19 Haziran 2021 Cts

AKKUŞ İLÇESİ ve KÖYLERİNDE OYNANAN ORTA OYUNLARI

AKKUŞ İLÇESİ ve KÖYLERİNDE OYNANAN ORTA OYUNLARI

KÜLTÜRÜ İLE İLGİLİ ÖZGÜL  GÖRÜR'ÜN HAZIRLAMIŞ  OLDUĞU BİLİMSEL  ÇALIŞMA

 

YAPMIŞ  OLDUĞU  BU  BİLİMSEL  ÇALIŞMA  VE  BU KÜLTÜRÜMÜZÜ  EBEDİ OLARAK YAŞATMAK İÇİN  KENDİSİNE  KONU OLARAK SEÇMESİ  AKKUŞ  VE  KÖYLERİNİN KÜLTÜRÜNE  SAHİP  ÇIKTIĞININ GÖSTERGESİDİR.

 

KENDİSİNİN BU GÜZEL  ÇALIŞMAYI  SİTEYE  GÖNDERMESİ BİZLERİ  GURURLANDIRMIŞTIR. SİTE  YÖNETİCİLERİ OLARAK TEBRİK  EDER HER AKKUŞ'LUNUN BU TÜR ÇALIŞMALARINI SİTEDE YAYINLAYACAĞIMIZI ŞİMDİDEN HERKESE BİLDİRİRİZ.

 

 

ORDU İLİ AKKUŞ İLÇESİ ÇUKUR KÖYDE ORTAOYUNLARI

 

ÖZGÜL GÖRÜR 

Ders Sorumlusu

Doç. Dr. Özkul ÇOBANOĞLU

Ankara, 2004

 

 

KÖY ORTAOYUNLARI

 

Geleneksel halk tiyatrosunda, köylü temsilleri, Meddah, Karagöz, Kukla ve Ortaoyunu olmak üzere beş dalda toplanmaktadır. Köy ortaoyunları ise, köylülerin uzun kış akşamlarında ve düğün gibi özel zamanlarda oynadıkları, dram karakterli temsillerdir. Bu temsillerin en önemli özelliklerinden birisi çok eski bir sözlü geleneğe dayanarak, halk arasında uzun yıllar yaşamasıdır. Ortaoyunları kendi içinde de çeşitli şekilde sınıflandırılır. Bu sınıflandırma Şükrü ELÇİN tarafından şu şekilde yapılmıştır:

 

a) Ritüel oyunlar:

 

1-    Yılın değişmesiyle ilgili oyunlar ( Köse – gelin oyunu v.b.)

 

2-    Mücerret fikirlere bağlı oyunlar ( Arap oyunları)

 

3-    Hayvan kültürüne bağlı oyunlar ( Soya Gezme oyunu)

 

4-    Bitki kültürüne bağlı oyunlar

 

5-    Mezhep merasimleri

 

 

 

b) Profon içerikli oyunlar:

 

1-    Günlük hayattan alınanlar ( Tarla sınırı, Kalaycı)

 

2-    Masallara bağlı oyunlar ( Keloğlan oyunu)

 

3-    Destanlara veya saz şairlerine bağlı oyunlar

 

4-    Tarihi olaylara bağlı oyunlar

 

5-    Lal oyunları (Pandomim)

 

6-    Bebek (Kukla) oyunları (Karagöz)

 

