5 Aralık 2022 Pts

ALLAH’IN ÖVGÜSÜNÜ KAZANAN BAHTİYAR İNSANLAR

Yazarımız Mehmet Ali KURU'nun "ŞEHİTLERİMİZ" yazısını okudunuz mu?

ALLAH’IN ÖVGÜSÜNÜ KAZANAN BAHTİYAR İNSANLAR
(ŞEHİTLER)

 Kıymetli okuyucularım, bu yazıma bir şiir ile başlamak istiyorum.

Bu Vatan Kimin?
……..
İleri atılıp sellercesine,
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine,
Şu kara toprağa girenlerindir…

Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Nehirler gazidir dağlar kahraman,
Her taşı yâkut olan bu vatan,
Can verme sırrına erenlerindir….
…….
Orhan Şaik Gökyay

Öncelikle son haftalarda ülkemizin güneydoğusunda meydana gelen, hepimizin yüreklerini sızlatan menfur terör saldırılarını şiddetle kınıyor ve telin ediyorum. Milletimizin başı sağ olsun. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, geride kalan eş,dost ve yakınlarına sabrı cemil ile sabırlar diliyorum. Allah onlara da sabır versin.
Bu yazımda sizlerle paylaşmak istediğim konu şehitlik konusudur. Son günlerde ülkemin her köşesinde konu ile ilgili ilgisiz herkes bir şeyler söylüyor veya yazıyor ancak konuşması ve yazması gerekenler sustuğu için gerçekler göz önüne çıkartılmıyor.Yani yerinde sayanlar yürüyenlerden çok gürültü çıkarttığı için her şey birbirine karışıyor.
Milletin vatanseverlik duyguları ve şehitlik kavramları sanki bir sıvandan geçiyor. Zor günler yaşıyoruz. Hiçbir zaman ortalıkta gözükmeyenler son günlerde birer uzman edası ile ahkam kesmeye ve milletin hamaset duygularını su istimal etmeye başladılar.
Her ölene şehit denir mi? Şehitler niçin can veriyorlar? Şehitlik mertebesi nedir? Bu kavramlar uluorta tartışılacak basit birer kavram mıdır? Bütün bu saydıklarıma İslam dinin en güvenilir kaynaklarından yaptığım araştırmalarla cevap vermeye çalışacağım. Okuyup düşünmek ve aklı selim ile değerlendirmek siz değerli okuyucularımın en tabii hakkı diye düşünüyorum.

Hz. Muhammed (s.a.s)'in zamanından günümüze kadar, çok sayıda insanlar, Allah rızası ve Tevhid mücâdelesi için, Allah'ın adını yüceltmek ve emrini hakim kılmak için canını verip şehit oldu. Bunların başında Yasir ve hanımı Sümeyye gelmektedir. Yasir ilk erkek ve hanımı Sümeyye ilk kadın şehit olmuştu. Bu şehitlik kervanı, herhangi bir yer veya zamanda noktalanmadı ve noktalanmayacak, kıyâmete karar devam edecektir

