19 Ekim 2021 Sal

Kıbrıs Meselesi ve Annan Planı

Sitemiz İstanbul Muhabiri Tahsin ÇAYIROĞLU, Kıbrıs Meselesini Detaylı Olarak El Almış. Çok Verimli Bir Çalışma, Sitemiz ziyaretçilerini bilgilendirdiği için Muhabirimize çok Teşekkür ediyoruz.

TAHSİN ÇAYIROĞLU

KIBRIS MESELESİ VE ANNAN PLANI

GİRİŞ

Bu makaleyi Burhaniye’de asteğmen olarak vatani görevini icra ederken tabur komutanımızın emri icabı hazırladım ve taburda rütbeli personele birfiil sundum. Zamanın kısıtlı olmasından ve imkanların yetersiz olması münasebetiyle detaylı kaynaklara başvuramadım bununla beraber Profesör O. Metin Öztürk’ün Müdafa-i Hukuk dergisindeki makalesinden fazlası ile esinlendim dolayısıyla bunu belirtmeyi bir borç addederim.

Şubat 2004 Burhaniye

Kıbrıs, Doğu Akdeniz’de Asya, Avrupa ve Afrika’nın birbirine en çok yaklaştığı bir yerde ve dolayısıyla ticaret ve enerji kaynakları yolları üzerinde bulunan stratejik bir öneme sahip bir adadır.

5.896 km kare yüz ölçümüne sahip olan ada coğrafi yapı olaraktan Anadolu’nun güney sahillerinin bir uzantısıdır. Türkiye’ye 71 km uzaklıkta olan ada çevre ülkelere örneğin Suriye’ye 98, İsrail’e 190, Mısır’a ve Yunanistan’a 200 km’ den fazla bir mesafededir. Bu cihetle adanın Türkiye açısından önemi daha da iyi anlaşılmaktadır.

90’lı senelerde SSCB’nin dağılmasıyla beraber dünyanın siyasal, askerî ve iktisadî dengelerinde büyük bir değişim oldu. İki kutuplu sistemden ABD’nin başını çektiği başat bir sisteme kayılmıştır. Dünya çok kutuplu ve çok milletli şirketlerin iktisadi olarak hakim olduğu bir Pazar haline dönmüştür. Bu cihetle büyük devlet olma söylemlerini çok işittiğimiz Türkiye için Kıbrıs’ın önemi hatta vazgeçilmezliği meydandadır.

Yukarda zikrettiğimiz cihetle Türkiye, Kıbrıs’la dört farklı ve birbirlerini tamamlayan olgular açısından alakalıdır:

1)Evvela güvenlik açısından,

2)İktisadi ve stratejik açıdan,

3)Coğrafi açıdan,

4)Tarihi bağları açısından.

 ADANIN STRATEJİK ÖNEMİ:

1)Doğu Akdeniz, Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarını birleştirmekte(oldukça geniş ve önemli bir coğrafyayı) ve kontrol etmektedir. Bu kontrollerin ekonomik, politik ve güvenlik açısından oldukça mühim bir kıymeti vardır.

–  90 sonrasında Hazar’ın berisinde hammadde kaynakları yönünden zengin, oldukça büyük bir pazar meydana çıkmıştır. Kıbrıs buranın geçiş güzergahı üzerindedir. Ada, Ceber-i Tarık , Süveyş ve Karadeniz üzerinden işleyen ticareti kontrol edebilecek bir coğrafyadadır.

– Taşımalı su projesi bu yol üzerindedir (Türkiye’den Orta Doğuya su götürme projesi)

– Önemli ticaret yolları ve enerji merkezlerine yakın olan ada, kendisini kontrol edene önemli politik ve stratejik avantajlar sağlayacaktır.

– Doğu Akdeniz ve Kıbrıs adası bölgesel ve global barış ve istikrar açısından mühim bir yerdedir. Ada Orta Doğu’daki politik, askeri ve iktisadi rollerde önemli bir üs vazifesi üstlenecek bir konumdadır yani bölgede  kilit bir coğrafyadadır.

– Yakın bir zamanda Hazar’ın berisi için önemli bir ticaret merkezi haline gelecek olan İskenderun Körfezi (Bakü-Ceyhan Projesi) adanın tesirine tamamen açık bir vaziyettedir.

– En mühimi de ada Türkiye’nin güvenliği açısından çok önemli bir konuma sahiptir.

1990’lı yılların başında SSCB’nin ve Varşova Paktının dağılması, Avrupa ülkelerinin siyasal entegrasyon çabalarının öne çıkıp hızlanması, Avrupa ülkeleri ile ABD’nin bir rekabet ortamı içine girmesi bunu Doğu Akdeniz ve Kıbrıs üzerinde hissettirmeye başlamıştır.

AB enerji merkezlerini ve bu yolları kontrol etmek için ve adanın sunduğu avantajlarından faydalanmaya ve bu cihetle adayı AG.S.P’ ye dahil etmeye yönelmiştir. Bu hal insiyatifin yavaş yavaş BM’den AB’ye doğru kaydırılmaya çalışıldığına işaret etmekte ve AB’nin adada etkin bir rol üslenmek istediğini meydana koymaktadır.AB bir taraftan BM’nin çözüm yasasına destek çağrısı yaparken diğer taraftan adanın herhalükarda birliğe alınacağını vurgularken aynı şekilde bir taraftan adadaki meselenin hallini zorlaştırmakta yine diğer taraftan Rum tarafına açık bir jest yapmaktadır ki bu çifte standarttır. AB Kıbrıs’a ilişkin ilerleme raporunda adanın kuzeyi için ‘İşgal altındaki AB toprakları’ ifadesini telaffuz etmesi oldukça mühim ve elem vericidir.

 ADANIN KISA TARİHÇESİ

Kıbrıs’ın tarihi, milattan çok öncelere gittiği malumdur. Ada, M.Ö. XV. asırda Hitit hakimiyetinde idi. Bu egemenlik M.Ö. 1450’lerde Mısır ile el değiştirdi. Daha sonraları adaya sırası ile Finike, Asur, Pers, Photomeler ve Roma hakimiyeti hüküm sürdü.

M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu ikiye ayrılınca ada Doğu Roma İmparatorluğu’nda kaldı. 638 yılından sonra ada İslam Devletinin saldırısına maruz kalmıştır. 647 senesinde Halife Osman devrinde ada İslam hakimiyetine girdi ancak Doğu Roma İmparatorluğu 964 senesinde adaya tekrar sahip oldu. Bu tarihten sonra ada 1192’de İngilizler, 1192’de Templer Şövalyelerinin saldırılarına uğramıştır. 1425-26 senelerinde yer yer Memluk Sultanlığının saldırılarına maruz kalmış ve 1571 senesine kadar Venedik Devletinin egemenliğinde yaşamıştır.