Çukurköy'de oynanan ortaoyunları hakkında bilgi vermeden önce, bu oyunların ne zaman oynandığı ve hangi araçlarla oynandığını belirtmek gerekir. Sözlü gelenek sayesinde asırda asıra aktarılan bu oyunlar, köylüler tarafından özellikle kış mevsiminde eğlenmek amacıyla oynanmaktadır. Bu oyunlarda genellikle rol yapma ve hareket yeteneği fazla olan kişiler yer almaktadır. Her oyun farklı olmakla birlikte, oynanma süreleri de oynayan kişi yada kişilerin yeteneğine göre değişmektedir. Bazı oyunlar kadınlar ve erkekler arasında ayrı ayrı oynandığı gibi, kadınlı- erkekli gruplar arasında da oynanmaktadır. Köy yaşantısı içinde kadınların toplu halde yaptıkları işler vardır. Kadınlar bu işleri yaparken, erkekler tarafından herkesi eğlendirecek bu oyunlar oynanmaktadır. Örneğin sömekçi, kendir ve mısır soyma zamanlarında, bu oyunlar köylü tarafından rağbet görmektedir. Yasaklanmadığı dönemde ekilen kendirin liflere ayrılmasından sonra kalan kendir artıkları, lifleri düzgün olmayan kendirlerle birlikte dövülerek çul ve çuval yapımında kullanılmıştır.karışık olan lifler taraklarda taranarak "sömek" denilen yumaklar oluşturulur ve bunlar bir torbada lifler birbiriyle kaynaşıncaya kadar bir arada tutulur. Bu torbalar bir süre minder olarak kullanılır. Sonbahar mevsiminde hazırlanan bu sömekler, kış akşamlarında köylü kadınlar tarafından imece usulüyle örekeyle eğirirler. Bu toplu eğirme işine köylüler tarafından sömekçi denilmektedir. Kadınlar eğirme işini yaparken erkekler de hem onları hem de kendilerini eğlendirmek amacıyla oyunlar oynamaktadır. Aynı oyunlar, kendir soyma olarak adlandırılan kendiri liflerinden ayırırken de oynanmaktadır.

 

Ayrıca bu oyunlar köylüler tarafından "kavum" olarak adlandırılan gecelerde de oynanmaktadır. Köylüler çok değer verdikleri bir misafiri ağırlamak, önemli bir olayı kutlamak için değer verdikleri misafir veya olay adına yerel çalgılarla gece düzenlemektedir. Bu gecelere kavum geceleri ya da kavum yapmak denmektedir. Böyle gecelerde çalgıcıların dinlenmesine fırsat vermek için oyunların bir ya da birkaçı oynanmaktadır. Uzun süreli gurbete giden köylüler uğurlanmadan bir gece öncesinden kavum düzenlenerek, oyunlar oynanmaktadır. Köye gelen devlet büyüklerinin ağırlanması sırasında da bu oyunlar oynanmaktadır. Köylüler için birine kavum düzenlemek saygı göstermek anlamına gelen önemli bir olaydır. Zaman zaman köylüler, şaka yollu birbirine takılıp "hadi bana bir kavum yap" demektedir. Bunu ciddiye almayan karşı taraf ise "kavum zamanı geçti ya da daha kavum zamanı gelmedi" diyerek alaycı bir cevap vermektedir. Köy içinde hatırı sayılır kişinin kavumuna katılım çok fazla olmakla beraber, köy içinde sevilmeyen kişinin kavumuna çok az sayıda kişi katılmaktadır. Bu gecelerde az ya da çok sayıda oyun oynanması, düzenleyen kişinin ve misafir edilen kişinin sosyal statüsüyle yakından ilişkilidir. Askere gönderme ve asker dönüşünde, içkili olmayan düğünlerde eğlenmek amaçlı yine bu oyunlar oynanmaktadır.

 

Köyde yaşayan herkesin bu oyunları oynaması ya da bilmesi mümkün değildir. Sözlü gelenekle aktarılarak anonimleşen bu oyunlar, giderek genç nüfusun azalmasıyla birlikte kaybolmaya yüz tutmuştur. Metne bağlı olmayan bu oyunlar, tamamen doğaçlama oynanmaktadır. Bu yüzen genel bir ifadeyle köy içinde yirmi yaşın altında bu oyunları bilen genç olmadığını söylemek zor olmayacaktır. Nüfusun azalmasına bağlı olarak köylülerin ortak olarak yaptığı aktiviteler azalmakta, oyunları bilenler bunu aktaracak ortamlar oluşmadığı için yeni nesiller bu tiyatro geleneğine uzak kalmıştır.

 

ÇUKURKÖY ORTAOYUNLARI

 

Kaynak kişilerden aldığım bilgilere göre bu oyunların adları şu şekildedir; deve oyunu, at çakmaca, kalaycılık, tilki oyunu, tosbağa, dök dök karakolu, dökülme yaprak, arı oyunu, yüzük kimde, elma soyma, yetim düğününe çağırma, arap oyunu ya da kız evlendirme oyunudur. Bu oyunlar için kullanılan malzemeler tamamen her evde bulunan eşyalarla hazırlanmaktadır.