İlkönce şehit ve şüheda kavramları ne anlama gelmektedir sorusunun cevabını arayalım. Konu ile ilgili olarak güvenilir islam kaynaklarında şu bilgiler verilmektedir.
“Şehit, kelime olarak kesin bir haberi veren, bildiğini söyleyen, hazır olan, bulunan, bir hadiseye şahit olan, şahitlik eden. Dinî anlamda, Allah rızası için, O'nun yolunda canını fedâ eden müslümana verilen isimdir. Ona bu ismin verilmesinin sebebi, cennetlik olduğuna şahitlik edilmiş olması veya onun Yüce Allah'ın huzurunda yaşıyor bulunması yahut ölümü sırasında meleklerin hazır bulunması yahut ta ruhunun doğrudan doğruya Daru's-Selâm'da (Cennet'te) bulunması veya Allah tarafından çeşitli mükâfatlarla mükâfatlandırılmış olmasıdır.
Kur'an'da otuz beş dolayında "şehit" kelimesi ve yirmi civarında da, çoğulu olan "şuheda" kelimesi geçmektedir. Aynı kökten gelen kelimelerle beraber, Kur'an'da geçen "şehit" kelimesi, daha çok şâhit manasınadır. Şehit, aynı zamanda Yüce Allah'ın isimlerinden biridir. Bir kaç âyette de, bu manayı ifâde etmektedir. Bu âyetlerden birinin meâli şöyledir:
“Biz onlara, ufuklarda ve kendi canlarında âyetlerimizi göstereceğiz ki o (Kur'an)'ın gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabb'inin her şeye şâhit olması, (her şeyi görmesi) yetmez mi?” (Fussilet, 41/53).
Burada konumuz olan şehit ise Kur'an'da daha çok "ka-te-le" fiilinin mechûlü ile, Allah yolunda öldürülme anlamında kullanılmaktadır. Şehitlik büyük bir derecedir. Şehitler hem Allah'ın övgüsünü ve hem de Hz. Muhammed (s.a.s)'in sevgisini kazanan bahtiyar insanlardır.
Yüce Allah, şehitlerin ma'nen ölmediklerini, onlara ölüler denilmemesinin gerektiğini, Kur'an'ın değişik yerlerinde dile getirmiştir:
“Allah yolunda öldürülenleri, ölüler sanma. Hayır, (onlar) diridirler. Rabb'leri katında rızıklanmaktadırlar. Allah'ın keremiyle kendilerine verdiklerinden sevinçli olarak, arkalarında henüz (şehit olup) kendilerine yetişemeyenlere de korku olmadığı, onların da üzüntüye uğramayacakları müjdesiyle sevinmektedirler. Allah'ın nimeti ve keremiyle ve Allah'ın mü'minlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesiyle sevinirler" (Âlu İmran, 3/169, 170, 171).
Allah yolunda ruhunu teslim eden şehitlerin amellerinin boşa gitmeyeceği, büyük ecir ve sevap kazanacakları, Kur'an'da şöyle haber verilmiştir:
“Dünya hayatını âhiret hayatı karşılığında satarlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz" (en-Nisa,4/74).
“…Allah dileseydi, (kendisi) onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için (size savaşı emrediyor). Allah yolunda öldürülenler (yok mu, Allah) onların yaptıkları işleri zâyi etmeyecektir" (Muhammed 47/4).
Şehitlerin günahlarının af olunacağı da, Kur'an'da müjdelenmiştir:
“Rabb'leri onlara karşılık verdi: Ben, sizden erkek, kadın, hiç bir çalışanın işini zâyi etmeyeceğim. Hep birbirinizdensiniz. Göç edenler yurtlarından çıkarılanlar, yolumda işkence edilenler… Elbette onların kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. (Yaptıklarına), Allah katında bir karşılık olarak (bu nimetleri vereceğim). Şüphesiz karşılıkların en güzeli Allah katındadır" (Âlu İmrân, 3/195).
Hz. Muhammed (s.a.s)'in, şehît olmanın fazileti hakkında söylemiş olduğu iki hadisin meali de şöyledir:
"Cennete giren hiç bir kimse, dünya üzerindeki her şey kendisine verilse bile, dünyaya dönmek istemez. Ancak şehid müstesnadır. O, göreceği ikramdan dolayı tekrar dünyaya dönüp on defa daha öldürülmeyi (şehid olmayı) temenni eder" (Buhârî, Cihâd 6; Müslim, İmâre,108,109; Neseî, Cihâd 33).
"Muhammed'in nefsi, elinin kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşmak ve öldürülmek, sonra savaşmak ve yine öldürülmek, sonra yine savaşmak ve öldürülmek isterdim" (Buhâri, İman, 26; Müslim, İmâre,103,107; Neseî, Cihad, 37).
