27 Eylül 2022 Sal

Türkiye’de Anayasal Hareketler ve İdari Yapısı

Tahsin ÇAYIROĞLU’nun Kaynak Çalışmasını Okumanızda Yarar Var.

 

TÜRKİYE’DE ANAYASAL HAREKETLER

VE TÜRKİYE’NİN İDARİ YAPISI:

GİRİŞ:

Türkiye’de anayasal hareketlerin miladı olarak 1808 tarihli Senedi İttifak referans olarak alınır. Bundan sonraki aşamalar ise anayasal hareketler cihetinde, hep birer gelişme olarak değerlendirilmiştir. Senedi İttifak evvelinde de mühim bir takım gelişmeler yaşandıysa da bunlar birer ıslahat hareketi olarak kalmıştır. Islahat hareketleri köklü değişimlerden ziyade eskiyi yâd ederek o dönemi yeniden inşa etme amacını taşımaktaydı ve ayrıca bu yenilikler daha çok kişisel girişimler olup devamı bir takım vak’alarla sekteye uğramıştır. Ancak tüm bunlara rağmen bu ıslahat hareketleri havada kalmamış, sosyal olayların birbirinin uzantısı olması ilkesinden hareketle Türkiye’de anayasal hareketlerin başlamasına temel teşkil etmişlerdir.

Şimdi Türkiye’de anayasal hareketlere geçmeden evvel maziye göz atmak her zaman faydalı olacağından cihetle Senedi İttifak öncesine az da olsa değineceğiz. Tabii burada önemli olan sosyal olayların birbirinin takipçisi olacağından yola çıkarak zincirin halkalarını koparmamalıyız. Evvela Türk tarihini bilmemiz icap etmekle beraber buna tesir etmiş bulunan medeniyetleri de tanımamız gerekecektir. Şöyle bir tasnif yapmaya kalkarsak; İslam öncesi Türk idari yapısı, Arap İslam devletinin idari yapısı, İran medeniyetinin idari yapısı, Doğu Romanın idari yapısı, Selçuklu idari yapısı ve nihayet Osmanlı klasik idari yapısı hakkında fikir edinmemiz günümüz idari yapısını anlamakta bize fayda sağlayacaktır..

Not: Makale içinde şemalar vardı, yayın sayfasında iyi çıkmadığından buradan çıkartım.

Tahsin ÇAYIROĞLU

2007- İstanbul

A) OSMANLI MEDENİYETİNİ ETKİLEYEN UYGARLIKLAR:

İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK İDARİ YAPISI:

Türklerin atayurdu olan Orta Asya’nın sınırları doğuda Kingan Dağları, batıda Hazar Denizi ve Ural Dağları, güneyde Hindukuş Dağları, kuzeyde ise Sibirya ile çerçevelenmiştir.

Tarihte bilinen ilk Türkler, Hunların ataları olan Hiong-Nou kabilesidir. Bunlar ordu biçiminde örgütlenmiş ve hareket hâlinde olan kavimlerdir.

Türk sıfatını taşıyan ilk devlet Hunların bir ölçüde yerleşik düzene geçmiş kan varisleri olan Gök-Türkler’dir. Bundan sonra da bu ad aynı kandan gelen toplulukların genel adı olarak anılmaya başlanacaktı. Göktürkler’den sonra kurulan Uygurlar’ın yıkılmasından sonra Türk aşiretleri özellikle de Oğuzlar yoğun biçimde batıya göç ettiler.

Devletler boylar federasyonu şeklinde örgütlenmişlerdir. Bu ise devlet yapısında kırılgan bir yapı yaratmakta ve ülkeyi zayıf düşürmekteydi. Cemiyet kan bağı ve dayanışma üzerine kuruludur. Ekonomi daha çok hayvancılık ve İpek yolu’nu kontrol etmenin üzerine oturmuştu.

Toplum yapısı; oğuş (aile), urug (soy), boy (siyasal birlik) ve boyların birleşmesinden oluşan budun (millet-halk) şeklinde örgütlenmiştir.

Siyasi yapı; İl denilen devlet, başında hakanın buyruğunda bulunduğu en büyük siyasi yapıdır. Hakimiyetin Gök-tengri tarafından ‘’kut’’ denilen bir yetki ile hanedan üyelerine verildiğine inanılırdı. Dolayısıyla yönetim hanedan mensuplarına aitti ve ‘’kut’’ kan yoluyla geçerdi. Yönetimin hanedan üyeleri arasında paylaştırılması usulü Fatih dönemine kadar devam edecektir. Devlet idaresinin hanedan üyeleri arasında paylaştırılması ülkenin uzun ömürlü olmasını mani olmuştur.

Hükümdarın Ünvanları; han, hakan, kağan, il-teber, yabgu.. Hakan halkını savunmak, çoğaltmak, doyurmak ve giydirmekle mükellefti. Hükümdarlık sembolleri otağ, tuğ, taht, davul, yarlıg..

Ülke idaresi sağ-sol, batı-doğu şeklinde ikiye bölünür, kağan sol yanda ya da merkezde oturur, ülkenin diğer yarısı ise yabgu denilen şehzade tarafından yönetilirdi. Hakanın hanımları içinde muteber olanına hatun denilir ve yönetimde söz hakkı bulunurdu. Ayrıca ülke yönetimde hanedan üyesi olan tigin ve şad denilen valiler bulunurdu.  

Yönetim:

Hakan: Babadan oğla geçen hakan devletin başında bulunurdu.

-Hanedan üyeleri: Yabgu, Tekin, Şad gibi isimlerle anılır ve devlet idaresine karışırlardı. Doğrudan hükümdara bağlı idiler.

-Toy (Kurultay): Danışma niteliğindedir. Önemli konuları ve han seçimleri görüşülürdü. Hakan, hatun, hanedan mensupları, yöneticiler ve boyların temsilcilerinden oluşuyordu.

-Hakana bağlı yüksek yöneticiler:

Aygıcı: Uluğ Hacip ya da başvezirdir.

Buyruk: Vezir

Tamgacı: Hariciye

Tarkan: Subaşı

Apa: Kapıbaşlar

Tudun: Vali

Ağılığ: Maliye

Bitikçi:

   Hukuk, töre denilen yazısız normlardan oluşmaktaydı.

Ordu, on kişiden başlayarak en büyüğü olan on bin kişiye kadar ulaşan tümenlere kadar örgütlenmişti.

ARAP İSLÂM MEDENİYETİ:

İslâm devletinin tarihi 622 Medine ile başlar. Hz. Muhammet bu devletin ilk devlet başkanıdır. Daha sonra yerine Hz. Ebubekir geçti.

Hz. Ömer devrinde devletin hudutları Arap Yarımadasını aşarak imparatorluk halini aldı. Ayrıca bu dönemde devlet teşkilatı tam olarak oturtuldu. Kurumsal örgütlenmeye gidildi. İlk düzenli ordu teşkilatı kuruldu. Hz. Osman devrinde ilk donanma kurularak seferlere başladı. Emevi hanedanlığı döneminde ise devlet en geniş sınırlarına ulaştı. Abbasiler döneminde divan teşkilatı ve vezirlik makamı oluşturuldu. Ayrıca bu devirde İslam coğrafyası en görkemli dönemini yaşadı. Emeviler’den sonra devlet teşkilatında ve orduda başka milletlere de yer verildi. Farslar devlet teşkilatı içinde yer alırken Türkler daha çok ordu hizmetinde kullanıldılar.

İslâmiyet, Hristiyanlık’ın aksine devletin merkezinde doğduğu için iktidarla herhangi bir mücadele içinde olmamış bilakis iktidarın merkezine oturmuştur. Bu sebeple ruhban sınıfı, dünyevi ve uhrevi dünya ayrımı da olmamıştır. Din, hayatı tüm yönleri ile kuşatmıştır.

Halifelik : Halife esasta Allah’ın değil Hz. Muhammet’in vekili olarak kabul edilir. Zaten ilk zamanlarda da Hz. Ebubekir ‘’ancak hazır olmayana halef olur’’ diyerek Allah’ın vekili unvanını reddetmiştir. Hz. Ömer ise ‘’mü’minlerin emiri’’ ünvanını kullanmıştır. Halifetullah kavramı saltanatla beraber başlamıştır. İlk dört halife elit kesimin belirlemesi ile seçilmişken Emeviler ile hilafet makamı saltanatlık haline dönüşmüştür.

İslâm devlet yapısı Sasanî ve Bizans devletlerinden oldukça etkilenmiştir.

Eyalet Yönetimi : İslâm devletinin ani genişlemesi uzak bölgelere halife tarafından vali atanmasını gerekli kıldı. Abbasiler dönemine kadar valiler tam yetkili olarak halife tarafından atanırlardı. Valiler, yargıdan maliyeye kadar tüm eyalet içindeki memurları atardı. Abbasiler ile beraber valinin yanında kadılar ve maliye memurları da merkez tarafından atanmaya başlandı. Bölgeden toplanan haraç ve cizye vergileri mültezimler vasıtasıyla toplanır ve Beytülmal’a gönderilirdi. Zamanla valiler merkeze karşı ayaklanarak otonom ya da bağımsız hale geldiler. Misâl olarak Akşitleri ve Tolunları gösterebiliriz.

Ayrıca yeni memleket fetheden başka hükümdarlara halife tarafından menşur gönderilerek hükümdarlığı tasdik edilirdi. Gazneli, Eyyubî, Memlukîler gibi. Bunlar görünürde halifenin vassalı idiler.

Merkezi Yönetim:

Vezirlik: Esasen kâtiplik mesleğinden çıkmadır. Bir Sasanî mirasıdır.

Divân: Bizans ve Sasanî’lerden geçmiştir.

Divan’ül-harac: Haraç ve cizyeyi toplamakla vazifeli.

Divan’ül-berid: İstihbarat, yazışmak, posta, ulaşım işleriyle uğraşırdı.

Divan’ül-cundi: Askerlik işleriyle alâkalı.

Divan’ül-hatem vel ziman: Arazi kayıtları, askeri maaşları dağıtır.

Divan’ül-mezalim: Hükümdarın da bulunduğu son yargı mercii.

Divan’ül-beyt-ül-mal: Hazine.

 

 İslâm Fıkıhı: Kaynakları;

Kur’an,

Sünnet,

İcmâ, sadece ibadet ve hukuki sorunlarda İslam ulâmasının ittifakıdır. Îtikat ve dindışı mevzularda icmâ gerçekleşmez.

Kıyas.

Yargı: Abbasi dönemine kadar kadıları valiler atardı. Abbasiler devrinde ise Bağdat’taki Kadı’ul-kudat yargı erkini başı olup kadıların tayin işleriyle ilgilendi. Memlûkler’de dört mezhep için ayrı ayrı kadı atanırdı. Adliye binası yoktu, yargılamanın tecelli ettiği yer câmi ya da kadının eviydi. Ortaçağ Avrupası’nda olduğu gibi kadıların yargının yanında kent idaresi ve belediye ile alâkalı görevleri de vardı.

