır   ve alkışla belirlenir. Seçilen reis toplumun kendine   gösterdiği güvene teşekkür ederek uyulmasını istediği   kuralları açıklar ve destek ister. Bu destek alkışla   verilerek eğlence başlar. (Güneş,2004)

   

            Muhabbetin   başlamasıyla sofraya katkılarda olmaktadır. Özellikle oğlan   evlendirme de rakı, sigara ve meze şeklinde gelen bu   katkılar çok fazla olabilmektedir. Zaman zaman düğün   sahibinin içki parası ödemeyip bunları sattığı olur. 

   

            Muhabbetin   yürütülmesinden sofra reisi sorumludur. İçki sofrası gece   geç vakitlere kadar devam eder. İçki sofrasının kaldırılması   vakti geldiğinde sofra reisi kahyayı çağırır.    

 

            (Sofra reisi  kahya   ve düğün sahibini çağırarak herkesin yanında memnun olup   olmadıklarını sorar. Bir anlamda onay alır. Sofraya son   verilirken mehderlerin bahşişi için davul masaya konur ve   herkes bahşişini davulun üstüne atar. Sofradan arta kalan   içkiler reis tarafından kahyaya iade edilir ve muhabbet   noktalanır. (Güneş. 2004)   

 

                Sofra   reisi içki masasında bir olay çıkmamasını kahyanın   kontrolünde denetler ama kahyanın görevleri düğünün diğer   günleri de devam eder. 

   

            (Ertesi sabah kahya damat ve gelin   gezdirmeye nereye, hangi zaman gidileceğini belirler.   Mehterle birlikte bir kişiyi görevlendirir, ev ev   dolaştırarak damat ve gelin gezdirmeye davet eder. Kahya ve   aşanacı bir heybe hazırlayarak gençler verilecek içki ve   çeşitli mezeler konulur.  Damat ve sağdıç için at   hazırlanır. Dönüşte kahya katılanların yemeğini halleder ve   önemli kişilerle köyün muhtarını eve getirir. Birinci gece   yapılan ağırlama ikinci gece de aynen tekrarlanır. İkinci   gece damat donatılır, damadı kimin donatacağına kahya karar   verir.)   (Görür,2004) 

 

          Kahyanın görevleri   üçüncü günde devam eder.

 

         (Ertesi gün gelin almaya   gidilecektir. Kahya başdüğüncüyü belirler. Başdüğüncü kız   evine gidecek küçük eşyaları ve muhabbet için içkiyi taşıyan   atlı kadındır. Başdüğüncü  kız evine varınca kapı   kilitlenir. Pazarlıkla kapı açılır ve oğlan eviyle kız   evinin kahyaları biraraya gelerek yemek işini konuşurlar.   Damat tarafını kız evinin yakınlarında karşılayan gençlere   kahya bahşiş verir. Buna cerek germe ücreti denir. Cerek,   yolu kapatmak için sembolik olarak verilen yola konulan   ağaca denilmektedir. Oğlan evinin kahyası kızın   mahallesindeki gençleri çağırarak onlara yiğit yolluğu   denilen hediye ya da bahşiş verir. Çeyizler kahya tarafından   belirlenen atlara yerleştirilir ve topluluk kız evinden   ayrılır. Gelin oğlan evine getirildikten sonra, gelin attan   indirilmeden önce kahya tarafından kucağına erkek çocuk   verilir, gelin çocuğa bahşiş vererek attan iner. Kahya son   olarak misafirlere yemek verir ve gelin duvağı açıldıktan   sonra kahyanın da elini öperek bahşişini alır.  Kahyanın   görevi de misafirlerin ayrılmasıyla sona erer. (Güneş,2004)     

 

            Düğünün başından   sonuna kadar kahya her türlü işle ilgilenir, böylelikle   düzenli bir akış da sağlanmış olmaktadır. Köyün ağır iş   yaşantısı içinde insanlar her türlü işde düzeni oluşturacak   şekilde geleneklerini koruyarak bugüne kadar taşımışlardır.   Bugün de aynı şekilde ögenner, aşanacı ve kahya geleneği   devam etmektedir. Köyde yapılan düğünlerde hala kahyanın ve   aşanacıyla ona yardımcı olan kullukçular vardır. Zamanla   birlikte bazı gelenekler kaybolsa bile , imecelerin köyde   hala devam etmesi, köy düğünlerinin bazı değişiklikler olsa   da aynen devam etmesi bu geleneklerin günümüzde de işlevini   kaybetmesini engellemiştir. Buna bağlı olarak ögenner,   aşanacı, kahya toplumda itibarlarını korumaktadırlar ve   köylülerin özellikle bu insanlara ayrı bir saygısı vardır.   Bunun bir sebebi de bu kişilerin işlerini iyi yapan insanlar   olmasıdır. Sofra reisliği ise sadece köylerde değil şehirde   yapılan içkili kına gecelerinde de aynı şekilde devam   etmektedir.  

 

 

 

    KAYNAK KİŞİLER

 

      1)     DURAN GÜNEŞ, E,1945,Ortaokul mezunu,emekli   işçi,her yıl yazları köyde geçiriyor,28.4.2004 tarihinde   Özgül Görür tarafından yapılan görüşme ve gözlem notları. 

 

    2)   BAYRAM   GÖRÜR, E,1953. Üniversite mezunu, ziraat mühendisi, her yıl   yazlarını köyde geçiriyor, 21.4.2004 tarihinde Özgül Görür   tarafından yapılan görüşme ve gözlem notları.

Related Articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,452BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
14AboneAbone Ol

Çok Okunanlar