Şehit olmada ölçü, Allah'ın rızasıdır. Allah rızası için mücâdele eden, O'nun adını yüceltmek için çaba sarf eden, Allah için savaşa katılmış ve bu yolda canını veren de, şehit olmuş olur.
Bir a'râbî Hz. Muhammed (s.a.s)'in huzuruna gelerek: "Ya Resûlullah! Bir adam ganimet için, diğeri şöhret için, öbürü riya ve gösteriş için savaşır. Hangisi Allah yolundadır?" diye sorunca, Hz. Peygamber (s.a.s) şu cevabı vermiştir:
Kim Allah'ın adını, hükmünü yüceltmek, her şeyin üstüne çıkarmak için savaşırsa, o Allah yolundadır" (Buhârî, İlim, 45; Cihâd,15; Müslim, İmre,150,151)
Diğer bir hadiste de, Hz. Peygamber (s:a.s) önemli olan üç hususu misâl olarak ortaya koymuştur: Şehit olmak, âlim olmak ve hayırsever zengin olmak. Bu üç önemli ve faziletli durumda olan insanlar, Allah'ın rızasını düşünmeyerek, çeşitli menfaat, riya ve gösteriş duyguları ile hareket ettikleri takdirde, şehit, âlim ve hayırsever olmanın kendilerine hiç bir faydası olmaz. Bunların akıbetleri Cehennemdir:
"Ebu Hüreyre (r.a.)'den rivâyet edildiğine göre Hz. Muhammed (s.a.s) şöyle buyurmuş:
"Kıyamet gününde aleyhine hükm olunacak halkın birincisi, şehit edilen bir adam olacaktır. O kişi Allah'ın huzuruna getirilir. Allah, ona verdiği nimetleri bir bir anlatır. O da bunları bilir, hatırlar. Yüce Allah ona:
-Bu nimetlerin arasında ne yaptın? diye sorar. O, şu cevabı verir:
-Senin rızan için savaştım ve nihâyet şehît oldum. O zaman Allah şöyle der:
-Yalan söylüyorsun! Fakat sen, hakkında kahraman denilsin diye savaştın ve netice de de bu söz söylendi. Allah'ın emri üzerine o kişi yüzüstü sürüklenerek Cehenneme yollanır.
İkinci olarak, ilim öğrenmiş, başkalarına öğretmiş, Kur'an'ı okuyan biri Yüce Allah'ın huzuruna getirilir. Allah, ona da verdiği nimetlerini tek tek anlatır. O da bu nimetleri anlar, kabul eder. Yüce Allah ona şöyle sorar:
-Bu nimetlerin içinde bulunurken, benim için ne yaptın? O kişi, şu cevabı verir:
-Senin rızan için ilim öğrendim, Kur'an'ı okudum ve başkalarına da öğrettim, okuttum. Ondan sonra AIlah ona şöyle der:
-Sen yalan söylüyorsun! Sana âlim, ne güzel okuyor, denilsin diye okudun. İlim öğrenmeyi, Kur'an'ı okumayı, başkasına öğretmeyi ve okutmayı, riya ve gösteriş için yaptın. Nihâyet senin için bu övgüler de yapıldı. Allah'ın emri üzerine bu adam da yüzüstü sürüklenerek Cehenneme atılır.
Üçüncü olarak, Allah'ın kendisine zenginlik ve çeşitli mallardan verdiği bir kişi getirilir. Allah, bu kişiye de verdiği nimetleri ayrı ayrı anlatır. O da, bu nimetleri bilir, hatırlar. Yüce Allah ona da şu soruyu sorar:
-Bu nimetlerin arasında bulunduğunda, ne gibi hayırlı işlerde bulundun? Kişi şu cevabı verir:
-Senin rızan için, sevdiğin her türlü hayır yollarına harcamada bulundum. Allah, onun bu cevabı üzerine söyle der:
-Sen yalan söylüyorsun! Sana cömert desinler diye bu hayır yollarına harcamada bulundun. Bu yardımları, riyâ ve gösteriş için yaptın. Sonra, Allah'ın emri üzerine bu kişi de, yüzüstü sürüklenerek Cehenneme yollanır" (Müslim, İmâre, 52)
Hanefî mezhebi âlimlerinin görüşlerine göre, şehîtleri üç kısma ayırmamız mümkündür:
1-Dünya ve âhiretin şehîdi: Kâfirlerle savaştığı sırada, düşman tarafından öldürülen veya asiler, yol kesen soyguncular tarafından öldürülen yahut evine giren hırsızların ağır bir cisim veya kesici bir alet kullanarak öldürdükleri kimsedir. Savaş alanında yaralı bulunan, yaralarından, göz veya kulağından kanlar akan ve bu durumda vefât eden kişi de, bu kısım şehîtlerdendir. Mal, can, namus ve benzeri müdafaalarda, zulüm ve haksızlıkla, suçsuz yere öldürülen kişi, kimin tarafından öldürülürse, öldürülsün, bu şehîtlerden sayılır. Müslüman, âkil, baliğ olduğu halde, hayız, nifas ve cünüplükten temiz olarak şehît olanlar yıkanmaz, kefenlenmez, kanları ve elbiseleriyle gömülürler. Ancak onların üzerindeki kürk, palto, parke, silah, mest ve benzeri fazlalıklar çıkarılır. Yıkanmadan gömülmeleri, Hz. Muhammed (s.a.v)'in:” Onları kanlarıyla gömün" ( Ahmed b. Hanbel, III, 299, V, 431) şeklinde hadisine dayanmaktadır. Bu kısım şehitlerin her birine, "hükmî şehît" denir. Bu kısma giren şehîtler, elbiseleriyle gömülünce, elbiseleri onlar için kefen sayılır. Vücutlarının her tarafı elbiseleriyle örtülür. Elbiseleri vücutlarını örtmek için yetmezse, başka bir şeyle örtülmeleri temin edilir.