Gayri müslimler kendi inanç sistemine göre yargılanırlardı ancak talep etmeleri halinde kadılar hakem görevi yapıyorlardı.

Vergi: Zekât, öşür, haraç ve cizyeden oluşmakla beraber bir takım örfî vergiler de vardı.    

SASANİ DEVLETİ İDARÎ YAPISI:

O zamanki dünyanın iki numaralı gücü olan Sasani İmparatorluğu milâdi III. asırda idareyi Arşaki hanedanından gasbetmiştir. Sasaniler daha çok Doğu Roma İmparatorluğu ile mücadele içinde olmuştur.

Sasani sistemi de Hindistan gibi kastlara ayrılmıştı; ruhbanlar, savaşçılar, kâtipler, ziraat ve zanaatla uğraşanlar. Savaşta halk ücretsiz olarak piyade sınıfına dahil olurlardı.

Merkezi Yönetim: Şehinşahın yanında en yetkili olan vazurg denen baş vezirdi. Baş vezir hükümdarın tayin ettiği memurları azledemez ve başkomutanlık yapamazdı.

Şehinşah: Devletin başkanıdır.

Vazurg: Başvezirdir.

Eranameler: başvezir yardımcısı

Hanedan Üyeleri: Ülke yönetimine katılırlardı.

Hükümdara doğrudan bağlı yüksek idareciler:

Eranpahhed: Ordu Komutanı

Aspahhed: Süvari Komutanı

Erananbaraghed: Ambar nazırı

Erandiverbet: Kitabet Şefi

Mabedan: Baş rahip, baş yargıç.

Stryashanseler: Vergi nazırı

Sasani monarşisinde diğer unsurlar;

-Dadh dibher: adalet işleri şefi,

-Şahraman dibher: devlet gelirleri ofisi başı,

-Kadhagh-amar: saray gelirleri nazırı,

-Ganz-amer dibher: hazine katibi,

-Auramar dibher: saray ahırları nazırı,

-Ataş amar dibher: ataşgede mabedlerinden galan gelirle uğraşan katip

En yüksek temyiz mercii şehinşahtı. Nevruz’un son günü hükümdar hususi adalet divanını toplardı. Şahinşah adil olmak ve adaletli yönetmekle görevliydi.

Eyalet Yönetimi: Ülke padhgos denen dört askeri idareye ayrılmıştı. Avahtar (kuzey), Horosan, Nimruz (güney), Hvarvaran (batı). Başlarında kral naibi ya da kumandan bulunurdu. Bunlar hanedan mensubu kişilerdi. Padhgosların bölünmesinden meydan gelen eyaletlere ise Marzban denilirdi. Yüksek asil sınıf tarafından idare ediliyorlardı. Eyaletler ise istan denilen birimlere (sancak) ayrılmıştı.    

Vassal durumdaki ülke başkanlarına ise şah denildiğinden Sasani hükümdarı  şehinşah olarak anılıyordu.

Sasani medeniyeti Abbasi, Bizans, Selçuklu sistemine tesir etmiş ve Selçuklu üzerinden de Osmanlı İmparatorluğunu etkilemiştir.

DOĞU ROMA İMPARATORLUĞU DEVLET YAPISI:

395 yılında Roma’nın ikiye ayrılmasıyla hellenize olan kültür Doğu Roma ile şark dünyanın kurumlarıyla kaynaşmıştır. Bizans İmparatorluğu’nda Roma’nın dili terk edildiyse de esas itibariyle kurumları yaşamıştır.

Doğu Roma bir monarşidir. Senato var olmakla beraber bir tören kalabalığından ileri gidememiştir. İmparator batıdan farklı olarak dünyevi ve ilahi iktidarı şahsında toplamıştır. İmparator kanun koyucu, en yüksek yargıç, idarî, malî ve askerî otoritedir. Tayin ve aziller onun elindedir. Hakimiyet anlayışında Sasani etkisi görülür.

İyi bir Hristiyan imparatora itaat eden, Roma hukukuna tabî olan kimsedir, etnik kimlik mühim değildir.

-Proefectus praetorio per orientem : mareşal,

-Questar sacri palatti: adalet işleri bakanı,    

-Comesrerum privatoryum: imparatorun arazilerine has ve gelirlerine bakan,

-Comes sacrorum largitrorum: maden ve vergi sorumlusu,

-Magister officiorum: Baş kâtip,

-Praefectus urbi: senator başkanı aynı zamanda başkentin yargı ve belediye hizmetlerinden sorumlu,

-Domestius scholae: Anadolu ve Rumeli için iki ayrı askeri-idari sorumlu (beylerbeyi),

-Logethotler: Ordu yargısı, maliye sorumlusu.

VIII. Asırda :

-Sacellarious toi draman: vergi toplayıcısı,

-Toi stratiotiken: ordu defterdarı,

-Toi agelon: hassa nazırı,

-Tsa visios: saray hizmeti, posta, istihbarat çavuşları.

Askerî Açıdan: İki kısımdı; birincisi sınır eyaletlerinde bulunan limitanei denen şovalyeler. Irsî olup bulunduğu toprağı ekerlerdi. İkincisi comitatenses denen hassa ordusudur.

Eyalet Yönetimi:

Önceleri iki kısma ayrılmıştı; Balkanlar ve Küçük Asya-Suriye eyaleti. Başlarında preofectus denen sivil vali ve magister militra denen askeri kişi vardı. Maliye merkezden tayin edilen memurlarca yerine getiriliyordu.

VII. yüzyıldan sonra ülke thema denen daha küçük birimlere ayrılmıştı. Başındaki askeri valiye strategus deniliyordu. Bu Sasanilerle benzerlik gösterir. Themalar thurmalara bölünmüştü. Thera valisi piskoposlar ve merkezden yollanan casuslarla denetlenirdi. Valinin astı olan maliye ve yargının yüksek mensupları da imparator ile doğrudan yazışabilirdi.

Bizans şehirlerinde lonca teşkilatı iktisadı hayata yön vermekteydi.        

 Toprak rejimi ise; 1)hükümdar toprağı, 2) miri toprak, 3) Kilise ve özel mülkler.

Her çiftçi zevgaritikan denen toprak vergisi öderdi (aynî). Hristiyan olmayanlar kefaletion (cizye) vergisi öderdi. Topos, tapu resmî, ippoforsi, at resmî, ennomion, otlak resmi, mandriotiken, ağıl resmi, portnofforiya denen gerdek resmi.

Toprağı kontrol eden büyük toprak ağaları zamanla derebey haline dönüştüler.

SELÇUKLU İMPARATORLUĞU’NUN İDARÎ YAPISI:

Oğuzlar’dan gelen Selçukluların Horasan’ı ele geçirmesi bir boyun yaşamını sürdürmek için hayvanlara otlak bulmak zorunluluğundan kaynaklanmıştır. Asya’dan göç eden çok sayıda Oğuz kabilesinin Selçukluların açtığı yoldan Horasan’ı doldurması Gazneli Devleti’ni harekete geçirmiştir. Göçebe istilasından ülkesini korumak isteyen Gazne sultanı Mesut 1040 tarihinde yapılan Dandakan Savaşı’nı kaybetti. Bu olay Oğuzlar’a batı yolunu açmış oldu. İran, Selçuklu hakimiyetine girdi.

Selçuklu Devleti’nin idaresi başından beri Sasani ve Gazneli bürokratların eline geçmişti. Bu bir ölçüye kadar da olsa devleti merkeziyetçi yapıya sokmuştur. Yirmi üç Selçuklu vezirinden yalnızca bir tanesi Türk olup diğerleri Farisi kökenlidir. Alparslan’dan sonraki Selçuklu hanedan üyeleri de Farisi adlarını alacaklardır.

Gazneliler’in yerine bu sefer Selçuklular göçebe istilası ile karşı karşıya kaldı. Selçuklular soydaşlarını İran’da tutmayarak hedef olarak onlara Anadolu’yu gösteriyordu. 1071 tarihli Malazgirt Savaşı ile de Anadolu’nun kapılarını Türklere açmış oldular. Selçuklu yönetici zümrelerinin dağıttığı iktâlar da başta Anadolu olmak üzere bir çok beyliğin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Anadolu Selçukluları da devlete karşı sık sık ayaklanan Türkmen boylarını yerleşik hayata geçirmek için büyük çaba sarfedecektir.

Sultan: Savaş ve barış ile alâkalı esas politikaları yürütür, vergileri belirler, ferman çıkarır, orduya komutanlık eder ve yüksek mahkemeye başkanlık ederdi.

Hükümdar sembolleri: Taht, taç, yüzük, sikke, hutbe ve növbet.

Melik: Sultanın vali olan erkek çocuklarına verilen unvan.

Atabey (Lala) : Sultanın erkek çocuklarının eğitmeni.

Merkez Teşkilatı:

Sultan: Ülkenin başı olup babadan oğula geçer.

Has Hacip:

Divan-ı Saltanat:

Vezir:

Emir-i Dad: Adalet

Divan-ı ıstıyfa: Maliye

Divan-ı arz: Askeri maliye

Tuğra: Yazışma

Divan-ı Israf: Denetim, casusuluk

Divan- berid: Posta ve haberleşme.

Eyalet Yönetimi:

Vali: Hanedan üyesi ve saraydan yetişmelerden oluşurdu.

Eyalette amil, reis, hatip ve kadı bulunurdu.

Amil ve reis sultan tarafından atanırlar ve vergi toplamak onların görevidir.   

Ordu:

-Hassa Birlikleri: ücretli olup çeşitli ırklardan oluşur.

-Gülam-ı saray: Türk soylulardan oluşur. Üst düzey asker ve vali yetiştirirdi.

-Eyalet Birlikleri: İkta sistemi

-Türmen Birlikleri

-Bağlı Hükümet Birlikleri

Arazi: Mülk arazi, vakıf ve iktâ sitemi mevcuttu.

Vergi: Şer’î vergiler; Öşür, Haraç, Cizye. Örf’î vergilere örnek ise ağnam ve gümrük vergileri.

Hukuk: Şer’î hukukun başında Kadı’ı-kutad bulunuyordu. Örf’î hukuk sisteminin başında ise Emir-i dad ve kazasker bulunuyordu. Emir-i dad hanedan üyeleri haricinde herkesi yargılayabiliyordu.

B) 1808 ÖNCESİ VE KLÂSİK OSMANLI MEDENİYETİ

OSMANLI İMPARATORLUĞU KLÂSİK DÖNEM İDARÎ YAPISI:

Oğuzların Kayı boyundan gelen Osmanlılar, Selçuklular’ın bir uç beyliği olarak Ertuğrul Gazi idaresinde Söğüt ve Domaniç taraflarına yerleştiler. 1299 tarihinde bağımsızlığını ilân ettiği konusunda tarihçilerin büyük bir kısmı hem fikirdir.

Geleneksel imparatorlukların son örneğini temsil eden Osmanlı İmparatorluğu III. Roma olarak da anılır.