Ada, 1571 senesinde Osmanlı İmparatorluğu’na tabi oldu ve bu tabiiyet 1878 yılındaki 93 Harbi ve neticesinde fiilen İngiltere’ye devrolonurken, (93 Harbi mağlubiyeti sonucu Osmanlı İmparatorluğu Rus Çarlığına karşı destek sağlamak maksadı ile adayı İngiltere’ye kiralamıştır.) ada hukuken Umumi Harbe kadar Türk hakimiyetinde kalmıştır. Bu tarihte adada nüfusun % 44’ü Türk ve toprakların % 50’den fazlası Türklerin ellerindeydi.

Umumi Harbin başlaması ile İngiltere adaya el koyduğunu ilan etti. İngilizlerin baskısı neticesi çok sayıda Türk halkı Anadolu ve İngiltere’ye göçtü. Adada kalan Türkler ise eşitlik istiyorlardı. Bu cihetle 1924’te Kıbrıs Türk Cemaat-i İslamiye Örgütü kuruldu.

İkinci Cihan Harbi’nde ada İngiliz üssü olarak kullanıldı. 1944’te Fazıl Küçük, Milli Partiyi kurdu ve akabinde bunu farklı teşkilatlanmalar takip etti. Bu örgütler 1949 senesinde Kıbrıs Türk Federasyonu ismi altında birleştiler.

Bu tarihi izleyen günlerde EOKA’ nın terör faaliyetleri başladı.1957’de Rauf Denktaş savunma amaçlı bir örgüt kurdu ve bu teşkilatın amacı adada ‘taksim’i öngörüyordu.

KIBRIS CUMHURİYETİ VE SONRASI:

1955’te Londra’da Türkiye, İngiltere ve Yunanistan bir araya gelerek toplandılar. Türkiye iki halkın self-determinasyonunu isterken Yunanistan, Rum nüfusuna güvenerek ortak self-determinasyonu talep etti. Bu konferansta bir netice alınamadı ve konferans dağıldı.

1958 Zürih ve 1959’da Londra Konferanslarında Türkiye, İngiltere, Yunanistan, Türk ve Rum halkları bir araya gelerek nihayet bir karara vardı ve Kıbrıs Cumhuriyetinin esası böylece atılmış oldu. Antlaşma gereğince 16 ağustos 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti istiklalini ilan etti. Bu konferansta ne Yunanistan ile Rum kesiminin Enosis’i ne de Türkiye’nin ‘taksim’ teklifi kabul edilmişti.Adada iki cemiyetin ortaklığına, Türkiye ve Yunanistan’la yakın işbirliğine dayanan federal bir cumhuriyetin kurulması öngörülmüştü. Kurulacak devletin başka bir devletle birleşmesi veya taksim edilmesi memnu edilmişti. Adanın savunması Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan tarafından askeri ittifak anlaşması çerçevesinde sağlanacaktı. Ayrıca Garanti Antlaşması Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’a adadaki anayasal nizamı korumak için müdahale hakkı da tanımaktaydı. İngiltere adadaki askeri üslerini ve bunlar üzerindeki egemenlik haklarını muhafaza etmekteydi.

Bu yeni denge iki temel boyutu ortaya çıkarmıştır. Bunlardan birisi adada yaşayan Türkler ve Rumlarla ilgili olanıdır. 1960 sisteminde ön görülen :

-Cumhurbaşkanının Rum, yardımcısının ise Türk olması ve Türk olan yardımcının veto yetkisinin bulunması. Bu veto yetkisi dışişleri, savunma ve güvenlik işlerinde diğer konularda da iade hakkı vardı.

– Bakanlar Kurulunun on üyesinden üçünün Türk olması.

–  Ceza davalarında mahkeme heyetinin sanığın ait olduğu cemiyetin hakimlerince yargılanması.

– Temsilciler Meclisi üyelerinin on beşinin Türk olması.

1960 sisteminin ikinci boyutu ise, Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan arasında olmuştur:

-Kıbrıs Cumhuriyetinin tamamen ya da kısmen herhangi bir siyasi veya iktisadi işbirliğine katılamaması.

– Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin Kıbrıs’ın istiklalini, toprak bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasal düzenini garanti etmesi.

-İngiltere’nin Agrotur ve Dikelyo ile belgede geçen diğer yerlerde tam hükümran olması.

-Ayrıca İngiltere Lefkoşa Havaalanından yararlanması ve serbest uçuş hakkı adanın otuz bir yerinde olması ve ayrıca tesislerinin olması.

Ancak çok geçmeden adada gerginlikler baş göstermeye başlamıştı.1963’te cumhurbaşkanı Makorius’un anayasaya aykırı olarak düzenlediği 13 maddelik anayasa değişikliği ile gerginlik tırmandı. Ve böylece adada mutlak bir Rum hakimiyeti başlamıştı. BM Barış Gücü adada güvenliği muhafaza edemedi.

Türkiye, Yunanistan ile İngiltere’ye başvurduysa da bir netice alamadı. Türk Hava Kuvvetlerince 24 Aralık’ta ihtar uçuşları yapıldı.

Türkiye’nin bu sıralarda adaya müdahale kararı ABD başkanının ünlü ‘Johnson Mektubu’ ile yapılamamıştır.

1967’de Rum Milli Muhafız Kuvvetlerince 15 Kasım’da Boğaziçi ve Geçitkale köylerine karşı imha girişimleri olmuştur.

Bu arada Yunanistan Kıbrıs’a karşılık Batı Trakya ‘da bir takım tavizler verme hesabı içindeydi. Türkiye ise buna karşı çıkarak adaya müdahale kararı almıştır. Ancak Yunanistan bu sefer geri adım atarak 12000 kişilik kuvvetini adadan çekme kararı almıştır. Bu arada Kıbrıs’ta Türkler 29 Aralık 1967’de 1960 Anayasasının tüm kaideleri fiiliyata geçinceye kadar kendi iç ilişkilerini görmek üzere Kıbrıs Geçici Türk İdaresini kurmuşlardır. Bu federal devlet tezi istikametinde atılan kayda değer bir gelişme olmuştur.

 KIBRIS BARIŞ HAREKATI VE K.K.T.C.’NİN KURULUŞU:

15 Temmuz 1974’te eski EOKA’ cı Nikos Sampson Yunanistan ve Rum Mili Muhafız Teşkilatının desteğiyle darbe yaparak Cumhurbaşkanı Makarios’ u devirerek Kıbrıs Elen Cumhuriyetini ilan etmiştir. Türkiye, İngiltere’ye çağrıda bulunduysa da müspet bir netice alamayınca adaya tek taraflı olarak müdahale kararı aldı.

