16 Temmuz 2024 Sal

Din Eğitimi Ehline Bırakılmalıdır

Din Eğitimine Yeni Bir Bakış, Köşe Yazarımız M.Ali KURU'nun Yazı Dizisi

DİN EĞİTİMİNE YENİ BİR BAKIŞ
“ Din Eğitimi ehline bırakılmalıdır.”
“ Yetkili yetkisiz herkesin istisnasız konuştuğu tek alan din”
“ Eksik din eğitimi toplumu yaralıyor.”
“Türk Milli Eğitim Sisteminde Din Eğitimi ve Öğretimi Sempozyumunda, din eğitimindeki eksikliğin toplumda gasp, fuhuş, kapkaç, töre cinayetleri ve satanizm gibi derin yaralar açtığı vurgulandı.”
“Din eğitimini tartışmak.”
“Boş geçen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerine ehil olmayan öğretmenler giriyor.”
Yukarıdaki başlıklar, gazetelerden benim tespit ettiğim haberlerin sadece bir kaçı. Bu haberler bir gerçeği gözler önüne seriyor. O da şudur: Günümüzde din öğretimi ve eğitimi hala tartışılmaktadır. Bu haberlerin yorumunu sonraya bırakarak “din ve bilim” konusunda bir kaç kelam etmek istiyorum.
İnsanoğlu, kendi varlığının farkında olan, kendini gerçekleştirmek üzere bu dünyada bulunan sosyal bir varlıktır.İnsanoğlunun ulaştığı bilgi birikimi, bilimsel ve teknolojik gelişmeler, gerçekten heyecan vericidir. Öte yandan kendi varlığının farkında olan insanoğlunu en çok korkutan şeylerin başında yalnızlık, belirsizlik, boşluk ve kaos gelir. Din ve bilim, kendini inşa etme sorumluluğu ile varlık sahnesine çıkan insanın yolunu aydınlatan, asla birbirleri ile çelişmeyen ve çatışmayan iki temel araçtır. Dinin bilgi olarak kaynağı “ Allah”tır, kurumlaşması ise insan eliyle gerçekleşir. Bilim ise; tamamen insan ürünüdür. Din ve bilim birlerinin alanlarına saygı göstererek işbirliği yaptıkları zaman, insan, kendisiyle, toplumla ve Allah ile barış içinde yaşama imkanına kavuşur. Din ve bilimin çatışması her zaman felaket getirmiştir.
Bilimin ve dinin kendilerine özgü alanları olmasına rağmen, insanoğlunun birey ve toplum planında insanca yaşayabilmesi için, bilimin ve dinin işbirliğine ve birlikte etkin olmalarına çok acil ihtiyaç vardır. Yirminci asrın başlarında, bilim ve din karşı karşıya getirilmiştir. Oysa bilim de, din de hayatın gereklerindendir. Gerçekte bilim dine dayanmalı, dinde bilimsel bir akılcılık içermelidir. Bu bağlamda Albert Einstain’in “ Dinsiz bilim aksak, bilimsiz din ise kördür.” sözlerinin büyük önem taşıdığını düşünüyorum.
Ben bu araştırmamda buradan bir yere varmak istiyorum. Günümüzde din, bütün dünyada yeniden “yükselen değer” haline gelmiştir. Bu durum, seküler hayatın(modernitenin), insani gerçeklik göz ardı edilerek gelişen bilim ve teknolojinin insanın anlam arayışına cevap verememesinin, iletişim imkanlarının artmasına bağlı olarak iyice hızlanmasının “Sosyal değişimin” doğal bir sonucudur.İnsanlık dini dışlayarak bir yere varılamayacağını bir kez daha acı tecrübelerle de olsa, anlamış görünmektedir.
İslam dinamik bir dindir. İnsanoğlunun hayatının bütün yönlerini her alanda etkilemektedir. Bu kadar canlı ve etkin bir müessese olan İslam dinin eğitimi ve öğretimi de önemlidir. Şimdi yukarıdaki haber başlıklarını yorumlarsak durumun ne kadar elim ve vahim olduğunu insanımız açısından daha iyi anlayabiliriz. Günümüzde din öğretimin içeriği “ bazı kalıp bilgileri öğrenciye belletmek” olarak ifade edilemeyecek kadar genişlemiş ve zenginleşmiştir. Değişim ve gelişim ihtiyacı din öğretiminde “ Ne öğretelim?” sorusuyla başlamakta “ Nasıl öğretelim?” sorusuyla devam etmekte ve “Niçin öğretelim?” sorusuna uzanmaktadır. Öğretme – öğrenme süreçlerinin hemen hemen her aşamasında bu durum kendini hissettirmektedir.