Fatih devrinde bütün şekliyle kurumsallaşan devlet, dev bir imparatorluğa dönüşmüştür. Esas itibariyle eski Türk medeniyetinin geleneğini sürdüren devlet özellikle Selçukluların tecrübesiyle Fars ve Doğu Roma medeniyetini de özümseyerek üç kıta üzerinde hüküm yürütmüştür. Küçük bir boyun nasıl olup da muhteşem bir imparatorluğa dönüştüğü ilim adamlarını hayranlıkla ilgisini çekmiştir.

Osmanlılar siyasi gelişimlerine paralel olarak o vakitler meşruiyet kaynağı olan hutbe okutmalarında da değişikliklere gitmiştir. İlk önce Yıldırım Beyazıt’ın ‘’emir’’ unvanını ‘’sultan’’a çevirtmesi olmuştur. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethinden sonra ‘’sultanü’l-berreyn ve hakanü’l-bahreyn’’ (iki karanın ve iki denizin hükümdarı) niteliğini buna ekledi. Son olarak da Yavuz Sultan Selim Mısır’ın alınmasının peşi sıra ‘’Hamimü’l-haremeyn’iş-şeriffeyn’’ (Mekke ve Medine’nin koruyucusu, hizmetkârı) sözleriyle bunu tamamlamıştır.

İdari yapı olarak Osmanlı’yı genel olarak üç safhaya da ayırabiliriz. Birincisi Fatih dönemine kadar olan ve yapılanmanın devam ettiği bir dönem. Birinci dönemde teşkilatlanmayı Orhan Beyin kardeşi ve veziri olan Alaattin Paşa yapmıştır. İkinci dönem ise Fatih ve Kanuni dönemleri olup devlet bu dönemde klasik olarak tabir olunan örgütlenmesinin zirvesine ulaşmıştır. Üçüncü dönem ise referans olarak 1808 yılını alacağımız Sened-i İttifak’la başlayan modern devirdir. Bu dönemde klâsik kurum ve kuruluşlar bir bir kaldırılarak modern kurumlara dönüştürülmüş ve bu süreç günümüze kadar davam edegelmektedir.

1878 yılına kadar monarşik ve 1924 (23 Nisan 1920 daha gerçekçi) yılına kadar teokratik yapı devlet idaresinde hakimdir.

Devlet Yönetimi:

Yönetim şekli: 1878 yılına kadar mutlak monarşi, 1878 yılından sonra Meşruti Yönetim. Ülke merkezi yönetim tarzına göre idare edilir. Egemenlik anlayışı; Osmanlı hanedanının, padişahın ve ekber ve erşet usulü (I. Ahmet’le).

         

Padişah; yasama, yürütme ve yargı gücünü elinde bulunduruyordu.

Şehzade: I. Ahmet zamanına kadar sancaklarda vali olarak eğitime tabi iken bu dönemden sonra ekber ve erşed ilkesi doğrultusunda kafes usulü benimsendi.

Vezir-i Azam (sadrazam) : Padişahın mutlak vekilidir. Padişah sefere çıkmadığında Serdar-ı Ekrem ünvanı ile orduya kumandanlık ederdi. Fatih Sultan Mehmet ile Divan-ı Hümayun’un da başkanı oldu.

Şeyhü’l-islam: İlmiye sınıfının başkanı olup ve fetva yayınlama yetkisi vardır.

Kubbealtı Vezirleri (Divan-ı Hümayun üyeleri) : Sadrazama bağlı olup bugünkü bakanlar kuruluna özdeştir.

-Nişancı: Padişahın tuğrasını çeker, tapu, kadastro ve dirlik dağıtımından mesuldür.

Kazasker: Adalet ve eğitim işlerinden mesul.

Defterdar: Maliyeden sorumlu.

Kaptan-ı Derya: Donanma komutanı.

Reisü’l-küttap: Dışişlerinden sorumlu.

Yeniçeri Ağası: Padişahın, sarayın ve İstanbul’un güvenliğinden sorumlu.

Divan-ı Hümayun:

-Osmanlı merkez hükümetidir.

-Fatih Sultan Mehmet’le meclis başkanlığı sadrazama bırakıldı.

-Topkapı Sarayında toplanır.

-Kararlar padişaha arzedilir.

-Danışma niteliğinde kararlar alabilir.

-En yüksek mahkemedir.

Diğer Divanlar:

-Ayak Divanı: Padişahın askerlerle ve halkla doğrudan görüştüğü divan.

-Galebe Divanı: Asker ulufeleri dağıtılırken ve elçi kabulünde toplanır.

-Sefer Divanı: Seferberlik zamanında toplanır ve beylerbeyi hazır bulunurdu.

-İkindi Divanı: Veziri azamın sarayında toplanırdı.

-Cuma ve Çarşamba Divanı: Veziri azam ve kazasker başkanlığında toplanır ve yargı işlerine bakar.

Eyaletler:

1)Merkeze Bağlı (Salyanesiz): Başta Anadolu ve Rumeli vardı sonradan sayısı artırıldı. Başında askeri-mülki idareci olarak beylerbeyi bulunurdu. Tımar sistemi uygulanırdı. Sancak, kaza ve köylerden oluşuyordu.

2)Özel Yönetimli Eyaletler (Salyaneli): Merkezden uzak eyaletlerdir. Mısır, Bağdat, Yemen, Cezayir ve Tunus gibi. Tımar uygulanmaz. Yıllık olarak vergi veririler. Vergi iltizam usulü uygulanırdı.

3)Bağlı İmtiyazlı Eyaletler: İçişlerinde serbesttirler. Bey, han, şerif, voyvoda gibi ünvanlı eyalet valileri vardır. Erdel, Kırım, Boğdan, Hicaz gibi. Eyalet valisini padişah doğrudan atar. Yıllık vergi verirler. Hicaz vergiden muaftı. Kırım ise vergi vermez asker verirdi.

Tımar Sistemi: Bir kısım asker ve devlet görevlilerine belirli bölgelerden vergi gelirlerinin tahsil edilmesi ve ona karşılık onlardan devlet hizmeti beklenilmesi üzerine kurlu bir sistemdir. Vergi kaynağına dirlik denilirdi. Vergiler aynî olarak alınıyordu. Tımar yıllık geliri 20000 akçeye kadar olan yerlerde görev karşılığı vergi toplama hakkıdır. Tımar sistemi değişik şekillerde doğu Roma’da pronora, Abbasilerde katia, Selçuklularda ikta olarak görülmüştür.

Ordu:

1)Kapıkulu: Yeniçeriler, Cebeciler, Topçular, Top arabacılar ve Altı Bölük Halkından oluşuyordu.

2)Tımarlı Sipahiler

3)Yardımcı Kuvvetler

4Donanma

Toprak:Mülk, vakıf ve miri araziden oluşur.

            ________________________________________

Miri Arazi:

1)Dirlik:

-Has

-Zeamat

-Tımar

-Yurtluk

-Ocaklık

-Paşmaklık

2)Mukataa:

Vergi: Şer’i (öşür, haraç ve Cizre) ve örf’i (ağnam, avarız, ispenç, çift resmi, derbent resmi, çift bozan) vergiden oluşur.

Enderun: Topkapı sarayının içindedir. Saray mektebi olup devlet bürokratlarının yetiştirildiği bir mülkiye okuludur. Eğitim dili Türkçe olup dünyada ilk mülkiye mektebidir. 1909 yılında kapatılmıştır. Acemi Oğlanlar Ocağındaki başarılı gençler buraya alınırdı. Başta yalnızca devşirmeler alınırken zamanla Türk ve diğer Müslüman unsurlar da alınmaya başlanmıştır. 

Islahat Hareketleri:

Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk kapsamlı ıslahat hareketini padişah II. Osman yapmak istemişti. Tecrübesiz olan genç padişah bunu Yedikule zindanlarında hayatıyla ödemek zorunda kalmıştır.

Gerek bazı padişahlar gerekse bazı devlet adamları bir takım olaylara şiddetle yanıt vermiş yani sorunların kökenine inilmediğinden geçici ve kişisel çabalarla yetinilmiştir.

Osmanlı Devleti’nde ıslahat hareketlerine karşı en çok direnen Yeniçeriler olmakla beraber ulema sınıfı da yer yer bu hareketlerin karşısında olmuştur. Bu hareketlerin karşısında olan yeniçeriler II. Osman’ın teşebbüsü ile kaldırılmak istenmişti (1620) ancak bu ilginçtir ki ancak 1826’da Vaka-i Hayriye ile kaldırılabilmiştir.

1652’de sadrazam olan Tarhuncu Ahmet Paşa hazine açığını kapatmak, yolsuzluğu önlemek ve hazineye gelir sağlamak için bir dizi önlemler aldı. Gelir ve gider hesapları için bir kurul oluşturdu ve ilk kez bütçe defterini hazırlattı.

1757’de tahta çıkan III. Mustafa askeri alanda Avrupa’yı takip etti. Fransa’dan kuşkulandığı için Macar uzmanlardan yararlandı. Modern topçu dökümhanesi yaptırdı. Deniz Harp Okulu ve Teknik Üniversite onun devrinde açıldı.

Askeri yeniliklere I.Abdülhamit döneminde de devam edildi. 1776’da Tersane Mühendishanesi açıldı. Fransa’dan uzmanlar getirildi.

Koçi Bey Risalesi: 1631 yılında IV. Murat’a sunduğu risale;

-Kapıluların sayısının artırılmasının sakıncaları ve tımar sisteminin bozulduğundan,

-Memurların ehliyet ve liyakattan yoksun olarak işe alınması,

-Memurlarun hizmet güvencesinden yoksun olduğu,

-Padişahın güçlü olması ve idareyi sıkıca elinde tutması gerektiğinden bahsetmiştir.

Katip Çelebi Risalesi: Katip Çelebi 1653’te ‘’Düsturu-l Amel-i Islah-ı Halel’’ (Bozuklukların Düzeltilmesi İçin Rehber) risalesinde;

-Hazine darlığı için acil çarelerin aranması gerekliliği,

-Devletin ve toplumun genel niteliği bilinerek çarelerin aranması,

-Meselenin kökenine inilmesi gerektiğinden bahseder ve insan vücudu ile devlet arasındaki bağa işaret eder.

Köprülü Mehmet Paşa: 1656’da sadaret görevini üstlenmeden önce;

-Saray bürokrasisinin ayak oyunları hazırlamasına karşı önlem,

-Sorumlu olmayan kişilerin yönetime karışmaması.

Lale Devri (1718-1730): Pasarofça Antlaşmasından sonra Sadrazam ve damat Nevşehirli İbrahim Paşa öncülüğünde hakim olan devre denir.

-Osmanlı süsleme sanatlarında Avrupai motiflerin görülmeye başlanması,

-Viyana ve Paris’e elçiler gönderildi. Avrupa’nın sosyal ve siyasal hayatı takip edildi,

-Türkçe kitap basan ilk matbaa kuruldu,

Partrona Halil İsyanı ile bu devir sona erdi.