 

1- Deve Oyunu

 

            – İki adet çul

 

            – Bir adet kolan

 

            – İki adet deynek

 

            – Dört kişi

 

Oynanışı: İki kişi sırt sırta ayaktayken bellerinden gevşek bir şekilde kolanla bağlanır. Bağlı kişiler önlerine doğru eğilirler, üçüncü kişi bağlı kişilerin ortasına oturarak deveye komut verir. Bunun için özellikle ağır bir kişi seçilir. Bağlı kişilerin hiçbir yerleri görülmeyecek şekilde üstlerine çul örtülür. Birbirlerine bağlanan bir ikinci kişi ellerindeki değneklerle üstteki kişiye vurmaya çalışırlar. Üstteki kişi bundan sakınır. Bu yüzden kimse üstte oturmayı istemez. Hatta bağlı kişilerden hiç dayak yemeyen usta kişiler vardır. Üstteki kişi deveyi köylülere satmak ister, deveyi över. Köylüler iğneyle deveyi rahatsız ederler. Deveye huysuz diyerek az fiyat verirler. Dördüncü kişi alıcıdır. Devenin dişine bakar. Deveye daha önce su verilir. Deve dişine bakmak isteyen alıcıya su fışkırtır. Oyunda köylülerin pazarlık yaparken kullandığı bütün deyimler ve davranışlar aynen kullanılır. Deve pahalı bir hayvandır, köylü fakir olduğu için deveyi almak belli bir zenginlik gerektirir. Herkes deveye talip olmaz. (AKKAYA, 10.12.2003)

 

2- AT ÇAKMA (AT NALLAMA)

 

            – Bir adet kolon                       1. Kişi – Nalbant

 

            – Bir adet kerpeten                  2. Kişi – At

 

            – Bir adet çekiç                        3. Kişi – Postacı

 

Oynanışı: Nalbant kolanı boynuna asar, kerpetenle çekici birbirine vurarak köylülerin ortasında dolanır. "At çakarım. Çakılacak atınız varsa at çakarım." Köylüler atlarını gösterirler. İki kişi birinin ayaklarını tutar. Sırtını dönüp ayaklarını bacaklarının arasından geçirip topuklarından bağlar. Elindeki çekiçle, çekiçle çakıyormuş gibi yapar. Türküler söyleyerek keyifli bir şekilde ıslık çalar. Birinci atı çakarken postacı gelir. Nalbanta der ki, "baban öldü". Nalbant "ölsün işim var gelemem, kaldırsınlar" der. İkinci atı çakarken postacı gelir. Postacı, "annen öldü", nalbant; "siz kaldırın iyi insandı" der. İşine devam eder. Üçüncü atı çakarken postacı tekrar gelir. Postacı "nişanlın ölmüş" der. Nalbant da bağlı atı çözmeyi unutup panik içinde atı ortalıkta sürükleyip durur. (AKKAYA, 10.12.2003)

 

3- KALAYCILIK

 

            – Bir adet kolan                       1. Kişi – Körük

 

            – İki adet uzun deynek             2. Kişi – Körükçü (Çırak)

 

            – Bir adet ceket                       3. Kişi – Kalaycı

 

            – Bir adet bakır tas                   4. Kişi – Postacı

 

            – Bir adet çekiç

 

            – Bir adet sini

 

            – Dört kişi

 

Oynanışı: Birinci kişi oturur. Oturan kişinin boynundan ayaklarına kolanla bağlanır. Bağlanan kişiye önden ceket giydirilir. Uzun değnek kolların uçlarından geçirilir ve gerdirilir.

 

İkinci kişi (çırak) körüğün arka tarafında oturur. Değneğin uçlarından tutup ileri geri hareket ettirir.

 

Üçüncü kişi (kalaycı) kap kalaylamaya başlar. Elindeki siniye bakar. Bu sırada postacı gelir. Postacı "kolay gelsin, annen ölmüş" der. Kalaycı "gelemem, elimde çok iş var" der. İşine devam eder. Çırağın kafasına vurur. "körüğü iyi çekemiyorsun" der. Çırak hızlanır. Bir süre sonra postacı yine gelir. Postacı "kolay gelsin ama annen ölmüş" der. Kalaycı "kaldırsınlar ben gelemem" der. Bir süre geçtikten sonra postacı yine gelir. Postacı "nişanlın ölmüş" der. Kalaycı "çırak hemen körüğü sıva acele et, çabuk" der. Çırakta baca kurumu ile körüğün ağzını sıvamaya çalışır. Körüğün ağzına su ile karıştırılmış kurum sürer. Körüğü omuzlayıp gider. (Ö. GÖRÜR, 13.12.2003)