20 Temmuz 1974 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri adaya çıkarak sert çarpışmalardan sonra adaya konuşlandı ve 22 Temmuz’da yapılan mütareke ile I. Kıbrıs Harekatı sona erdi.

Güvenlik Konseyi toplanarak Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’yi derhal müzakerelere davet etti. Cenevre’de yapılan iki konferansta da Yunanistan’ın oyalama taktiği izlemesi ve adada Türklere karşı yapılan soykırımın devam etmesi üzerine Türkiye konferansı keserek II. Barış Harekatını başlattı. 14 Ağustos’ta Türk Ordusu harekata devam ederek 16 Ağustos’ta Güvenlik Konseyinin ateşkes çağrısına kadar ilerlemiştir. Her iki hareket sonrasında Türk kuvvetleri adanın % 38’ine konuşlanmış bulunuyordu.

II. Harekat birincisinin aksine dünya kamuoyunda büyük tepkilere sebep olmuştur. ABD 1975 yılından itibaren Türkiye’ye silah ambargosu uygulamıştır.

Kıbrıs’ta İnsan Hakları İhlalleri:

1963-1974 yılları arasında tarihin hun-harca olarak niteleyeceği insan hakları ihlallerinden birisi yaşanmıştır. 1960 Cumhuriyeti iki halkın eşit siyasi statü ve sayıda katılımını öngören uluslararası anlaşmalar esasında kurulmuştu. Ne var ki ENOSİS fikri ve fiiliyatı bu cumhuriyetin temellerine dinamit döşemiştir.

Evvela 1963 tarihinde cumhurbaşkanı yardımcısı ve tüm Türk hükümet görevlileri safdışı bırakılmıştı.1963-74 seneleri arasında binlerce Türk katledilmiş ve 30.000’den fazla insan ise muhacir durumuna düşürülmüştür. Atlılar Köyü, Muratağa, Sandallar, Terazi Köyü katliamlara sadece birer örnektir.

1974 Barış Harekatının en mühim tesirlerinden biri de Nüfus Mübadelesi Antlaşması olmuştur. 2 Ağustos 1975’te Viyana’da yapılan anlaşma ile güneyde ikamet eden Türkler ile şimalde yaşayan Rumlar mıntıka değiştirdi.

Barış Harekatının diğer mühim tesiri ise 13 Şubat 1975 tarihinde Kıbrıs Türk Federe Devletinin ilan edilmiş olmasıdır. Kıbrıs Türk Federe Devleti çok fırkalı demokratik, parlamenter sisteme ve eşitlik temeline dayanan bir federasyon için kurulmuş olup mevcut Kuzey Kıbrıs Türk Devletinin temelini teşkil etmiştir.

 K.K.T.C:

Kıbrıs Federe Devleti müzakerelere hep açık olmasına rağmen Rum tarafı eşitliğe ve ortaklığa dayanan bir anlaşmaya yanaşmaması ve B.M. Genel Kurulunun olumsuz kararları ve hususiyetle 1983’te almış olduğu bir kararla Rum hakimiyetinin kuzeyde tanınması, Türk tarafının tek yanlı olarak bağımsızlık kararı almasına sebep olmuştur.

15 Kasım 1983 tarihinde Kıbrıs Federe Devleti self-determinasyon hakkını ileri sürerek bağımsızlığını ilan etmiştir. Kıbrıs Türk halkının kendi kaderini tayin etme hakkını 1983 tarihli kararıyla tüm cihana şu şekilde ilan etmiştir:

‘Irk, milli menşe, dil ve din gibi farklılıklara dayalı olarak insanlar arasında ayırım gözetilmesini, her türlü sömürgeciliği, ırkçılığı, baskı ve tahakkümü reddeden, Kıbrıs’ta, Doğu Akdeniz’de, Ortadoğu’da ve dünyada tam bir barış ve istikrarın, huzur ve güven içinde yaşama ve kendi kendilerini yönetmeleri hakları olduğuna inanan, aynı adada sorunları, eşit düzenlerde müzakerelerle, barışçı, adil ve kalıcı bir çözüme ulaştırmanın mümkün ve zorunlu olduğu görüşüne sımsıkı  bağlı bulunan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanının iki eşit halk arasında ortaklığın bir federasyon altında yeniden kurulmasını isteyen meclisimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin kuruluşunu ve bağımsızlık bildirgesini onaylar.’

Bunlara ilave olarak K.K.T.C Meclisi şunları duyuruyordu:

-B.M. ilkelerine bağlılığı,

-Bağlantısızlık haricinde bir politika takip edilemeyeceği,

-İki büyük ülke arasında Doğu Akdeniz’de dengenin muhafaza edileceği ve hiçbir askeri bloğa katılmayacağını,

-Bütün ülkelerle dostane ilişkiler içinde olunacağı,

-Tesis, Garanti ve İttifak anlaşmalarına bağlı olunduğu,

-İslam Ülkeleri, Bağlantısız ülkelerle en yakın bağların kurulacağı ve ilişkilerin tesis edileceği,

-Kuzey Kıbrıs’ı dünyada, Akdeniz’de ve yakın bölgemizde sulhun hüküm sürmesine hizmet edecek bağımsız ve bağlantısız bir barış ve huzur bölgesi olarak tutmaya azimli ve kararlıyız.

5 Mayıs 1985’te anayasa kabul edilmiş, 9 Haziran’daki cumhurbaşkanlığı seçiminde Rauf Denktaş reis-i cumhur seçildi. 23 Haziran’da genel seçimler, 1986’da da mahalli seçimler yapıldı.

K.K.T.C’NİN HUKUKSAL DAYANAKLARI:

1) Self-determinasyon İlkesi: Halkların kaderini tayin hakkını kullanmıştır.

Bu ilke ışığında;

-Türk halkının 1960 sisteminin kurucu unsurlarından biri olması,

-Rum kesiminin Türk halkını temsil edemeyeceği.

2) Türk halkı meşru hükümetten ayrılmamış bilakis bizzat meşru hükümet fesh edilip ve Türk halkı soykırıma maruz kalmıştır.

3) 1 Kasım 1974’te B.M. Genel Kurulunda Türk Halkının Kıbrıs’ta iki halktan biri olduğu belirtilmiştir.

1970 tarihli B.M. Genel Kurulu Deklarasyonu, ‘Hakların Eşitlik ve Self-determinasyon Hakkını’ kabul etmiştir. Ayrıca 1975 Nihai Senedi de halkların self-determinasyon haklarını ikrar etmiştir.