III. Selim Islahatları (1789-1807):

III. Selim, Nizam-ı Cedit adında yeni bir odu kurdu ve ordunun masrafları için de İrad-ı Cedit Defterdarlığını oluşturdu. Nizam-ı Cedit yeni düzen manasında olup Osmanlı Devletinde köklü değişimlerin olacağının nişanıydı.

-1795’te devletin önemli işlerinin görüşüldüğü Mühimme Odası’nda merkezi idarenin etkinliğinin artırılması kararı çıkarıldı,

-Mühendishane-i Berri Hümayun kuruldu, maksat modern topçular yetiştirmekti,

-1793’te Londra’da 1796’da Paris, Viyana ve Berlin’de daimi elçilikler kuruldu,

-Bahriye sağlık teşkilatı kuruldu,

-İlk kez bulaşıcı hastalıklar için karantina uygulaması başlatıldı.

Yeniçeriler III. Selim’i tahtan indirerek yerine IV. Mustafa’yı çıkardılarsa da Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa İstanbul’a yürüyerek II. Mamut’u padişah yaptı.

Modern manada ilk reformcu padişah III. Selim’dir. Amacı yeniçeri ocağını kaldırmak ve ulemanın nüfuzunu kırmaktı. Devlet işlerinin görüşülmesi için Meclis-i Meşveret’i açmıştır. Bu meşrutiyet yönünde ilk adım olması bakımından mühimdir.

Bu dönemde gücü iyice zayıflayan Osmanlı İmparatorluğu dış politikada denge siyaseti izleyecektir.

Son Dönem Merkez ve Taşra Teşkilatı: (şemalı anlatım vardı, kaldırıldı)

       Kaza: Başında kaymakam bulunur. Nahiye’nin başında nahiye müdürü ve köyün başında muhtar vardı.

C) TÜRKİYE’DE ANAYASAL HAREKETLER:

 AHAYASA HUKUKU:

Anayasa Hukuku, sosyal bilimlerin pek yaşlı kolu sayılmaz. Bir İtalyan buluşu olarak (Diritto Constituzionale) ilk kez 1797’de Ferrara Üniversitesi ders programına girdiği söylenir. Fransa’ya da bir İtalyan olan Pellegrino Rossi tarafından sokulmuştur. III. Napolyon tarafından kaldırılan bu kürsü 1878’de yeniden kurulmuştur. 1889 yılında da ders programlarına temelli yerleşmiştir.

Temel yapı anlamında kullanılan bu tanım çoğu anayasal kurumları (siyasal partiler gibi) almadığı için şekli kaynaklarla yetinen bir anayasa hukuku anlayışı Fransız öğretisine hâkim olmuştur. Bu pozitivist anlayış II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar devam etmiştir. Anglo Saksonların pratik tutumlara karşı Fransa Devrimin temel yapısının yazılı şekli olarak görmüştür.

Anayasa hukuku II. Dünya Savaşı’ndan sonra hukuki pozitivizmden kurtularak anayasa hukukunun baş özelliğinin siyasal olduğu sonucuna varmıştır. Siyasal işlev ise kısaca, toplumu belli amaçlara yöneltme işlevini yerine getirecek merkezileşmiş bir otorite, bir ihtiyacın sonucu olarak belirmiştir. Bu ödev siyasal işlevin kendisidir. Her siyasal olay sosyaldir. Anayasa hukuku da siyasal olayların hukuki olarak çerçevelenmesi olunca her iki ilim kolu arasındaki birleşme kaçınılmaz olacaktır.

Anayasa hukuku siyasal kurumların kuruluşlarını, sosyal yapı içindeki yerlerini ve bu yapıya uygunluğunu incelemek zorundadır. Siyasal kurumların tümünü anayasada göremeyiz fakat hepsini anayasanın dayandığı sistem içinde inceleyebiliriz.

Prof. Honig ise teşkilat-ı esasi daha ziyade esasen mevcut olan siyasi birliğin kendisine ait teşkilat-ı esasiyi yapmak hususundaki anlaşması yani ‘’teşkilat-ı esasiye mukavelesi’’ kasdolunuyor. Teşkilat-ı esasinin yapılışını bir mukavele şeklinde telakki etmek kabili izah bir düşüncedir. Çünkü modern devletlerde büyük rol oynayan mesele, siyasi birlik içerisinde iç siyaset cereyanlarının tenazürüdür. Mukavelenin tarafları siyasi fırkalardır. Teşkilat-ı esasiye bundan başka bir de devlete karşı yurttaşlarının hürriyetini düşünür. 

Esat Çam hoca ise kitabında anayasayı şöyle anlatacaktır; siyasal iktidarın belirlenmesi, örgütlenmesi ve çalışmasıyla ilgili kurallardır. Anayasalar, iktidar karşısında kişi özgürlüklerinin güvence altına alındığı belgeler olup sınırlı iktidar rejimlerini tanımlar.

Geniş anlamda anayasa, bir ülkede devletin temel yapısını, kuruluşunu ve işleyişini düzenleyen kuralların bütününü ifade eder. Bu kuralların bazıları yasalaşmıştır. Diğer bazıları ise hukuk üstü anlayışlar, gelenekler ve uygulamalardır. Bu anlamda anayasa kavramı eskidir. Çünkü devlet biçiminde örgütlenmiş her toplumda bir devletin örgütlenişini düzenleyen yazılı, yazısız, teamülî, geleneksel bir takım kurallar her zaman var olmuştur.

Dar anlamda anayasa ise hukuksal olan veya olmayan kurallar değil, bir veya birkaç belgede toplanmış hukuksal kurallardır.  Anayasa sözcüğü daha çok dar anlamda kullanılmakta ve tarihsel gelişiminde geniş anlamdan dar anlamdaki anayasalara geçilmektedir.

İnsanlar devletlerin dayandığı temel ilke ve kuralları bir belgede toplamak gereksinmesini duymuşlarsa da ancak Amerikan bağımsızlığı ve Fransız devriminden sonra bu tür belgelere ‘’anayasa’’ adı verilmiştir. Bu dönemden sonra yönetimin dayandığı ilkeleri yazılı bir belgede toplama alışkanlığı yerleşmiş ve anayasa dar anlamını kazanmıştır.

Anayasa, devletin temel yapısını, örgütlenişini ve işleyişini düzenleyen kuralları gösterir. Devlet yönetimini düzenleyen ana kurallar çoğu kez anayasa denen tek bir yasa içinde düzenlenmiştir. Anayasa terimi ilk kez 17 Eylül 1787 tarihli Amerika Birleşik Devletleri Anayasasında kullanılmıştır. O zamandan beri devlet yönetimi ile ilgili ana kuralları bir belgede toplayan ve bu belgeye de ‘’anayasa’’ adını vermek gelenek olmuştur.

Anayasalar, yalnız devletin temel yapısını, örgütlenişini ve işleyişini göstermekle kalmazlar. Bunun yanında anayasalar, ekonomik ve toplumsal alanda siyasal iktidarlara yön veren temel ilkeleri, bireylere sağlanan temel hak ve özgürlükleri de gösterip; temel hak ve özgürlüklerin güvencesini oluştururlar.

Anayasaya önceleri ‘’Kanun-i Esasi veya Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’’ denilirdi. 1945 yılında Teşkilat-ı Esasiye Kanunu 4695 sayılı yasa ile Türkçeleştirilmiş ve Anayasa adını almıştır.

Anayasa Türleri:

1)Yazılı Olmayan Anayasalar: İngiltere Anayasası

2)Yazılı Anayasalar:

a)Tarihi ve Siyasi Anayasalar:

-Monarşik: Ferman ve Misak anayasaları

-Demokratik:

b)İçerik Anayasalar:

-Çerçeve

-Kazuistik

c)Organik ve Şekli Anayasalar: Sert ve yumuşak anayasalar.

Devleti Oluşturan Unsurlar: Millet, toprak, iktidar, hukuk ve siyasa.

Devlet Şekilleri:

1)Hakimiyetin Kaynağına Göre:

a)Monarşik: mutlak, meşruti, ırsi ve seçim

b)Cumhuriyet:

2)Egemenlik Yapısına Göre:

a)Üniter: Türkiye gibi

b)Mürekkep Devlet:

-Devlet Birlikleri: Şahsi birlik ve Hakiki birlik

-Devlet Toplulukları: Federal ve Konfederal

Hükümet Şekilleri:

1)Kuvvetler Birliği:

a)Tek Kişide: Diktatörlük ve Despotizm

b)Yasama-Yürütme

-Yürütmede ise monarşi

-Yasamada ise meclis hükümeti

2)Kuvvetler Ayrılığı:

a)Parlamenter: Kuvvetlerin yumuşak ayrılığı.

b)Yarı Başkanlık: Güçlü devlet başkanı.

c)Başkanlık: Erklerin sert ayrımı.

İktidar:

Asli (Kurucu) İktidar: Olağanüstü hallerde hiçbir hukuk kuralı ile bağlı olmadan anayasa yapan iktidardır.

Tâli (Kurulu) İktidar: Asli iktidarın yaptığı anayasaya bağlı ve bu çerçevede anayasada değişiklik yapabilen iktidardır.

Seçim sistemleri:

1)Çoğunluk Sistemi:

a)Basit Çoğunluk:

-Tek isimli(dar bölge)

-Listeli (geniş bölge)

b)Mutlak Çoğunluk:

-Dar bölge

-Geniş bölge

2)Nispi Sistem:

a)Ulusal Düzey

b)Bölgesel Düzey

Siyasi Parti Sistemleri:

1)Tek Parti Sistemi:

-Hakim Tek Parti

-Hegemonyacı Tek parti

-Gerçek Tek Parti: Otoriter (1923-46 Türkiye) ve Totaliter (Faşist ve Komünist Partiler).

2)İki Parti Sistemi:

-Saf İki Parti

-Destekli İki Parti

3)Çok Parti Sistemleri:

-Aşırı:

-Ilımlı: Türkiye gibi.

Tek turlu çoğunluk sistemi iki partiyi teşvik eder. Buna karşılık iki turlu çoğunluk usulü ya da orantılı (nispi) temsil çok parti sistemini teşvik eder. İki turlu sistemin etkisini göstermek daha güçtür.

Komiteler kadro partilerinde seçim zamanı faaliyette bulunur. Ocak ise kütle partilerinde bulunup, örgüt olarak gelişmişlerdir. Ocak sosyalistlerin icadı olmakla beraber yaygınlaşmıştır. Seçim zamanında faaliyetlerini yoğunlaştırırken aynı zamanda diğer zamanlarda da etkinlik gösterir. Sosyalistler haricinde ocağı canlı tutan diğer partiler Katolik ve faşist eğilimli partilerdir. Hücre komünist partilerin örgütü olup temeli meslekidir. Ocağa göre daha küçük, sürekli ve dayanışması daha güçlüdür. Yeraltı faaliyetlerine elverişlidir. Milisler ise bir faşist icâdı olup bir çeşit ordudur.

Baskı Grupları:

1)Kitle Baskı Grupları: İşçi Sendikaları, Esnaf ve Sanatkarlar Odası, Gençlik örgütleri.

2)Kadro Baskı Grupları: Sermaye Grupları ve dernekler.