Bugün Türkiye de din eğitimi anayasanın 24. maddesi gereği devlet tarafından veriliyor. Herhalde devlet “dini kendi haline bırakırsam ya davulcuya, ya da zurnacıya gider” yollu bir düşünceye sahip olmalı ki diğer alanlarda eğitimin özeli varken din eğitiminin özeli yok. Mevcut duruma göre din eğitimi veren özel okul açmak yasak. Her türlü genel ve mesleki eğitim veren okullar açabilirsiniz. Aynı şey yüksek öğretim için de geçerli. Özel bir ilahiyat fakültesi açamazsınız. Dinin eğitimini devlet verebilir. Bu bir anayasal zorunluluktur. Bu mevcut durum kimileri için sevindirici, kimileri içinde sıkıntılı bir durumdur. Çünkü devlet dinin eğitimini verir fakat dinin iyi öğrenilip öğrenilmediğinin veya doğru yaşanması gibi bir derdi yoktur. Öyle veya böyle Türkiye’deki din eğitiminde ve öğretiminde bir problem vardır.. Bunları şöyle sıralayalım ve birer birer inceleyelim:
• Din eğitiminde kalite sorunu
• Müfredat ve kitap sorunu
• Yetişmiş insan unsuru
• Okullarda din öğretiminin yeri vb.
Din eğitiminde de, diğer eğitim alanlarına göre çok vahim düzeyde yaşanan kalite sorunun temelinde, hastalıklı ve çarpık din –eğitim öğretim ilişkileri vardır. Türkiye’ de bir zamanlar dinle ilgili herkesin ve her şeyin ötekileştirilmesi ve aşağılanması yaşanmıştır. Dini ve dindarları gözden düşürmek, din eğitimi verenleri ve alanları hor görmek gibi. Bu yaklaşım insanlar arasında bir ayrışmaya sebep olmuş ve kutuplaşmalar meydana getirmiştir. Bunun en belirgin örneği okullarda din öğretiminin yeri konusunda kendisi gösteriyor olmasıdır. Üniversite yıllarında uygulama yaparken bir arkadaşımız anlatmıştı: “ Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin dışındaki dersleri okutan bazı öğretmenler , “Okulda din dersi neden okutuluyor?, Öğrenciler din alimi mi olacaklar” şeklinde sorular soruyorlar.” demişti. Arkadaşımızın bu sözü üzerine bende : “ Öğrenciler sanki diğer derslerden alim mi oluyorlar?” demiştim.
Anayasal zorunluluğu olan tek ders Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi olmasına rağmen en çok üzerinde tartışılan ders yine Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersidir. Okullardaki din öğretimi uygulamalarına ister din kültürü kazandırma diyelim, ister ahlak bilgisi diyelim, sonuç itibariyle kültürü kazandırılmak, bilgisi verilmek istenen olgu “ din” olgusudur.
Yeni bir bakış açısı ile baktığımız zaman öncelikle şu sorular cevap bekler halde karşımızda durmaktadır:
“ Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi, okulun genel öğretimdeki amacına erişmesinde hangi katkıda bulunabilir.?”
“ Bu katkı ne derece gerekli ve kaçınılmazdır?”
“ Din öğretimi nedir?”
“ Din Kültürü Ahlak Bilgisi dersi nasıl bir derstir?”
“ Din öğretimi yapmak ne demektir?”
“ Din öğretimi öğrencinin zihinsel gelişimine katkıda bulunabilir mi?
“ Nasıl bir din öğretimi öğrencinin zihin eğitimine katkıda bulunabilir, onun zihinsel yeteneklerini geliştirebilir?
Sorularının cevaplarını arayalım.
NASIL BİR DİN ÖĞRETİMİ?