4) Bir devlet olarak tanınmak için gereken şartları K.K.T.C’ de mevcuttur. Bunlar;

– Devamlı, kesin ve belirli bir cemiyet,

– Kesin ve sürekli bir toprak parçası,

– Beynelmilel ilişkiler yürütebilecek derecede bağımsızlığa sahip olmak,

– Bir siyasal teşkilat.

KIBRIS’IN A.B. ÜYELİĞİ:

Rum Yönetimi 3 Temmuz 1990 yılında, Kıbrıs adına A.B’ ye tam üyelik başvurusunda bulunmuş ve 30 Haziran 1993’te Avrupa Komisyonu ise Rum Yönetimi’nin başvurusunu uygun görerek kabul etmiştir. Aralık 1997’de A.B. ile Katılım Müzakerelerine başlamış ve 2002 senesinde de tam üyeliğe kabul edilmiştir. Ayrıca A.B.’ nin İlerleme Raporunda adanın şimali için ‘işgal altındaki Avrupa Birliği toprakları’ ifadesi kullanılması da oldukça esef verici bir ifadedir. Yine bunlara ilave olarak Rum Kesiminin Rusya Federasyonu’ndan almış olduğu S-300 füzeleri de Doğu Akdeniz’de sulh ve huzura gölge düşürmüştür. Ayrıca PKK terörizmine destek vermesi yine kara para aklamada mühim yer işgal etmesi kayda değer nitelikteki gelişmelerdir. ABD Hariciye Nezaretince hususiyetle kara para ve uyuşturucu ticareti trafiğindeki rolü bir dosya halinde hazırlanarak bu bölgenin bu hususta hassas bir yer olduğu teyit edilmiştir(2 Mart 2001).

Şimdi bunları da ilave ederek Rum Kesiminin adayı temsilen A.B’ ye üyeliği üzerinde tenkitte bulunalım:

-Yukarıda belirtilen terörizme destek vermesi ve kara para aklama faaliyetleri,

-Rum Kesimi adanın kuzeyini temsil etmemektedir. 1960 Sistemi çoktan çökmüştür ve dolayısıyla 1960 Anayasasının meşru hükümeti değildir.

-Ayrıca 1960 Anayasasında Türklerin veto hakkı vardı ve yönetimde söz sahibi idiler.

-1960 Anayasası Garantörlük Antlaşması gereğince Kıbrıs, garantör ülkelerin üye olmadığı hiçbir milletlerarası örgütlere üye olamaz maddesi vardı. Dolayısıyla Türkiye A.B’ ye üye değildir.

Tüm bunlara bakıldığında Rum Kesiminin A.B’ ye üyelik başvurusu ve dolayısıyla A.B’ nin bu başvuruyu dikkate alıp müspet cevap vermesi de Uluslararası Hukuka aykırılık teşkil etmektedir.

 ANNAN PLANI:

Annan Belgesi evvela adanın tümü olarak Avrupa Birliğine alınmasının öngören kararın arifesinde meydana çıkmıştır.

Belge aslında Kıbrıs Meselesine çözüm bulmak için hazırlandığı kuşku götürmektedir. Plan öyle ki, adadaki ve Doğu Akdeniz’deki dengelerin tümüyle Avrupa Birliği’nin insiyatifine geçmesini önlemek amacını gütmektedir. Aslında insiyatifin B.M. üzerinden ABD ve İngiltere tarafına geçmesi manasına gelmektedir.

Şayet belge hakikaten sorunu çözmek amacıyla hazırlanmış olsaydı yaklaşık 40 yıldır B.M. nezdinde yürütülen müzakerelerde tarafların üzerinde mutabık kaldıkları ve bir kısmı kayıtlara geçmiş hususlar yok sayılmak yerine bu senette çıkış noktası sayılırdı.

1975 yılında B.M. tarafından kabul edilmiş nüfus mübadelesini öngören bir düzenleme mevcuttur. Oysa plan % 28 nispetinde Rum nüfusunun şimale göçmesini ifade etmektedir. Belge adayı asker ve silahtan arındırmayı amaçlarken İngiltere’nin 1960’taki kazanımlarına hiç dokunmamaktadır. Diğer göze çarpan hal ise garantörlük sistemini muhafaza ederken aynı zamanda B.M. Barış Gücüne aşırı yetkiler vererek garantörlük rejiminin içini boşaltmaktadır.

1) Türk Tarafı Açısından Bu Belgeye Bakıldığında;

-Belge 1960 sisteminin çok gerisinde kalmaktadır. Şöyle ki, Senatoda, Temsilciler Meclisinde ve Yüksek Mahkemelerde Rumların ciddi bir çoğunluğa sahip oldukları görülmektedir.

-Türkiye’ nin etkin ve fiili garantörlüğü manasını büyük nispette yitirmektedir.

-İki toplumlu ve iki kesimli yapıyı sulandırmaktadır.

-Rumlara verilmesi öngörülen Karpaz ve Güzelyurt’un verilmesi söz mevzuu bile olamaz.

-Türk tarafı kıraç, verimsiz ve su kaynakları bakımından yoksun mahallere itilmektedir.

-Elli binin üzerinde Türk, evlerinden ve işyerlerinden edilecek.

-Kuzeye yerleşecek Rumlar, Türk parça devletinin ekonomisini ele geçirebilecekler ve ayrıca ağır külfetleri de beraberinde getireceklerdir.

2) Rum Tarafı Cihetinden Belgeye Bakıldığında;

-Kıbrıs’ın A.B’ ye katılması arifesinde bu planın ortaya çıkması Rum tarafını tedirgin etmiştir.

-Barış Gücüne geniş yetkiler tanınması Rum tarafı açısından kabul edilemez bir durumdur. Adanın tümünü temsilen A.B’ ye girmek varken B.M’ nin insiyatifine girmek istememektedirler.

Adanın A.B’ ye girmesi demek ABD ve İngiltere cihetinden politik, askeri ve iktisadi açıdan büyük bir mevzii kaybı olacaktır. ABD’nin Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ daki mevcut konumdan vazgeçmesi düşünmek pek muhtemel görünmemektedir.

 BELGENİN GENEL MUHTEVASI:

Belge bir kısa metinle ve bu metine bağlı beş ekten müteşekkirdir.

Ana metinde:

-Uzlaşmanın 28 Şubat 2003’e kadar tamamlanması.

-Kuruluş Antlaşması ile A.B’ ye katılımın 30 Mart 2003 tarihinde referanduma sunulması.

-B.M. Genel sekreterinin anlaşmayı tasdik etmesi öngörülmektedir.