3)Otoriter ve Totaliter Baskı Grupları: Faşist ve komünist gruplar

4)Asker-Bürokrat Baskı Grupları

5)Kitle iletişim Araçları

6)Kendiliğinden Oluşan Gruplar: Baskı grupları siyasal partiler gibi iktidarı doğrudan ele geçirmek amacını taşımazlar. Siyasal iktidarı dışarıdan etkileyerek kendi çıkarları ya da görüşleri doğrultusunda kararlar alınmasını ve uygulamalar yapılmasını sağlamaya çalışırlar.

1808 SENED-İ İTTİFAK:

II. Mahmut’un tahta çıkmasından sonra Alemdar Mustafa Paşa öncülüğünde imzalatılmış olan Sened-i İttifak anayasacılık hareketi bakımından önemli bir belgedir. Padişah ayanları taraf olarak tanımış ve sınırlı da olsa iktidar paylaşımına gitmiştir. Bu meşruti idare açısında önemli bir adımdır.

-Devlet iktidarını sınırlayan ilk belgedir.

-Hukuk devletine geçişin ilk adımı.

-Mîsak niteliğindeki anayasalara örnektir.

TANZİMAT FERMANI (1839):

Mustafa reşit Paşa öncülüğünde sultan Abdülmecit tarafından imzalanmış ve Gülhane Hattı Hümayun olarak tarihe geçmiştir. Beş bölümden mürekkeptir. Birinci bölümde devletin şeriata ve Kur’an’a gösterdiği hürmet vurgulanmıştır. İkinci bölümde şeriat ve kanunlara saygı gösterilmediğinden son yüz elli senedir devletin zayıf düştüğü vurgulanmıştır. Üçüncü bölümde iyi bir yönetim için yapılması gereken bazı yasaların konulacağı. Dördüncü bölümde yasaların dayanağını göstermiştir.

-Aralarında hiçbir fark gözetilmeksizin müslüman ve gayr-i müslim tebaanın ırz, namus, can ve mal emniyetinin muhafaza edilmesi.

-Vergilerin düzenli bir biçimde yeniden ayarlanması ve toplanması.

-Askerlik hizmetinin belli bir nizama bağlanması.

Beşinci bölümde yeni kanunların gerekçelerini sıralamıştır.

Ayrıca kanunların Meclis-i Ahkâm-ı Adliye tarafından hazırlanacağı ve padişah tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe gireceği vurgulandı. Bu hukuk devletine geçme açısından mühim bir belgedir.  

ISLAHAT FERMANI (1856):

Kırım Harbi sonrası ve Paris anlaşması öncesi dış baskı neticesi hazırlanmıştır. Bu ferman Tanzimat Fermanını perçinliyor ve bazı yeni düzenlemeler içeriyordu.

-Can, mal ve ırz güvencesi.

-Müslüman ve hristiyan tebaaya verilen tüm ayrıcalıkların tanınması. Gayr-i müslim tebaaya ait bu teminatların denetlenmesinin patriklere bırakılması ve gayr-i müslimlerin kendilerine ait işlerini cemaat meclislerinde halletmesi.

-Tebaa arasında ayrımcılığın, hor görmenin yasaklanması ve bütün amme hizmetinden eşit faydalanılması.

-İltizam usulüne son verilmesi ve vergilerin devletçe toplanması.

-Uygar bir yargı sisteminin kurulması.

-Gayr-i müslimlerin de mahalli meclislere üye olabilmesi.

-Bedeli geçerli olmak üzere askerlik hizmetinin genelleştirilmesi.

-Yabancılara, Türk topraklarında mülk edinme hakkının tanınması.

Tüm bu gelişmeler imparatorlukta bir anayasacılık hareketini doğuracaktır; Genç Osmanlılar.

TANZİMAT DÖNEMİ ve İDARÎ YAPISI:

II. Mahmut döneminde merkezi idare düzeninde çok önemli değişikler yapılmış ve ana çizgileriyle bu güne kadar gelen yönetim sistemi örgütlenmiştir. Vezirlik sisteminden bakanlık (nezaret) sistemine geçilmiştir. Devletin görevleri çeşitli kısımlara ayrılarak bakanlıklara bölünmüştür. Başbakanlık, içişleri, dışişleri, maliye ve ticaret bakanlıkları kurulmuştur. Gene bütün memurların atanması, ilerlemesi belli ilkelere bağlanarak bir personel sistemi meydana getirilmiştir.

Duraklama ve gerileme devrinde devletin merkez yönetimi gibi taşra kuruluşu da bozulmuş ve merkez, taşra yönetimi üzerindeki otoritesini yitirmiştir. Tımar sistemin bozulması, tımarların satılması, iltizam usulüyle verilmesi devletin bu toraklar üzerinde denetimini azaltırken, bu ve diğer yollarla devlet topraklarını ele geçirerek özel malları gibi kullanmaya başlayan yerel toprak soyluları (ayanlar) oluşmuştur. Bunun sonucunda birçok yerde eyâlet ve sancak beylikleri ayanlara verilmiş ve sonuç olarak 18. yüzyıldan itibaren yerel torak ağaları (ayanlar) taşra yönetimine egemen olmuşlardır.

II. Mahmut döneminde güçlü bir merkezi sisteme geçilmiştir. Taşra örgütü eyalet, liva ve kaza olarak üç kademeye ayrılmıştır.

1852 yılında valilerin yetkileri artırılmış kendilerine yetki genişliği ilkesi tanınmış ve taşra memurları da kendilerine bağlanmıştır.

1864 yılında taşra yönetiminde Fransa örnek alınarak vilayet sistemine geçilmiştir. Bu sistem temel çizgilerini koruyarak günümüze kadar ulaştırmıştır.

1870’de ülke vilayetlere, livalara, kazalara ve nahiyelere ayrılmıştı. 1876’da vilayet, liva ve kaza olmak üzere üçlü bir idari bölünmeye gidilmiştir. 1913 tarihli kanun ülkesel idari bölümleri vilayet, liva, kaza, nahiye ve köyler biçiminde olmasını kabul etmiştir. 1924 yılında Türkiye’nin coğrafya durumu ve ekonomik ilişkileri bakımından vilayetlere, kazalara ve nahiyelere ayrılacağı öngörüldü. Mülki idare içinde yer almayan köy daha sonra köy Kanunu ile taşra yönetimi olmaktan çıkartılarak bir yerel yönetim olarak düzenlenmiştir.

Vaka-i Hayriye ile Yeniçeri Ocağı’nın ortadan kaldırılmasıyla Muallem Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusu Nizam-ı Cedit tüzüğü çerçevesinde kuruldu.

Tanzimat’ın babası olan Mustafa Reşit Paşa Osmanlı devlet ve toplumunu değiştirmek için kurulmasına yardım ettiği ve kendisinden sonra yerine geçecek olan Tanzimatçılar grubunun başıdır. Mustafa Reşit Paşa II. Mahmut’un reformlarından geliştirdiği ve kendi deney ve gözlemlerine dayanarak değiştirdiği Osmanlı reform programı padişah tarafından imzalanan bir fermanla 3 Kasım 1839 Pazar günü kendisi tarafından başlıca kurumların, sınıfların ve yabancı temsilcilerin önünde okudu. Padişahın vaatlerinin yerine getirilmesi için yasaların çıkarılması ve yürütülmesi de 1858’de Bâb-ı Âli’de kurulan Meclis-i Ahkâm-ı Adliye’ye verildi.

Mustafa Reşit Paşa 1858’de öldüğünde hâlâ sadrazamdı ancak etkinlik çağı artık gerilerde kalmıştı. O sırada gerçek güç kendi yetiştirmeleri olan Ali ve Fuat paşaların elindeydi. Yine Mustafa Reşit Paşa İngiliz hayranı iken Ali ve Fuat paşalar Fransa’ya yakınlık duyuyordu. Ali Paşa’nın laik bir medeni yasa getirme düşüncesi üzerine yargı bölümünün başı olan Ahmet Cevdet, Mecelle Komisyon başkanlığına atandı. Ali Paşa Meclis-i Valâ’yı ikiye ayırarak Divan-ı Ahkâm-ı Adliye’nin başına Ahmet Cevdet Paşa’yı ve Şurayı Devletin başına da Mithat Paşa’yı getirdi.

Tanzimat döneminde laik okul düşüncesi daha çok yüksek teknik okullarla tamamlandı. Mekteb-i Harbiye, Mekteb-i Mülkiye, Erkan-ı Harbiye Mektebi, Mühendishane-i Berr-i Humayun, Mühendishane-i Bahr-i Humayun , Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye-i Şahane… bunların hepsi Maarif Bakanlığına bağlı idi. Mustafa Reşit Paşa daha 1841’de Daru’ul-fünun (İstanbul Üniversitesi) kurmak istemiş bu ancak tam olarak 1870 yılında tamamlanabilecekti.

Fuat Paşa’nın 1869’da ve Ali Paşa’nın da iki yıl sonra ölmesi 1839’dan beri İstanbul’a egemen olan siyasal güç yapısında önemli bir değişiklik yarattı. Bu değişikliği izleyen olaylar Tanzimat reform programını sarstı. Abdülaziz tahtan indirilmiş ve II. Abdülhamit padişah olmuştu ve Mithat Paşa yargılanıp idam edilmişti (1977). 

D) TÜRK ANAYASALARI:

MEŞRUTİYET ve 1876 KANUN-İ ESASİ

Avrupa’da kurulan Yeni Osmanlılar Cemiyeti bu hareketin öncülüğünü yapmıştı. Bu dönemde Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Mehmet Fuat, Mehmet Emin Ali, Ahmet Mithat Paşa gibileri padişahın yetkilerinin kısılmasından yanaydılar.

Abdülaziz tahttan indirilmiş yerine V. Murat geçirildiyse de sağlık sorunları nedeniyle hâl edilerek anayasayı yayınlayacağına söz veren II. Abdülhamit padişah yapılmıştı. Mithat Paşa liderliğinde 1875 Fransız Anayasası ve 1831 Belçika Anayasası örnek alınarak bir anayasa taslağı hazırlanarak padişaha sunulmuştur. Padişah bir kısım maddelerde değişiklik yaparak anayasayı bir fermanla 23 Aralık 1876 tarihinde ilan etti.

-Devletin, monarşik ve teokratik yapısı değişmemiştir. Saltanat ‘’ekber evlat’’ sistemine göre Osmanlı ailesine ait olup padişah aynı zamanda halifedir. Padişahın kişiliği kutsaldır ve sorumsuzdur.

-Devletin dini İslâm’dır. Yasaların dinsel ilkelere uygunluğunu denetleme yetkisi ikinci meclis olan Heyet-i Ayan’a aitti. Şeyhülislam Heyet-i Vükela’nın bir üyesidir.