Din öğretimi, bir bilgi verme vasıtası olmakla beraber, insanın bilgi elde etme yollarını ve aklını kullanma kabiliyetini geliştiren bir süreçtir. Bu bağlamda karşımıza din öğretiminin önemli bir amacı çıkıyor: “ Yetişmekte olan nesle din hakkında doğru bilgi vermek, onların toplumda yaygın olan zihniyetler üzerinde düşünmelerini sağlamak ve gençleri bilinçlendirmek…” kendilerine sunulan farklı teklifleri inceleyebilmek için öğrencilerin bakış açılarını geliştirmeye ihtiyaç vardır. Çocuklar, gençler kızlar körü körüne bir uygulayıcı olmamalıdır. Onlar, bilginin hangi amaçla, kim için, nasıl bir dünyada kullanabileceğini sorgulayacak biçimde yetiştirilmelidir. Eğer çocuklar ve gençler, özellikle inanç ve yaşam, konusundaki tercihlerini özgür olarak yapabilirlerse, istismar edilmekten korunacaklardır.
Peki, din eğitimcisi (Öğretmen ) bunu hangi yolla yapacaktır? Dini metinleri ezberleterek mi? İlmihal bilgileri belleterek mi? Araştırma yaptırarak mı? Soru sorarak mı? Bu bir yöntem sorunudur ben bildiğim gibi öğretirim diyerek mi?
Nasıl bir din öğretimi? Sorusunun cevabını şöyle verebiliriz:
Temelinde insana saygı,düşünceye saygı hürriyete saygı, ahlaki olana saygı ve kültürel mirasa saygı olan bir din öğretiminden yanayız.
Din öğretiminin hedef davranışlarına gelince; Din öğretimi ile ilgili yeni bakış açımızı “ öğrencinin bilincinin gelişmesini sağlayacak şartları oluşturmak ve öğrenciye, hayatın problemlerini çözebilmesinde yardımcı olacak yolları göstermek”şeklinde formüle edebiliriz. Din dersi sadece öğretim programında olduğu için önemli ve değerli değildir. Din dersi öğrencilerin ve gençlerin gelişimine katkıda bulunduğu için önemlidir. Okuduğu dersin hedefinin ne olduğunu bilmek öğrencinin en tabi hakkıdır. Dersin anlamlandırılamadığı, amacının, hedefinin belirgin olmadığı durumlarda huzursuzluklara ve çatışmalara kapı açılır.
Sonuç itibarıyla bu araştırmanın din öğretimi alanında oluşturulmuş olan ortak aklın ürünlerine öğretmen ve öğrenciyi birlikte katma çabasını başlatmasıdır. Bu yönde yapılacak çabalara aşağıdaki ana düşüncelerin yol göstereceğini ümit ediyorum. Yani kısaca bu benim din öğretimine ve eğitimine yeni bakış açım olarak da adlandırılabilir.
1) Akla ve bilime dayalı bir din anlayışının Türkiye için gerekli zihniyet değişikliğinin gerçekleşmesine yardımcı olabileceğine inanıyorum.
2) Düşünen, sorgulayan, inancını aklıyla bütünleştirebilen öğrencilerin yetişmesine hizmet edecek yöntemlerin geliştirilmesine çalışıyorum.
3) Din öğretiminde belletici ve baskı altına alıcı bir yaklaşımı değil, konuları özümleyici ve yorumlayıcı bir yaklaşımı benimsiyorum.
4) Din öğretiminde dinin bütünleştirici, huzur verici ve barışı sağlayıcı gücünü ortaya çıkarmaya çalışıyorum.
5) Din öğretiminde şekilcilik ve sloganları değil, ahlaki öğretilerin felsefesini önemsiyorum.
6) Sağlıklı bir din anlayışının kaliteli bir eğitim- öğretim sürecinden geçtiğine inanıyorum.
7) Din öğretiminde,oku,düşün ve anla prensibini benimsiyorum.
8) Din öğretiminde, yönetici-öğretmen-öğrenci-veli ilişkisinde güven ortamının önemine inanıyorum.
Bu makalenin kapsamında sunulan yaklaşımın, din öğretimi alanında sağlıklı bir yeniden yapılanma yolunda önemli bir ışık olacağı inancı ile konu ile ilgilenenlere sevgi ve saygılarımı sunarım.
02. 01. 2008
Mehmet Ali KURU
Eğitimci – Öğretmen
Kaynakçalar :
1) Din Öğretiminde Yeni Yaklaşımlar ( MEB Öğretmen Kitapları Serisi) Komisyon
2) Din Eğitimi ve Öğretimi İlahiyat Ders Kitabı ( Beyza BİLGİN) Ankara

 

Related Articles

5 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,465BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
19AboneAbone Ol

Çok Okunanlar