 

4 – TİLKİ OYUNU

 

            – 7 – 8 adet şapka

 

            – Bir adet tülbent

 

            – Bir adet çul

 

            – Gazyağına batırılmış bez parçası

 

            – Birinci kişi (tilki)

 

– İkinci kişi (çiftlik sahibi)

 

Oynanışı: İki şapka tenekler yukarı gelecek şekilde tülbentle kafaya sarılır. Uzun değnek bacak arasından geçirilip arka uca gaz yağına batırılmış olan bez bağlanır. Çul üstüne örtülür. Diğer şapkalar meydana tavuk olarak serilir. Tilki dağdan sinsi sinsi hoplaya hoplaya tavukların yanına gelir ve tavuk çalıp kaçar. Çiftlik sahibi tilkiyi kovalar. Seyirciler tilkinin kuyruğunu yakmaya çalışır. Tilki kuyruğu yanıncaya kadar tavuk çalar. Kuyruğu yanan tilki ateşli kuyruğunu seyircilerin arasında savurur döner durur. (Ö. GÖRÜR, 13.12.2003)

 

5- TOSBAĞA (KAPLUMBAĞA)

 

            – Birinci kişi (tosbağa)

 

            – İkinci kişi (tosbağa)

 

            – Üçüncü kişi (değnekçi)

 

Oynanışı: İli kişi karşılıklı oturur. Dizler bükülür. Eller bağlanır. Uzun değnek dizlerin altından kol dirseklerinin üstünden geçirilir. Kolanlarla sıkıştırılır. Tosbağalar karşı karşıya oturtulur. İleri hamle yaparak birbirlerini devirmeye çalışırlar. Değnekçi de düşeni kaldırır. Elindeki değneklerle tosbağaları itekler, karınlarını dürter. (M. GÖRÜR, 16.12.2003)

 

6- DÖK DÖK KARAKOLU

 

– Bir adet ceket

 

– Bir adet inek çanağı dolusu su

 

– Bir kayıp arayan kişi (mağdur)

 

Oynanış: 5 – 6 kişi yarım daire şeklinde oturur. Diğer kişi elindeki ceketi oturanların birinden başlayarak kişinin başına geçirir. Kolundan aşağıya doğru yüksek sesle "alo alo, orası neresi" diye sorar. Başına ceket geçirilen kişi cevap verir "alo alo burası (bölgeye yakın karakol isimleri söylenir) Salman karakolu". Birinci kişi "hayırdır bir durum mu var" diye sorar. Mağdur "efendim ben bir davar kaybettim. Bulan var mı diye soracaktım" birinci kişi "nerden arıyorsunuz, ben sizi Niksar karakoluna bağlayayım" der yanındakini gösterir. Kayıp arayan mağdur ceketi aynı şekilde ikinci kişinin başına geçirir. Bu şekilde konuşmalarla en sondan bir öncekine gelinir. En sondan bir önceki "karakolun adı vak vak karakoludur. Son karakolun adı dök dök karakoludur." Vak vak karakoluna sevk edilen mağdur biraz sinirlenir. Söylenerek sonuncu kişinin başına ceketi geçirir ve sorar "Dök dök karakolu, alo alo burası dök dök karakolu" der. Mağdur sinirlenerek inek çanağındaki suyu ceketin kolundan aşağı döker ve köylülelere döner "ne dediyse onu yaptım" der. (AKKAYA, 10.12.2003)

 

7- YETİM DÜĞÜNÜNE ÇAĞIRMA

 

            – Bir kişi

 

            – 8 – 10 yaşlarında bir çocuk

 

            – Ortası düğümlenmiş bir havlu

 

Oynanışı: Sırtında çocuk olan bir kişi köylülelere gelir, selam verir. Köyün ordaki yetkilisini sorar. Bulduktan sonra geldiği yeri anlatır. Hayali bir yer ismi ya da uzak bir yer adı söyler. Bir yetimi evlendireceğini, kimi kimsesi olmadığını anlatır. Buna göre hem yardım ister hem de onlara bir tarih söyleyerek o tarihte fakirin düğünü olduğunu söyler. Söylediği kişiye de sorar. Yetimin düğününe gelecek misin? Geleceğim diyene havluyla vurur. Sen utanmıyor musun, yetimin ekmeğini mi yiyeceksin? Bir sonrakine geçer. Ona da sorar. Yetimin düğününe gelecek misin? Bir öncekinin dayak yediğini gören, dayak yememek için gelmeyeceğim der. Gelmeyeceğini söyleyene, yetimin ekmeği yok diye mi gelmiyor musun? der. Sen gelmezsen o gelmezse bu düğünü kim yapar diyerek geleğim diyeni de gelmeyeceğim diyeni de döver. Köylülerin hepsi düğüne çağrılınca oyun biter. Yalnız çocuklara yapılmaz. (AKKAYA, 10.12.2003)