-Meclis-i Umumi, Heyet-i Ayan ve Meclis-i Mebusan’dan oluşuyordu. Ayan üyelerini padişah seçer ve üyelikleri ömür boyudur. Meclis-i Mebusan üyeleri iki dereceli seçimle dört yıl için seçilirdi. Her üye seçmenleri değil de Osmanlı Ülkesini temsi ederdi (milletin temsili ilkesi).  Her elli bin kişiye bir mebus düşüyordu. Osmanlı tebaasından olmayan, Türkçe bilmeyen, otuz yaşını doldurmayan, iflas eden ve mahkûm olan, hacir altına alınan kişiler milletvekili seçilemezler. Şehir ve kasabalardaki idare meclis üyeleri ikinci seçmen sayılmış ve dolayısıyla genel seçim ilkesi uygulanmamıştır. Seçimlerde gizli oy ve basit çoğunluk sistemi uygulanmıştır.

-Kanun tasarısı verme yetkisi Bakanlar Kuruluna aitti. Mebuslar ancak padişahın izniyle kanun teklifinde bulunabilirdi. Kanun tasarılarının yasalaşması padişahın onayına tabii idi ve padişahın veto yetkisi vardı (süre yoktu).

-Parlamenter sisteme aykırı bir şekilde padişahın yetkileri oldukça geniş tutulmuştu. Padişahın, meclisi toplantıya çağırması, meclisi feshedebilmesi, her iki meclis üyelerinin padişaha bağlılık yemini etmeleri, milletvekillerinin kanun teklif etmesinin padişahın onayına tabii olması, padişahın sürgün yetkisinin bulunması…

-Genel Haklar kısmında daha evvel çeşitli fermanlarla ilan edilmiş olan bazı temel hak ve hürriyetler tanınmıştır. Kanun önünde eşitlik, kişi dokunulmazlığı, basın hürriyeti, ticaret serbestisi, dilekçe hakkı, eğitim özgürlüğü, kamu hizmetine girme hakkı, mal güvenliği, angarya ve işkence yasağı, vergilerin ancak kanunla konulabileceği gibi temel haklar sayılmıştı.

Önemli Hükümleri:

*Bakanların atanması, azilleri ve meclisin feshi yetkisi padişaha aitti.

*Kamu hizmetinde çalışanların Türkçe bilme zaruriyeti.

*Meclisin toplantı zamanı dışında önemli hallerde Bakanlar Kurulunun muvakkaten yürürlükte olan kanun kuvvetinde karar alabilmesi(KHK)

*Kanunsuz emir ilkesi.

*Yaşam dokunulmazlığı.

*Kanuni hakim teminatı ve hakimlerin azledilemeyeceği ilkesi.

*Yüce Divanın kurulması.

*Vergilerin ancak kanunla yapılabileceği.

*Başkentin İstanbul olduğu.

*Olağanüstü hâlin düzenlenmesi.

93 Harbi’nde ordunun Ruslara yenilmesi ve meclisin idareyi eleştirmesi neticesinde II Abdülhamit 1878 yılında meclisi süresiz olarak feshetti. 

HÜRRİYETİN İLÂNI: II. MEŞRUTİYET

İkinci Meşrutiyet’i doğuran etmenler II. Abdülhamit’e karşı yürütülen muhalefet hareketi olmuştur. Ordunun padişah üzerindeki baskısı, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin gizli çalışmaları ve Balkanlar’daki kıpırdanmalar anayasanın tekrar yürürlüğe konmasına sebep teşkil etmiştir. II. Meşrutiyet’le anayasada 1909 yılı değişikliği denilen yenilikler yapılmıştır. Bu Osmanlı Devleti’nde parlamentarizmin yerleşmesine etkili oldu.

II. Meşrutiyet 23 Temmuz 1908 yılında bir fermanla meclisin toplantıya çağrılması ile başlamıştır.

1909 Değişiklikleri:

-Bakanların hükümet siyasetinden dolayı kolektif ve ferdi olarak meclise karşı mes’ul olmaları. Meclisin Bakanlar Kurulunu güven oylaması ile düşürebilmesi.

-Padişahın meclisi feshetme ve diğer yetkileri sınırlandırılmıştır. Padişahın meclisi tek başına dağıtma yetkisi kaldırılmıştır. Padişah ant içerek görevine başlayacaktır. Karşı imza kuralı ile padişahın sorumsuzluğu sağlandı. Padişah iki ay içinde kanunları ya yayınlamak ya da tekrar görüşülmesi için meclise iade edecektir. Yani mutlak vetonun yerine geciktirici ya da güçleştirici veto uygulamasına geçildi. İade edilen kanun üçte iki çoğunlukla tekrar kabul ederse padişah kanunları neşretmek zorundadır. Padişahın sürgün yetkisi kaldırıldı. Ayrıca padişahın beynelmilel mukaveleleri onaylaması meclisin tasdikine bırakıldı.

-Basına sansür uygulaması yasaklandı. Haberleşme hürriyeti, toplanma hürriyeti, dernek kurmanın sınırları çizildi.

1908:

17 Aralık 1908’de seçim yapıldı ve İttihat ve Terakki Fırkası listeleri silme kazandı.

11 Aralık 1911 mebusluk ara seçimini Hürriyet ve İtilaf kazanınca 1912 seçimlerinde dikkati elinden bırakmadı ve 270 mebustan sadece 6 mebus muhalifti. Bu seçim Sopalı Seçim olarak anılacaktır.

Babıali Baskını: 23 Ocak 1913’te I. Balkan Savaşının kaybedilmesi ve sadrazam Kamil Paşa’nın Edirne ve İstanbul’un kuşatılmış olduğunu ileri sürerek dağıtılmış olan meclisin yerine devlet erkânından oluşturulan Şurayı Devlet’te barış kararı çıkartması darbeyi getirdi. Edirne’yi tekrar almak isteyen İttihatçılar, Enver Bey öncülüğünde Babıali’ye baskın yaparak Kamil Paşa’yı istifaya zorlayarak Mahmut Şevket Paşa’yı sadrazam yaptılar.  

1913 Bab-ı Ali Baskını ile iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki Fırkası Umumi Harp öncesi meclisin tatilde olmasından yararlanarak savaş ilanında bulunmuş ve ayrıca zaten savaş müddetince de meclis etkili olamamıştır. 1918 yılında İmparatorluk I. Cihan Harbi’nden yenik çıkınca parti kendini feshetmiş ve liderleri yurt dışına kaçmışlardı. Savaş sonrasında meclis ise padişah tarafından dağıtılmıştır. 12 Ocak 1920’de Anadolu’nun baskıları neticesi padişah meclisi tekrar toplantıya çağırmış ve bu meclis Misak-ı Milli kararlarını alarak cumhuriyet’in siyasi meşruiyetini hazırlamıştır. Meclis-i Mebusan’ın bu kararları İngilizler’i harekete geçirmiş ve Ziya Gökalp’in de aralarında bulunduğu çok sayıda mebus tutuklanarak Malta’ya sürgün edilmişti. Zor şartlarda çalışabilen meclis 18 Mart’a çalışmasına ara vermiş ve 11 Nisan 1920’de padişah tarafından resmen feshedilmiştir. Meclisin kapatılması neticesinde Anadolu harekete geçerek 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi’ni açmıştır. 

Misak-ı Milli:

17 Şubat 1920 tarihinde kabul edilen Misak-ı Milli;

Osmanlı Mebuslar Meclisi üyeleri devlet ve ulus bağımsızlığının ancak haklı ve sürekli bir barışa kavuşmak için göze alınabilecek ödünlerin en son sınırını içeren aşağıdaki ilkelere eksiksiz uyulmak koşuluyla sağlanabileceği ve bu ilkeler dışında bir Osmanlı devlet ve toplumunun kalımlığına olanak bulunmadığı inancına varmışlardır:

Madde 1: Osmanlı ülkesinin yalnız Arap çoğunluğunca oturulan ve 30 Ekim 1918 günlü Ateşkes Antlaşması’nın yapıldığı sırada düşman ordularının işgali altında kalan bölümlerini yazgısı halkın özgürce açıklayacağı olaylara göre belirlenmelidir. Adı geçen ateşkes sınırları içinde ise din, ırk ve soyca birlik ve karşılıklı  saygı, özveri duygularıyla dolu olan sosyal ve toplumsal hakları ile bölge koşullarına saygılı bulunan Osmanlı-İslam çoğunluğunun oturduğu topraklarını tümü, eylemli ya da varsayımlı hiçbir nedenle bölünemez bir bütündür.

Madde 2: Özgürlüğe kavuşur kavuşmaz halkın oylarıyla anavatana katılmış olan Kars, Ardahan ve Batum için yeniden özgürce oylamaya başvurulmasını kabul ederiz.

Madde 3: Batı Trakya’nın, Türkiye’nin barışına değin askıda bırakılan hukuksal durumu da ora halkının tam bir özgürlük içinde açıklayacağı oylara göre saptanmalıdır.

Madde 4: İslam Halifeliğinin yeri, sultanlığın merkezi ve Osmanlı Devletinin başkenti İstanbul’un ve Marmara Denizi’nin güvenliği, her türlü tehlikeden korunmuş olmalıdır. Bu ilke saklı olmak koşuluyla, Akdeniz ve Karadeniz Boğazlarının ticarete ve dünya ulaşımına açık olması konusunda, bizimle birlikte bütün öteki devletlerin oybirliğiyle verecekleri karar geçerlidir.

Madde 5: İtilaf devletleri ile onların savaştaki hasımları ve kimi ortakları arasında antlaşmalarla saptanan ilkeler uyarınca, azınlıkların hakları, komşu ülkelerdeki Müslüman halkın da özdeş haklardan yararlanmaları koşul ve inancıyla tarafımızdan desteklenip güvence altına alınmalıdır.

Madde 6: Ulusal ve ekonomik gelişmemize olanak sağlamak ve işlerin çağdaş bir yönetim düzeniyle yürütülmesinde başarıya ulaşabilmek için her devlet gibi bizim de gelişme koşullarını sağlamakta bağımsız ve tam özgür olmamız, yaşam ve varlığımızın temelidir. Bu nedenle siyasal, yargısal, parasal gelişmemize engel olacak sınırlamalara (kapitülasyonlara) karşıyız.

Saptanacak dış borçlarımızın ödenme koşulları bu ilkelere aykırı olmayacaktır.

Yeni Türkiye Cumhuriyeti Ulusal Ant’ta belirlenmiş olan sınırlar içinde kurulmuştur.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ve 1921 TEŞKİLAT-I ESASİ

TBMM’nin açılması:

İstanbul Mebusan Meclisi’nin kapatılması haberi Ankara’ya ulaşır ulaşmaz Mustafa Kemal ‘’salahiyeti fevkâledeyi haiz bir meclisin’’ Ankara’da toplanmasına karar verdi ve bu kararını 19 Mart 1920’de telgrafla sivil ve askeri makamlara bildirdi.   

Gerçekten Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde layıkıyla temsil eden bir meclis tarafından yapılmış tek anayasa 1921 Anayasası’dır. 1876 Kanun-i Esasi padişah fermanı ile ilân edilmiştir. 1924 Anayasası tek parti egemenliğinin kurulmaya başlandığı ve örgütlü muhalefetin mevcut olmadığı bir meclisçe yapılmıştır. 1961 ve 1982 anayasalarını hazırlayan kurucu meclisler de genel oya dayanan bir seçimle oluşmuş yasama organları değildi.