Ana metine bağlı birinci ek, Kuruluş Antlaşması, 10 ek ile bu eklere bağlı 43 ilaveden müteşekkir olan oldukça kapsamlı bir bütündür. Kuruluş Antlaşması ile ilavelerinde:

-Kıbrıs, bir müşterek devlet ile iki eşit devletten oluşan ve feshedilemez bir ortaklıktır,

-Kuruluş, Garanti ve İttifak anlaşmaları yürürlükte kalacağı ve bunlara ilişkin ek protokoller,

-Avrupa Birliği’ne Katılım Antlaşmasının imzalanıp onaylanacağı,

-Parça devletlerin eşit statüde olacağı,

-Tek bir Kıbrıs vatandaşı olacağı ve bu yurttaşlığın ortak devletçe verileceği,

-Adanın askerden ve silahtan arındırılacağı,

-Rütbeli personel dahil, 2500 ile 7500 arasında askeri personelden oluşacak Türk ve Yunan birlikleri,

-Anlaşmanın fiiliyatını takip etmek üzere yeni bir Birleşmiş Milletler Barış Gücünün konuşlanması,

-Parça devletlerin sınırları ile alakalı düzenlemeler,

-Milliyet, yeniden yerleşme ve Gayrimenkul Kurullarının kurulacağı..

 BELGENİN HUKUKSAL ve SİYASAL AÇIDAN DEĞERLENDİRİMESİ;

-Rum Yönetiminin Kıbrıs ve Türkler adına konuşmaya yetkili olmadığı,

-1960 cumhuriyeti 1963 senesinden beri ortadan kalkmıştır,

-1960 sistemine göre Rumların, A.B’ ye üye olması için evvela Türkiye’nin birliğe üye olması şarttır,

-Kopenag Kriterleri bağlamında Rumlara hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygılı olması gereği hatırlatılmalıdır,

-Belgenin 1960 Cumhuriyetini referans alması Rum tarafını meşru yönetim olarak görmektedir ki bu geçersiz bir nedendir,

-Ortak devletin yetkilerinin çok geniş olması, egemenliğin çoğunlukta olan Rumların lehine gelişmelere neden olacağı aşikardır,

-Güzelyurt ve Karpaz ile su kaynaklarının Rumlara terk edilmesi hüsn-ü niyete aykırıdır. Ayrıca 50 binden fazla Türk nüfusu muhacir durumuna düşecek ve 70 bin Rum nüfusu ise kuzeye göçecektir.

-Adaya sonradan hicret etmiş olan Türklerin akıbeti de adadan çıkarılma olacaktır ki bu çok ciddi sorunları da beraberinde getirecektir,

-Çok sayıda Rum nüfusu Türk parça devletinin hudutları dahiline yerleştirilmesi iki kesimliliği sulandırmaktadır.,

-Siyasal eşitlik alanında ayrı ayrı çoğunluk esası getirilmemiş. Yasama ve yürütmede karşılıklı veto mekanizması mevcut değildir. Bir de Türklerin ve Rumların değil iki parça devletin siyasal eşitliğinden bahsedilmektedir.

BELGENİN STRATEJİK AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ;

-Kıbrıs’ın A.B üyeliğine icazet verilmesi Türkiye ile Yunanistan arasındaki dengeleri bozmuştur,

-Adanın Türkiye’ye uzaklığı 70 km olduğu düşünülürse güvenlik problemlerini öne çıkarmakta ve haklı olarak Türkiye’yi rahatsız etmektedir,

-Belge ile adada ciddi savunma ve güvenlik sorunu ortaya çıkacaktır. Adanın silahtan ve askerden arındırılmasından bahsedilirken İngiltere’nin üslerine herhangi bir halel gelmemektedir.

-Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünün içi boşaltılmakta ve manasız bir hala sokulmakta ve bunun aksine B.M’ ye etkin rol atfedilmektedir.

 BELGENİN EKONOMİK AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ;

-Kıbrıs Türkleri zaten oldukça ağır ekonomik şartlarda yaşamakta iken bu hal daha kötüleşecektir.

-Kuzey Kıbrıs bugünkü topraklarının % 21’ni terk edecektir,

-Terk edilmesi istenen topraklar tarım ürünlerinin % 65’ini karşılamaktadır,

-Rumların iktisadi açıdan güçlülüğü kuzeyi olumsuz etkiyecek çünkü güçlü ekonomi zayıf ekonomiyi ezebilecektir,

GENEL BAKIŞ;

*Belge nihai şekliyle 1960 sisteminin çok gerisinde kalmaktadır. Müzakere edilmesi bile sakıncalar doğurabilecektir.

*Belgenin kabulüyle Rum Yönetiminin Kıbrıs’ın meşru yönetimi olduğu tanınması manasını taşıyacaktır bu Türklerin azınlık durumuna düşmesi demektir ve bu K.K.T.C’ den vazgeçilmesi olacaktır.

*Türkiye son Kopenhag Zirvesinde Kıbrıs hususunda yaşanan gelişmeler ve alınan kararlar karşısında T.B.M.M ve geçmiş hükümetleri tarafından daha evvel alınmış ve kamuoyuna izah edilmiş kararlar çerçevesinde K.K.T.C. ile aynı nispette yakınlaşmayı içeren adımları atması icap ederken bunu yapamamıştır. Bu Türkiye’ye olan güveni sarstığı gibi Türkiye’nin ciddiyetinin sorgulanmasını da beraberinde getirmiştir.

 CUMHURBAŞKANI DENKTAŞ’IN ÖNERİSİ;

-Türkiye ile K.K.T.C. arasında özel bir ilişki tesis edilmelidir,

-K.K.T.C. ile G.K.R.K. arasında konfederasyon şekli benimsenmelidir,

-Kıbrıs Konfederasyonu iki tarafın müşterek mutabakatı olduğu takdirde A.B’ ye katılım politikası izleyecektir. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliği gerçekleşene kadar özel bir düzenleme ile Kıbrıs Konfederasyonuna A.B üyesi ülkelere tanınan tüm hak ve yükümlülüklerin aynen tanınması,

 RUM TARAFININ ÖNERİSİ;

-Siyasal eşitlik söz konusu olamaz çünkü Rumlar çoğunluktadır,

-Türk askeri adadan çekilmelidir,-

-K.K.T.C. dağıtılmalıdır,

-İki halka ve iki devlete dayalı bir devlet kurulamaz. Rum Yönetimi Kıbrıs’ın meşru hükümetidir. –Eyalet sistemi olmalı ve eyaletler arasında hudut olmayacak,

-Rumlar eski yerlerine geri dönecektir,

-Adaya sonradan gelen Türkler adadan çıkartılacaktır,

-Kıbrıs ne olursa olsun A.B’ ye girecektir yani çözüm beklenilmeyecek

21. ASIRDA TÜRKİYE’NİN STRATEJİSİ NASIL OLMALI:

*Strateji;

1)Mevcut durum değerlendirilmesi (fotoğraf okumak).