 

8- ARAP OYUNU YA DA KIZ EVLENDİRME

 

            – Dört adet kadın elbisesi

 

            – Beş kişi

 

Oynanışı: Dört kişiden üçü dul bir kadının kızlarını, bir kişi de dul kadını canlandırır. Kadın üç kızıyla birlikte köylülerin arasına girer. Köylülerin yetkilisini arar, bulur. Çok uzaktan geldiğini, eşini savaşta kaybettiğini, üç yetim kızla sokakta kaldığını, açlık ve sefalet çektiğini, ehli namus kişi olursa kızlarını evlendirmek istediğini söyler. Topluluktaki yetkili kişi kızların özelliklerini ve marifetlerini sorar. Dul kadın ise izin verildiği taktirde kızların marifetlerini göstereceklerini söyler. Üç kız da ayrı ayrı marifet sergilemak zorundadır. Ve bunlar becerebildikleri kadarıyla kadın rolü yapmanın yanında türkü söylemek, hikaye anlatmak ve oyun oynamak gibi marifetler yanında kimi zaman iyi bildikleri yemek tariflerini de verirler. Bu yemek tarifleri ciddi bir yemek tarifinden ziyade alaycı bir tanım olur. Bir anlamda yemek yapan ev hanımlarının taklidi gibidir. Bundan sonra o topluluk içinden çeşitli insanlar bu kızlarla evlenmek isterler. Başlık parası için pazarlıklar yapılır. Kimi zaman alıcılarla anne arasında oyun gereği anlaşma olmayabilir. Anlaşma olması durumunda kız ordan biriyle evlendirilir. O kişinin yanına gider oturur. Anlaşma olmaması durumunda kızlar kendiliğinden koca bulurlar. Kızlar evlendirildikten sonra yalnız kalan kadında kendi yaşına göre koca belirler. Daha sonra teker teker kızlarını ziyaret eden anne, onların hatırını sorar. Onların durumunu öğrenir. Bir süre sonra beklenmedik birisi gelir. Karısının, kızlarını alarak evden kaçtığını, gören olup olmadığını sorar. Kızlarıyla damatlarının hatırını sorar. Damadı beğenmezse alır, beğenmezse olmaz. Genelde oyunun sonunda kızlar eşleriyle kalır. Kadını eski kocası alır götürür. (M. GÖRÜR, 16.12.2003)

 

9- DÖKÜLMEZ YAPRAK OYUNU

 

            – Bir kişi

 

            – İki adet kaşık

 

Oynanışı: Kişilerden biri aldığı kaşıkları çalma pozisyonunda tutarak meclistekilerden birinin kafasına vurmaya başlar ve dökülmez yaprak der. Başına vurulan kişi yaprağını dökmeyen bir bitki söyleyene kadar kafasına vurmaya devam eder. Bazen bilinçli olarak yanlış bitki isimleri söyleyip köylülerin gülmesi sağlanır. Bilenden sonra diğer kişiye geçilir. Oyun böyle devam eder. (M. GÖRÜR, 16.12.2003)

 

 

10- ARI OYUNU

 

            – Bir adet şapka

 

            – Birinci kişi sol tarafa

 

            – İkinci kişi ortaya

 

            –  Üçüncü kişi sağ tarafa

 

Oynanışı: Başına şapka konan kişi ortaya alınır. Ayaklarını iyice açar. Diğer iki kişi sağına ve soluna geçer. Ortadakinin ayaklarına basarak onlarda ayaklarını açar. Yönleri aynıdır. Yandakiler ortadakinin şapkasını düşürmek isterler. Ortadaki elinin birini ağzına götürü ve arı sesi çıkararak kendini korur. Yandakiler saldırınca kaçar ve saldırana bir tokat atar. Sağ taraftaki sağ eliyle avucu dışarı gelecek şekilde sol kulağını korur. Sol taraftaki de sol eliyle sağ kulağını korur. Eller iki kulağa yapışık ancak avuçları dışarı bakar. Ortadakinin şapkasını kim düşürürse ebe olur. Yandakiler kulaklarını iri korumalıdırlar. Baştaki elleriyle şapkaya saldırırlar. (AKKAYA, 10.12.2003)