1921 Anayasası ilginçtir Osmanlı-Cumhuriyet anayasaları içinde tek yumuşak anayasadır.

Meclisin karşılaştığı ilk sorun Kanun-i Esasi hükümlerinden bağımsız (çünkü orada padişah ve onun yetkileri var) olacak şekilde bir yürütme gücü oluşturmaktı.

Hükümet Şekli:

Atatürk nutkunda bu olayı şöyle anlatacaktır; ‘’Bu önergeyi bugün gözden geçirecek olursak, bunda ilkelerin tespit ve ifade edilmiş olduğunu görürüz. Bu ilkeleri izin verirseniz burada sayacağım;

*Hükümet kurulması zaruridir.

*Geçici hükümet kaydıyla bir hükümet başkanı tanımak veya padişah temsilcisi tayin etmek doğru değildir.

*Mecliste artan milli iradenin vatanın geleceğini fiili olarak ele alınması esas ilkedir. TBMM’nin üzerinde bir kuvvet mevcut değildir.

*TBMM yasama, yürütme yetkilerini üzerinde toplamıştır.

Meclisten seçilecek ve vekil tayin edilecek bu heyet hükümet işlerini yürütür. Meclis başkanı bu heyetin de başkanıdır.

Hatıra: Padişah ve halife baskı ve zorlamadan kurtulduğu zaman, meclisin düzenleyeceği anayasa çerçevesinde görevini sürdürür.’’

1921 Teşkilât-ı Esasî :

21 Ocak 1921’de 24 maddeden mürekkep olan Teşkilat-ı Esasi Kanunu kabul edilmiştir. Bu Anayasa Kanun-i Esasi’yi yürürlükten kaldırmamıştır. Bu dönem iki anayasalı bir dönemdir.

1)Hakimiyet bilâ kaydü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatının bizzat ve fiili idare etmesi esasına müsterittir. Millet Egemenliği.

2)İcra kudreti ve teşri salâhiyeti milletin yegâne ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclisi’nde tecelli ve temerküz eder. Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur. Kuvvetler Birliği ve Meclis Hükümeti.

Türk anayasaları içinde tek yumuşak anayasadır, değişiklik için nitelikli bir çoğunluk aranmaz. Balanlar Kurulu doğrudan meclis tarafından seçilir ve meclisin başkanı aynı zamanda hükümetin de başkanıdır. Hükümet meclisin denetimi altındadır.

Meclisin çalışmalarına ara veremeyeceği, seçimlerin iki yılda bir yenileneceği ve bir sene geriye bırakılabileceği belirtilmiştir. Vekiller ancak milleti temsil edebilir. Yeni meclis görevine başlayıncaya kadar eskisi görevine devam eder.

Halkın yönetime katılmasını sağlamak için mahalli idareye ilişkin hükümler anayasada yer almıştır. İdare iller, ilçeler ve nahiyelere ayrılmıştır. Ayrıca buralara halk yönetiminin götürülmesi amaçlanmıştır. Valiler meclis tarafından atanıyordu.

Yargıdan ve temel haklardan söz edilmemiştir. İstiklâl mahkemeleri düşünüldüğünde yargı erkinin de meclisin elinde olduğu görülür.

Saltanatın Kaldırılması:

TBMM, 1 Kasım 1922 tarihinde, Misak-ı Milli sınırları içinde TBMM Hükümetinden başka hiç  bir hükümet tanımadığını, İstanbul Hükümeti’nin 16 Mart 1920’den beri tarihe karıştığı ve hilafetin Osmanlı Hanedanına ait olduğu, TBMM tarafından bu hanedanın yetenekli bir üyesinin halife seçileceği ilân edilmiştir.

I. TBMM seçimlerin yenilenmesi kararı alarak 1 Nisan 1923’te dağıldı. II TBMM 11 Ağustos 1923’te toplandı ve 23 Ağustos 1923’te Lozan Antlaşmasını onayladı. Türk Ordusu 6 Ekim 1923’te İstanbul’a girdi.

Lozan Antlaşması:

Lozan Anlaşması’nın I. maddesine göre, Türkiye ile Fransa, İngiltere, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya arasındaki savaş durumu antlaşmanın yürürlüğe girişi tarihinden başlayarak birmiş oluyordu.

Meriç Nehri’nin batısına kadar Doğu Trakya Türkiye’nin olacaktı (md. 2). Suriye sınırı 20 Ekim 1921 tarihli Türk-Fransız anlaşmasının 9. maddesine göre düzenlenen sınır olacaktı.

Irak sınırının saptanması anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonraki dokuz aylık süre içinde Türkiye ile İngiltere arasında görüşme yoluyla çözümlenecekti.

İmroz, Bozcaada ve Tavşan adaları Türkiye’ye (md. 12); Midilli, Sakız, Sisam, Nikarya adaları Yunanistan’a bırakılıyordu (md. 13). Ancak Yunanistan bu adalarda hiçbir deniz üssü kuramayacak, tahkimat yapamayacak, fazla asker bulunduramayacak ve Anadolu kıyıları üzerinde askeri uçak uçuramayacaktı.

Türkiye Mısır’la ilgili borç yükümlülüklerinden tümüyle kurtulmuş oluyordu (md. 18). Ayrıca Türkiye Libya’daki ayrıcalıklarından vazgeçiyor (md. 22). Kıbrıs’ın İngiltere’ye katılmasını tanıyordu (md. 21).

Türkiye’de kapitülasyonlar her bakımdan ve tümüyle kaldırılıyordu (md.28)

Ege Denizi’nde İtalya işgalinde bulunan adalar İtalya’ya bırakılıyor (md. 15). 5 Kasım 1914 başlangıç olmak üzere Türkiye, Mısır ve Sudan üzerindeki tüm haklarından vazgeçiyordu.

Azınlık hakları karşılıklı eşitlik temelinden yola çıkılarak ve bu konudaki uluslararası anlaşmalar çerçevesinde çözümleniyordu (md. 37).

Osmanlı borçları ülke temeline göre takside bağlanıyordu.

Boğazlarda geçiş serbestisi ilke olarak kabul ediliyordu (md 26). Boğazlar Rejimini düzenleyen aynı tarihli sözleşme ‘’ bu anlaşmanın içindeymiş gibi aynı güç değerde’’ oluyordu.

Lozan antlaşması TBMM’nin 23 Ağustos 1923 tarihli toplantısında 227 üyeden 213’ünün olumlu oyu ile onaylanmış aynı gün İstanbul ve Boğazlar bölgesindeki Müttefik donanması ve kuvvetlerinin derhal Türk topraklarını terk etmeleri istenmişti.    

23 Ekim Değişiklikleri:

364 sayılı yasa ile ;

1)Türkiye Devleti’nin hükümet şekli cumhuriyettir.

2)Cumhurbaşkanı, TBMM tarafından kendi üyeleri arasından bir seçim dönemi için seçilir.

3)Cumhurbaşkanı, meclis üyeleri içinden başbakan seçecektir. Bakanlar ise yine meclis içinden başbakan tarafından seçildikten sonra cumhurbaşkanı tarafından meclisin onayına sunulur.

4)Cumhurbaşkanı devletin başı olup gerek gördüğü taktirde meclise ve bakanlar kuruluna başkanlık eder.

29 Ekim’de 158 vekilin oybirliği ile Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyetinin cumhurbaşkanı seçilmiştir.

Hilâfetin İlga Edilmesi:

3 Mart 1924 günü kabul edilen 431 sayılı Hilafetin ilgasına ve Hanedan-ı Osmani’nin Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun ile hilafet ilga edilmiştir. Fakat ‘’devletin dini İslâm’dır ibaresi anayasal bir ilke olarak kalmıştır.

1924 TEŞKİLÂT-I ESASÎ:

II TBMM ‘nin 20 Nisan 1924 günü üçte iki çoğunluğun kabulüyle anayasa kabul edildi. Bu anayasa ile Kanun-i Esasi ve 1921 Teşkilat-ı Esasi yürürlükten kaldırıldı böylece ikili anayasa uygulamasına da son verildi. 24 Anayasası altı bölüm ve yüz beş maddeden mürekkeptir.

1)Devletin temel niteliği cumhuriyettir (md. 1). Devletin dini İslâm’dır (md. 2). Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir (md. 3).

2)Meclis Hükümeti ile parlamenter sistem arasında karma bir sistem benimsendi. Buna anayasa tarihimizde ‘’kuvvetler birliği ve görevler ayrılığı’’ şeklinde telakki edilir. Meclis hükümetine yaklaşan hususiyetleri; millet adına egemenliği yalnız TBMM kullanır, yasama ve yürütme TBMM’nindir. Meclis hükümeti her zaman denetleyebilirken hükümetin meclis karşısında herhangi bir gücü yoktu.

Aslında teorik olarak yürütme mecliste olsa da bunu kullanma şekli parlamenter sistemde olduğu gibi cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulana aitti. Hükümetin kuruluşu parlamenter sisteme göreydi; başbakan cumhurbaşkanı tarafından meclis üyesi içinden atanır ve başbakan da kabinesini meclis içinden seçer ve cumhurbaşkanına sunardı. Bakanlar kurulu cumhurbaşkanınca atandıktan sonra meclisten güvenoyu isterdi.

Bakanlar Kurulu meclise karşı mes’uldü.

3)Sert bir anayasadır. 1. madde değiştirilemezdi ve diğer maddelerin değiştirilmesi için meclis üye tamsayısının üçte birinin teklifi ve üçte ikisinin kabulü ile mümkündü.

4)Anayasanın üstünlüğü ilkesi ve hiçbir kanun anayasa aykırı olamaz.

5)Tabii hak anlayışını benimsemiş ve bu hakları Kanun-i Esasi gibi sadece saymakla yetinilmiştir.

6)Başkentin Ankara olduğu hükme bağlanmıştır.

7)Milletvekilliği seçilme yaşı oyuz olup, seçilme yeterliliği, sorumsuzluk ve dokunulmazlığı düzenlenmiş, seçimlerin dört yılda bir yenileneceği ve bir yıl geriye bırakılabileceği hükme bağlanmıştır.

8)Cumhurbaşkanı bir seçim dönemi meclis tarafından seçilir ve yeniden seçilmek mümkündür. Cumhurbaşkanı kanunları on gün içinde ya yayımlar yahut geri gönderir. Anayasa değişiklik kanunları üzerinde veto yetkisi yoktur.

9)Tüzüklerin Danıştay incelemesinden geçirilmesi zorunlu olup kanunlara aykırılığını meclis karara bağlardı.

10)Bakanlar Kurulu, Danıştay ve Yargıtay başkanlarını yargılanmak için Yüce Divan kurulur.

11)Sıkıyönetim bakanlar kurulu tarafından bir aylık süre için çıkarılabilir.

12)Meclis yorumuna yer verilmiştir.

13)İdam cezasının yerine getirilme yetkisi meclise aittir.