2)Veri depolaması; Senaryo haline getirmek, thik-thank’ a, kadro önüne gönderme.

3)Senaryonun yazılması; Önce duruş yerinin belirlenmesi..

*Dış Politika;

1)Türkiye’nin kuruluş stratejisi ve ideolojisi;

-Türk üst kimliği,

-Muasır medeniyet seviyesini yakalamak,

-Laiklik ve bilimsellik,

-Yurtta sulh, cihanda sulh(tarafsızlık manasında değil).

2)Türkiye’nin iç ve dış çevresi;

-Boğazlar nasıl kullanılabilir,

-Doğu Akdeniz ticaret yolu nasıl kontrol edilebilir,

-Balkanlar ve Kafkasya arkası nasıl kontrol edilebilir,

-Ortadoğu’ daki konuma ve yeni duruma göre nasıl bir politika izlenmeli.

3)Dünya;

-Güçlenen büyük şirketlere karşı izlenecek politikalar,

-Yükselen liberal değerlere karşı ne yapılmalı,

-Artan karşılıklı bağımlılık karşısında nasıl karlı çıkılabilir,

-Artan uluslararası örgütler karşısında takip edilecek politikalar ne olmalı ve nasıl hareket edilmeli. 

NETİCE:

Bugün gelinen nokta Kıbrıs Türklerine uygulanan olumsuz ekonomik koşullar, Avrupa Birliğinin cazibesini artırmakta ve tekrar Rumlar ile beraber yaşamayı savunmada bir araç olarak benimsenmesine neden olmaktadır. Türkiye’nin bugüne kadar Kıbrıs Türklerine yaptığı iktisadi yardımların maksatlı tenkitlere konu yapılması ayrıca bir devlet politikası açısından bakıldığında doğru bir yaklaşım olmamaktadır. Yaklaşık kırk yıldır Kıbrıs Türklerine ambargo uygulayarak olumsuz ekonomik koşulları yaratanların birden bire kurtarıcı gibi gösterilmesinin arkasına iyi bakmak gerekir. 

                                                                                     TAHSİN ÇAYIROĞLU

                                                         

 

Kaynaklar:

*Prof. Dr. O. Metin Öztürk’ün Müdafa-i Hukuk Dergisindeki makalesinden esinlendi. Sayı 56.

*Olaylarla Türk Dış Politikası,1965-1990 Dönemi,Prof.Dr. Mehmet Gönlübol-Prof.Dr.Ömer Kürkçüoğlu, Siyasal Kitabevi,

*Türk Dış Politikasının Analizi,Prof.Dr.Faruk Sönmezoğlu,Der Yayn,2.bsm,1998

*Dünden Bugüne Kıbrıs,Prof.Dr.Erol Manisalı,Cumhuriyet,2000

*Uluslararası İlişkiler Sözlüğü,Prof.Dr. Faruk Sönmezoğlu,Der Yayn, 2. basım, 1996

*Ortadoğu-Kafkasya ve Balkanlar Dersi,İ.Ü. Uluslararası İlişkiler Bölümü 2002, Doç Dr. Y. Gökalp Yıldız.

*Dışişleri Bakanlığı internet sayfası

 

Related Articles

3 YORUMLAR

  1. SAYIN BAHADIR BEY, EVVELA ZAHMET EDİP OKUMAK LÜTFUNDA BULUNDUĞUNUZ İÇİN VE SONRA YORUMLARINIZ VE ELEŞTİRİLERİNİZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM. BU DUYARLI DAVRANIŞINIZ İNAN Kİ BENİ BAHTİYAR ETTİ.
    ÖNCELİKLE BU KONU BANA ASKERDE TABUR KOMUTAN VEKİLİ TARAFINDAN BİZZAT VERİLDİ. SİZ DE TAKDİR EDERSİNİZ Kİ SIKIŞIK BİR ZAMANDA VE KAYNAK YETERSİZLİĞİNE RAĞMEN HAZIRLADIĞIM BU ÇALIŞMA GAYET GÜNCEL BİR KONUYU ELE ALMIŞTIR. VE BUNU HEMŞEHRİLERİM İLE PAYLAŞMAKTAN KIVANÇ DUYARIM. ŞİMDİ TENKİTLERİNİZE CEVAP VERMEK İSTİYORUM:
    1)ADA FİİLEN BİRLEŞİK KRALLIĞIN ELİNE GEÇTİĞİNDE YAPILAN DEĞERLENDİRMEDE ADADAKİ TÜRK NÜFUSU % 44’TÜR. ZATEN BUNUN AKSİNİ SÖYLEMEDİK. YIL 1878.
    2)ANNAN PLANI’NIN KIBRISLI TÜRKLER TARAFINDAN KABUL EDİLMİŞ OLMASININ AÇIKLAMASI YÜZDE YÜZÜ YANSITMASA DA GAYET AÇIK VE BUNU YAZIMDA BELİRTTİM ZATEN. AVRUPA BİRLİĞİ’NİN CAZİBESİ. NİTEKİM TÜRKİYE AB İÇİN BİR ÇOK ALANDA DÜZENLEME YAPMADI MI, SADECE BİR TEK MİSAL VERİYORUM A. ÖCALAN’IN İDAM EDİLMEMESİ.
    3)RUM KESİMİNİN RED SEBEBİNE GELİNCE: TEMEL NEDENİ ADADA TEK SÖZ SAHİBİ OLMAK İSTEMELERİDİR. NETİCEDE PLAN İLE TÜRK UNSURUNUN MUHTARİYETİ TEMİN EDİLECEKTİR. ÖBÜR YANDAN BARIŞ GÜCÜNÜN YETKİLERİNİN GENİŞLETİLMESİ RUM TARAFININ EGEMENLİK HAKKINI İHLAL ETMEKTE. DİĞER YANDAN RUM TARAFI ZATEN AB ÜYESİ, BU PLAN ACABA NE KADAR RUM TARAFINI TATMİN EDİYOR??
    4)1983 YILINDAKİ OLAYI İTİRAF EDEYİM TAM MANASIYLA BİLMİYORUM ANCAK TÜRKİYE GENEL MANASIYLA DIŞ POLİTİKADA BAŞARISIZ BİR ÜLKEDİR VE NİTEKİM YAKIN TARİH BUNU KANITLAMAKTADIR ZATEN.
    5)DÖRDÜNCÜ ELEŞTİRİNİZLE BAĞLANTILI OLARAK CEVAP VERECEĞİM. TÜRKİYE BAŞINDAN BERİ KKTC’NİN BAĞIMSIZLIĞINI DESTEKLEDİ VE DÜNYAYA DA BUNU ANLATMAYA ÇALIŞTI. KKTC’NİN BAĞIMSIZLIĞININ TANINMAMASININ NEDENİ ULUSLARARASI BASKIDIR. ANCAK SON GELİŞMELER ÖZELLİKLE İSLAM KONFERANSINDAKİ YENİDEN YAPILANMALAR ÖNEMLİ GELİŞMELERDİR. ANNAN PLANI İLE GELEN ÖNERİ GARANTÖR OLAN TÜRKİYE’NİN ELİNİ KOLUNU BAĞLAMAKTADIR. GARANTÖRLÜĞÜN İÇİNİ BOŞALTMAKTADIR. ADADAN TÜRK ASKERİNİ ÇEKİLMESİ DEMEK TÜRKİYE’Yİ DOĞU AKDENİZ’DE ÖNEMSİZLEŞTİRMEKTEDİR. BU BİR STRATEJİK HATA OLUR.
    SON OLARAK İSE, TÜRKİYE’NİN ADA ÜZERİNDEKİ POLİTİKASI İKİ DEVLETE DAYANAN KONFEDERASYONDUR. BU NE DEMEK OLUYOR KKTC VE RUM KESİMİ DİYE İKİ BAĞIMSIZ DEVLET DEMEKTİR. VE BU BÜYÜK DÜŞÜNEN TÜRKİYE İÇİN ÇOK ELZEMDİR. ADA TÜRKİYE ÜZERİNDE KESİNLİKLE BİR YÜK TEŞKİL ETMEMEKTE BİLAKİS TAMAMEN ELİNİ GÜÇLENDİRMEKTEDİR. ORADAKİ TÜRK ASKERİ BİR GÜÇTÜR VE SANA SÖZ SAHİBİ OLMA VE PAZARLIK OLANAĞI TANIMAKTADIR. GÜÇLÜ TÜRKİYE DEMEK OSMANLI COĞRAFYASI ÜZERİNDE SÖZ SAHİBİ OLMASI DEMEKTİR. BİZ BUNDAN GEÇTİK KULAĞIMIZIN DİBİNDE VE SOYDAŞLARIMIZDAN MÜTEŞEKKİL COĞRAFYAYA KAYITSIZ KALMAMAKTIR. ANNAN PLANI İLE TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN DEVLET POLİTİKASI SEKTEYE UĞRAMIŞ VE HÜKÜMET POLİTİKASI HALİNE DÖNMÜŞTÜR.
    HÜRMETLERİMLE..