 

 

11 – ELMA OYUNU

 

            – Bir adet iri elma

 

            – İnce uzun dikiş ipliği

 

            – 6 – 7 kişi

 

Oynanışı: İri elmanın içinden geçirilen ipin ucu tavana asılır. Elma yere değmez. otuz santimetre yerden yüksektedir. Oyuncular daire biçiminde diz üstü otururlar. Ellerini arkadan bağlarlar. Elma sallanır ve oyuncular tutmadan elmayı ağızlarıyla yakalamaya çalışırlar. Kim ısırarak elmayı kaparsa oyunu o kazanır. (Ö. GÖRÜR, 13.12.2003)

 

 

12 YÜZÜK KİMDE OYUNU

 

            – Bir adet yüzük

 

            – Bir adet havlu veya kaşkol

 

            – 5 -10 kişi, bir tanesi ebe

 

Oynanışı: Yed, sekiz veya on kişi sıralı olarak otururlar. Oyuna katılmak isteyen herkes katılabilir. Ebe elindeki yüzüğü herkesin elinin içine bırakırmış gibi davranır. Birkaç defa herkesin avucuna yüzük koymuş gibi yapar. Ellerin pozisyonu parmaklar bükülmeden iki el avuç avuca yapıştırılır. Ebe de yüzüğü avuca bırakır. Yüzüğü bırakınca ucu düğümlü havluyu alır ve birinciden başlayarak elindeki havluyla da avucu açtırarak vurur. Ebe, yüzük kimde diye sorar. Kişi bende değil, Ahmet de der. Ebe vurarak yüzük kimde der. Ahmet bende değil Yaşar da der. Ebenin vurarak yüzük kimde diye sormasıyla oyun devam eder. Yüzük bulunan kişi ebe olur. (M. GÖRÜR, 16.12.2003)

 

Kaynak kişilerden derlediğimiz bu oyunlar herhangi özel bir yerde  oynanmaktadır. Misafir gidilen evde ya da düğün gibi köylülerin çeşitli vesilelerle biraraya geldikleri yerlerde oynanmaktadır.   

 

 

KAYNAKÇA

 

1) Adı Soyadı: Tahsin AKKAYA

 

Doğum yeri ve yılı : Akkuş / ORDU , 1968

 

Cinsiyeti : Erkek

 

İşi: İşçi

 

Öğrenim durumu: Ortaokul mezunu

 

Köyle ilişkisi: Yaz tatillerini köyde geçiriyor.

 

Anlattıklarının kaynağı: Ailesi

 

Görüşmenin yapıldığı tarih: 10.12.2003 tarihinde Özgül GÖRÜR tarafından Ankara'da yapılan görüşme ve gözlem notları.

 

 

 

2) Adı Soyadı: Ömer GÖRÜR

 

Doğum yeri ve yılı : Akkuş / ORDU , 1942

 

Cinsiyeti : Erkek

 

İşi: Çiftçi, marangoz

 

Öğrenim durumu: İlkokul mezunu

 

Köyle ilişkisi: Köyde oturuyor.

 

Anlattıklarının kaynağı: Aile büyükleri

 

Görüşmenin yapıldığı tarih: 13.12.2003 tarihinde Özgül GÖRÜR tarafından Ankara'da yapılan görüşme ve gözlem notları.

 

 

 

3) Geleneksel Türk Halk Tiyatrosu IV: sınıf ders notları

 

 

 

4) Adı Soyadı: Mehmet ÇAKIR

 

Doğum yeri ve yılı : Akkuş / ORDU , 1942

 

Cinsiyeti : Erkek

 

İşi: Emekli memur

 

Öğrenim durumu: İlkokul mezunu

 

Köyle ilişkisi: Köyde oturuyor.

 

Anlattıklarının kaynağı: Annesi

 

Görüşmenin yapıldığı tarih: 16.12.2003 tarihinde Özgül GÖRÜR tarafından Ankara'da yapılan görüşme ve gözlem notları.

Related Articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,450BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
13AboneAbone Ol

Çok Okunanlar