2-Âhiretin şehîdi: Bir kısım şehîtler de, yalnız âhiret hükmü bakımından şehît sayılırlar. Hata yoluyla öldürülen ve varislerine diyet verilmesi gereken kimse ile savaş veya asilerle çatışma sırasında yaralanıp da, çatışma bittikten sonra bir tarafa çekilerek yiyip içtikten, konuştuktan veya uyuduktan yahut ilaç kullandıktan yahut da aklı başında olarak üzerinden bir namaz vakti geçtikten sonra vefât eden müslüman gibi…
Âkil ve baliğ olmayan yahut hayızlı, nifaslı veya cünüp iken şehît olanlar da, bu kapsama girmektedirler.
Bunlar diğer ölüler gibi yıkanır, kefenlenir ve namazı kılındıktan sonra gömülürler.
Bir de, yanarak ölen, suda boğulan, göçük, çığ, toprak veya bina altında kalan, vebâ gibi salgın hastalıklardan vefât eden, veya akrep sokmasından ölen, gurbette veya ilim yolunda ya da cuma gecesinde vefât eden müslümanlar da bu hükümdedir. Doğumdan vefat eden kadın da böyledir.
3-Dünya şehîdi: Kalbinde Allah rızasını taşımayan, başka duygu ve düşüncelerle hareket eden riyâkâr ve gösteriş ehli münafıklar, müslümanlarla beraber savaşa katıldıkları zaman, kâfirler tarafından öldürülürlerse, dünya hayatında şehîd muamelesine tabi tutulurlar. Bunlar da "hükmî şehît" sınıfından kabul edilir, yıkanmaz, cenâze namazları kılınır ve elbiseleriyle gömülürler. Fakat, yukarıdaki hadislerde ifâde edildiği gibi, Allah onların kalbini bilir. Âhirette kendilerine herhangi bir mükâfat yoktur. Cehennem ateşi ile cezalandırılırlar. Böyle insanların gerçek yüzünü Allah bilir. İnsan olarak bizler, tam manasıyla bilemeyiz. Onların hakkında, dış görünüşlerine, hal, hareket ve davranışlarına göre hükmederiz (İbn Abidin, Reddu'l-Muhtar, Mısır tsz. I, 848 )
Şehit olan insanların kul hakkı dışındaki bütün günahları affedilir. Şehit olmak, herkese nasip olmayan büyük bir şereftir ve mü'minler için mükemmel bir nimettir. Güzel bir şekilde yaşamak, ondan sonra Allah yolunda O'nun rızası için şehit olmak, her mü'minin hayal ettiği bir mutluluktur. İmân sahibi olan insanın böyle bir şuur ve düşünce ile yaşaması, Hz. Muhammed (s.a.s) tarafından ne kadar güzel bir şekilde övülmüştür!..: "Şehit olmayı Yüce Allah'tan samimi olarak dileyen kimseyi, Allah, rahat yatağında vefat etse bile, şehitlerin derecesine eriştirir" (Müslim, İmâre, 156, 157)
Kıymetli okuyucularım, bu acı günlerimizde inşallah geçecektir. Milletçe büyük üzüntü ve acı içerisindeyiz.Kalbimiz mahzun ve gözümüz yaşlı. Herkesi duyarlı bir vatandaş olmaya davet ediyorum. Protosto ve tepkilerimizde sağ duyulu davranmak zorundayız. Terörün tuzağına düşmeyeceğiz ve onların oyunlarına asla gelmeyeceğiz. Kahrolsun demekle terör bitmiyor. Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız.. “ Öfke gelirken gözü karartır, giderken de yüzü karartır.” Bu atasözümüzden alacağımız ders olmalı. Yapacağımız tepkileri öfkeyle değil, doğru zamanda doğru kararlar alarak yapmalıyız. Yapacağımız her yanlış hareket şehitlerimizin kemiklerini sızlatır. Milletimizi daha çok acıya boğar.
Şehitlerimizi tekrar rahmetle anarken bütün milletimizin sağduyulu ve sükünet içinde hareket etmesi en kalbi dileğimdir.
Saygı ve sevgilerimi sunarım.
Mehmet Ali KURU
23.10.2007
ÇORUM

m.alikuru19@gmail.com

Related Articles

1 Yorum

  1. yazınız çok güzel benimde adım yasir olduğundan ilk müslüman şehit anlamındaki ismimi gururla ve adıma yakışır şekilde yaşıyorum saygılarımla

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,465BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
15AboneAbone Ol

Çok Okunanlar