  2. SAYIN BAHADIR BEY, EVVELA ZAHMET EDİP OKUMAK LÜTFUNDA BULUNDUĞUNUZ İÇİN VE SONRA YORUMLARINIZ VE ELEŞTİRİLERİNİZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM. BU DUYARLI DAVRANIŞINIZ İNAN Kİ BENİ BAHTİYAR ETTİ.
    ÖNCELİKLE BU KONU BANA ASKERDE TABUR KOMUTAN VEKİLİ TARAFINDAN BİZZAT VERİLDİ. SİZ DE TAKDİR EDERSİNİZ Kİ SIKIŞIK BİR ZAMANDA VE KAYNAK YETERSİZLİĞİNE RAĞMEN HAZIRLADIĞIM BU ÇALIŞMA GAYET GÜNCEL BİR KONUYU ELE ALMIŞTIR. VE BUNU HEMŞEHRİLERİM İLE PAYLAŞMAKTAN KIVANÇ DUYARIM. ŞİMDİ TENKİTLERİNİZE CEVAP VERMEK İSTİYORUM:
    1)ADA FİİLEN BİRLEŞİK KRALLIĞIN ELİNE GEÇTİĞİNDE YAPILAN DEĞERLENDİRMEDE ADADAKİ TÜRK NÜFUSU % 44’TÜR. ZATEN BUNUN AKSİNİ SÖYLEMEDİK. YIL 1878.
    2)ANNAN PLANI’NIN KIBRISLI TÜRKLER TARAFINDAN KABUL EDİLMİŞ OLMASININ AÇIKLAMASI YÜZDE YÜZÜ YANSITMASA DA GAYET AÇIK VE BUNU YAZIMDA BELİRTTİM ZATEN. AVRUPA BİRLİĞİ’NİN CAZİBESİ. NİTEKİM TÜRKİYE AB İÇİN BİR ÇOK ALANDA DÜZENLEME YAPMADI MI, SADECE BİR TEK MİSAL VERİYORUM A. ÖCALAN’IN İDAM EDİLMEMESİ.
    3)RUM KESİMİNİN RED SEBEBİNE GELİNCE: TEMEL NEDENİ ADADA TEK SÖZ SAHİBİ OLMAK İSTEMELERİDİR. NETİCEDE PLAN İLE TÜRK UNSURUNUN MUHTARİYETİ TEMİN EDİLECEKTİR. ÖBÜR YANDAN BARIŞ GÜCÜNÜN YETKİLERİNİN GENİŞLETİLMESİ RUM TARAFININ EGEMENLİK HAKKINI İHLAL ETMEKTE. DİĞER YANDAN RUM TARAFI ZATEN AB ÜYESİ, BU PLAN ACABA NE KADAR RUM TARAFINI TATMİN EDİYOR??
    4)1983 YILINDAKİ OLAYI İTİRAF EDEYİM TAM MANASIYLA BİLMİYORUM ANCAK TÜRKİYE GENEL MANASIYLA DIŞ POLİTİKADA BAŞARISIZ BİR ÜLKEDİR VE NİTEKİM YAKIN TARİH BUNU KANITLAMAKTADIR ZATEN.
    5)DÖRDÜNCÜ ELEŞTİRİNİZLE BAĞLANTILI OLARAK CEVAP VERECEĞİM. TÜRKİYE BAŞINDAN BERİ KKTC’NİN BAĞIMSIZLIĞINI DESTEKLEDİ VE DÜNYAYA DA BUNU ANLATMAYA ÇALIŞTI. KKTC’NİN BAĞIMSIZLIĞININ TANINMAMASININ NEDENİ ULUSLARARASI BASKIDIR. ANCAK SON GELİŞMELER ÖZELLİKLE İSLAM KONFERANSINDAKİ YENİDEN YAPILANMALAR ÖNEMLİ GELİŞMELERDİR. ANNAN PLANI İLE GELEN ÖNERİ GARANTÖR OLAN TÜRKİYE’NİN ELİNİ KOLUNU BAĞLAMAKTADIR. GARANTÖRLÜĞÜN İÇİNİ BOŞALTMAKTADIR. ADADAN TÜRK ASKERİNİ ÇEKİLMESİ DEMEK TÜRKİYE’Yİ DOĞU AKDENİZ’DE ÖNEMSİZLEŞTİRMEKTEDİR. BU BİR STRATEJİK HATA OLUR.
    SON OLARAK İSE, TÜRKİYE’NİN ADA ÜZERİNDEKİ POLİTİKASI İKİ DEVLETE DAYANAN KONFEDERASYONDUR. BU NE DEMEK OLUYOR KKTC VE RUM KESİMİ DİYE İKİ BAĞIMSIZ DEVLET DEMEKTİR. VE BU BÜYÜK DÜŞÜNEN TÜRKİYE İÇİN ÇOK ELZEMDİR. ADA TÜRKİYE ÜZERİNDE KESİNLİKLE BİR YÜK TEŞKİL ETMEMEKTE BİLAKİS TAMAMEN ELİNİ GÜÇLENDİRMEKTEDİR. ORADAKİ TÜRK ASKERİ BİR GÜÇTÜR VE SANA SÖZ SAHİBİ OLMA VE PAZARLIK OLANAĞI TANIMAKTADIR. GÜÇLÜ TÜRKİYE DEMEK OSMANLI COĞRAFYASI ÜZERİNDE SÖZ SAHİBİ OLMASI DEMEKTİR. BİZ BUNDAN GEÇTİK KULAĞIMIZIN DİBİNDE VE SOYDAŞLARIMIZDAN MÜTEŞEKKİL COĞRAFYAYA KAYITSIZ KALMAMAKTIR. ANNAN PLANI İLE TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN DEVLET POLİTİKASI SEKTEYE UĞRAMIŞ VE HÜKÜMET POLİTİKASI HALİNE DÖNMÜŞTÜR.
    HÜRMETLERİMLE..

  3. TAM KLASİK KIBRIS YORUMU!..
    ÖNCE YORUMUN YARISINA-Tarihçesine,stratejik ve Ekonomik değerlendirmesine-KATILDIĞIMI BELİRTEYİM,FAKAT!:
    1-EVVELA ANNAN PLANI BU KADAR FECİ DEĞİL,PLAN HEM YANLIŞ ANLATILMIŞ-sadece bir kısmı doğru-HEM DE SAPTIRILMIŞ!BİR DEFA ANNAN PLANI İLE KKTC DEVLET OLUYOR,DÜNYA TANIYORDU.KKTC’NİN %21’İ DEĞİL,%8 İ RUMLARA TERKEDİLİYORDU,ZİRA ADADA BİZ HİÇBİR ZAMAN 1571’DEN BERİ HİÇ ÇOĞUNLUK OLAMADIK,GENELİ HEP RUM’DU VE ADANIN HERYERİNE DAĞILMIŞLARDI.TABİİKİ EĞER BARIŞ YAPACAKSINIZ,EĞER TECRİTTEN KURTULACAKSANIZ,BUNLARI KABUL EDECEKSİNİZ.
    2-MADEM TAHSİN BEY,ANNAN PLANI KÖTÜYDÜ,FECİYDİ PEKİ NEDEN KIBRISIN ÖZ BE ÖZ TÜRK HALKI BU PLANI HEMDE ÇOĞUNLUKLA KABUL ETTİ? KIBRIS HALKI APTAL MIYDI,SAF’MIYDI?
    3-DİYELİM Kİ TÜRKLER SAF VE BU PLAN RUMLARA YARIYOR,PEKİ NEDEN RUMLAR PLANI REDDETTİLER? PAPADULOS GİBİ EOKA ‘CI BİR MİLİTAN RUM LİDERİ AĞLAYARAK BU PLANI RUMLARIN REDDETMESİNİ İSTEDİ?
    4-BİR DEFA KKTC BAĞIMSIZLIK ŞANSINI TAAAAAAA 1983 YILINDA KAYBETTİ!DENKTAŞ VE TC. DIŞİŞLERİ BAKANLARI ÖNCE BAĞIMSIZLIĞI İLAN ETTİLER FAKAT B.M. KONSEY TOPLANTISINDA PAKİSTAN BİZİ DESTEKLEYİP,TANIYACAKKEN BİZ KIVIRMAYA BAŞLAYINCA ,’EFENDİM BİZADANIN BÜTÜNÜ OLARAK BİRLEŞMEK İSTİYORUZ’DEYİNCE,PAKİSTAN DIŞİLRİ BAKANI ‘BENİ ZOR DURUMDA BIRAKTINIZ,DESTEKLEMEDİNİZ’DİYEREK DESTEĞİNİ ÇEKTİ,YANİ BİZ KENDİMİZE GELİN-GÜVEY OLDUK,HİÇBİR ZAMAN TANINMA İSTEMEDİK!
    5-ANNAN PLANINDAN DAHA İYİ BİR BARIŞ PLANI HİÇ OLMADI,İSTEYEN BÜTÜN TASLAKLARA BAKSIN! KKTC’NİN %8’İNİ VERİYORSUN,TÜRK VE YUNAN ASKERİ ADADAN 10 SENE İÇİNDE AZAR-AZAR ÇEKİLİYOR,SONUNDA İKİ AYRI DEVLETTEN OLUŞAN BİRLEŞİK KIBRIS DEVLETİ OLUYORSUN,RUMLAR DİYOR Kİ ‘1974’DEN SONRA GELEN TÜRKİYEDDEN GELEN TÜRKLER ADADAN GERİ GİTSİN’DİYOR,FAKAT SEN SIKI BİR POLİTİKA İLE BU GERİ GÖÇÜ ÖNLÜYORSUN VE SONUNDA KKTC DİYE DÜNYANIN TANIDIĞI,TECRİTİN KALKTIĞI BİR DEVLETİN OLUYOR! KİM KARLI ,SORARIM?
    6-PEKİ NE OLACAK,HEP BÖYLE SONSUZA KADAR GİDEMİYECEĞİNİZE GÖRE VE BUGÜNE KADAR BİZİM POLİTİKA İLE BİR YERE GELEMEDİĞİMİZE GÖRE ÇÖZÜM,HEP BÖYLE DEVAM YANİ ÇÖZÜMSÜZLÜK MÜDÜR? İŞTE AB ÜYELİĞİMİZE ENGEL YAPIYORLAR!
    SON SÖZ,SAYIN BAŞBAKANIMIZIN DEDİĞİ GİBİ:’Bu Planın karşılığında Devlet oluyordunuz ancak Kabile yönetimine alışmış olanlar,Devlet olmanın ne demek olduğunu bilemezler!’

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,459BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
14AboneAbone Ol

Çok Okunanlar