14)Yargı Türk Milleti adına bağımsız mahkemeler tarafından kullanılır.

Bu çoğunluk yerine ‘’çoğulcu’’ bir anlayışa sahip bir anayasadır ve bu sistem özellikle 1950 sonrası sıkıntı yaratacaktır. Yani alınan oy oranı ve mecliste temsil oranı arasında eşitsizliğe neden oluyordu.

Anayasa’da Değişiklikler:

1)29 Kasım 1927’de ‘’bakanlıkların kuruluşu özel kanuna bağlıdır.’’ İlkesi eklendi.

2)10 Nisan 1928’de 2. madde ‘’ Türkiye Devleti’nin dini İslâm’dır’’ kuralı ve 26. madde meclisin yetkileri dahilinde sayılan ‘’şer’i hükümlerin yerine getirilmesi’’ kuralı çıkarılmıştır.

3)5 Ocak 1934’te 10 ve 11. madde ile kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı, seçmen yaşı on sekizden yirmi ikiye çıkarıldı.

4)5 Şubat 1937’de ‘’Türkiye Devleti Cumhuriyeti, halkçı, devletçi, laik ve inkılâpçıdır.’’ İlkeleri 2. maddeye sokuldu. 75. maddedeki tarikat sözcüğü çıkarıldı. 74. maddeye bir fıkra eklenerek ‘’çiftçiyi toprak sahibi kılmak ve ormanları devletleştirmek için alınacak toprak ve ormanların kamulaştırma karşılığı ve karşılıkların ödenmesi özel kanunlarla’’ şeklinde ilâve dilerek kamulaştırma anayasaya girdi.

Tek Partili Dönem 24 Anayasası’nın bir özelliği değildir. 17 Kasım 1924’te Kazım Karabekir başkanlığında Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu ve 1925 yılında Şeyh Sait İsyanı neticesinde hükümet tarafından kapatıldı. İkinci parti denemesi Atatürk’ün isteğiyle, Ali Fethi Okyar başkanlığında Serbest Cumhuriyet Fırkası olarak kuruldu ise de Menemen Olayı neticesi parti kendini feshetti.

CHP’nin 1935 yılındaki kurultayından sonra parti ve devlet yapısı birbiri içine girmiş ve içişleri bakanı parti genel sekreteri olmuş ve valiler de partinin il başkanlığını üstlenmiştir. Ayrıca 1937 yılında anaysa değişikliği ile CHP ilkeleri anayasal ilkeler haline dönüştürülmüştür.

1939 yılında meclis çalışmalarını içeriden denetlemek için ‘’Müstakil Grup’’ kuruldu ve bu çok partili hayata geçişe zemin hazırladı. 1945 yılında Milli Kalkınma Partisi ve 1946’da Demokrat Parti kuruldu.

1950 seçimleri ile CHP’nin 27 yıllık tek parti iktidarı son buldu. Seçimlerde uygulanan çoğunlukçu demokrasi yapısı temsilde adaletsizliği getirdiği için çok eleştirilmiştir. Mesela, 1950 seçimlerinde % 53 oy alan Demokrat Parti mecliste 408 üye ile ve % 39 oy alan CHP 39 vekil ile temsi hakkı elde etmişti.

1957 seçimlerinden sonra bütün muhalefet ortak bir bildiri yayınlayarak ülkede hüküm süren siyasal kargaşanın giderilmesinin anayasa değişikliği ile mümkün olacağını ilân etti.

27 MAYIS DARBESİ VE 1961 ANAYASASI:

27 Mayıs 1960’da ordu ülke yönetimine el koydu. Milli Birlik Komitesi, TBMM’yi kapatmış, Bakanlar Kurulu ve DP milletvekillerini tutuklamış ve çoğunluğu sivillerden oluşan bir hükümet kurmuştu.

Anayasa’da değişiklik yapılarak;

-TBMM’nin görevini Milli Birlik Komitesi yürütecek.

-Devlet başkanlığı görevini MBK başkanı yürütecek.

-Yürütme gücü MBK başkanınca atanır ve denetimi MBK yapar. Bakanlar Kuruluna Devlet başkanı başkanlık eder.

-Düşürülen cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar ve iktidar vekillerini yargılamak için Yüksek Adalet Divanı kurulacak.

27 MAYIS ASKERİ DARBESİ:

Darbe en yüksek rütbelisi albay olmak üzere bir grup subay tarafından plânlanmıştı. Lider olarak Kara Kuvvetleri Kumandanı Cemal Gürsel’i seçilmişti. Darbeyi gerçekleştirenlerin üzerinde ısrarla durdukları iki nokta vardı;

1)Türk Silahlı Kuvvetleri ülkede kardeş kavgasını engellemek için yönetime el koymuş bulunmaktadır.

2)Türkiye, dış politika açısından NATO ve CENTO’ya bağlıdır.

Orgeneral Cemal Gürsel bu konuda ‘’asla diktatör olmayacağım’’ diyerek toplumda bir rahatlama yarattı.

On bir ay süresince 588 kişi yargılandı. Temel dava konusu, anayasanın ihlâl edilmesi olup öncesinde Demokrat Parti iktidarını zedelemek ve gözden düşürmek için önemsiz olan yargılamalar da yapıldı.

Neticede Yüksek Adalet Divanı, 15 kişi hakkında idam, 31 kişi hakkında müebbet hapis, 402 kişi hakkında çeşitli cezalar öngörmüş ve 135 kişi de beraat etmişti. İdam kararları şaşkınlık yaratmıştı. Tutuklu yakınları İsmet İnönü’ye başvurmuş ve bu konuda aracı olmasını talep etmişlerdi. Başta Cemal Gürsel olmak üzere MBK üyeleri idam cezalarının infaz edilmemesi doğrultusunda bir eğilime sahipti. Ancak silahlı kuvvetler içindeki cunta takımı MBK ve genelkurmay başkanı Cevdet Sunay üzerinde baskı kurarak idamın infazını istediler. Neticede MBK’nin onayladığı infaz kararınca Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edildi.

Yassıada, Terakkiperver ve İttihatçıları yargıladığı 1926 İstiklal Mahkemesi’nden sonra cumhuriyet tarihinde ikinci siyasal kıyımın olduğu yer oldu.

Kurucu Meclis:

Anayasa hazırlığı ilk günden başlamıştı ve İstanbul Komisyonunun hazırladığı taslak kabul görmemiş ve 157 sayılı kanun ile Kurucu Meclis kuruldu. İki kanattan oluşan kurucu meclis;

1)Milli Birlik Komitesi, yetkileri geniş olup, bakanları ataması ve azilleri yetkisi dahilindeydi.

2)Temsilciler Meclisi, üyelerinin bir bölümü iki dereceli seçimle gelen üyelerden, bir kısmı DP haricindeki siyasi parti temsilcilerinden, bir bölümü üniversite, baro, basın, eğitim, sendika, ticaret odası mensuplarından gelen üyeler, bir kısmı da doğrudan devlet başkanı ve MBK tarafından atanan üyelerden mürekkepti.

Hazırlanan anayasa, halkoyuna sunularak % 61,5 nispetinde oyla kabul edilerek Milli Birlik Komitesi devri böylece sona erdi.

1961 ANAYASI:

1)24 Anayasası’nda yer alan Türkiye Devleti’nin bir cumhuriyet olduğu ifadesi aynen kalmıştır.

2)24 Anayasası’nda yer alan milliyetçi devlet ilkesi yerine Türk milliyetçiliği ve Milli Devlet ilkesi benimsenmiştir.

3)24 Anayasası gibi egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletinde olduğu belirtilmiş ancak 24 Anayasasının aksine bunu TBMM eliyle kullanır ifadesi yerine yetkili organlar eliyle kullanır ifadesi benimsenerek meclis üstünlüğüne son verilmiştir. Bu aynı zamanda kuvvetler ayrılığı ilkesinin benimsendiğinin göstergesidir.

4)Seçmen yaşı 24 Anayasası’nın aksine anayasada düzenlenmemiş adi kanunlara bırakılmıştır. Seçimler serbest, eşit, gizli, tek dereceli genel oy ilkesine göre yapılacağı düzenlenmiştir.

5)61 Anayasası, siyasal partileri demokrasinin vazgeçilmez bir unsuru saymıştır. Bu da çoğulcu demokrasi anlayışının benimsendiğine işaret etmektedir. Ayrıca parti tüzüklerinin insan hak ve hürriyetlerine dayanan, laik cumhuriyet ilkesine ve devletin ülkesi ve milleti ile bölünmezliği temel hükmüne uygun davranmalarını aksi halde kapatılacağını vurgulanmıştır.

6)24 Anayasası’nda yer almayan hukuk devleti ilkesi anayasal bir ilke olarak benimsenmiştir. Hukuk devletinin gerekli unsurları anayasada düzenlenmiştir.

7)Kanunların anayasaya uygunluğunu denetlemek için Anayasa Mahkemesi kurulmuştur. Bu görevi daha evvel meclis yapmaktaydı.

8)Laiklik ilkesi aynen muhafaza edilmiştir.

9)Sosyal devlet ilkesi anayasaya girmiştir. Devlet Planlama Teşkilatı 1960 yılında kurulmuş ve Anayasa’daki yerini almıştır. Ayrıca OYAK kuruldu.

10)Temel Hak ve Hürriyetlerin yanında Sosyal ve İktisadi Haklar ile Siyasal Haklar da anayasada yer almış ve üç bölüm altında düzenlenmiştir. Ayrıca temel hak ve özgürlüklerden sadece Türklerin değil yabancıların faydalanacağı vurgulanmıştır.

11)Kuvvetler Ayrılığı ilkesi benimsenmiş ve gerekli düzenlemeler yapılmıştır. Parlamenter sistem benimsenmekle beraber yürütme yine yasamanın bir türevi olarak kalmıştır. Yargı bağımsızlığı güvence altına alınmış ayrıca Yüksek Hakimler Kurulu kurulmuştur. Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay ve Uyuşmazlık Mahkemeleri yüksek mahkemeler adı altında sayılmış ve düzenlemiştir. Sayıştay ise yürütme bölümünde düzenlenmiştir.

12)İki meclisli parlamento sistemi benimsenmiştir. Millet Meclisi’nin yanında Cumhuriyet Senatosu da vardır.

13)Milli Güvenlik Kurulu ve Diyanet İşleri başkanlığı ilk kez düzenlenmiştir.

SİYASİ ARENA:

Hiyerarşi pramitini düzenlemek maksadıyla 3 Ağustos 1960’da ordu içinde tasfiyeler başladı. Emekli edilen orgeneral Ragıp Gümüşpala Adalet Partisi’ni kurdu.

Rauf Orbay başkanlığındaki Kurucu Meclis’in çalışmalarına başlamasından bir ay sonra siyasi partilerin faaliyetlerine izin verildi ve CHP ve CKMP’nin yanında 11 Şubat 1961’de Adalet Partisi sonra Türkiye İşçi Partisi ve Yeni Türkiye Partisi kuruldu.

1961 genel seçimlerinde CHP oyların % 37’sini alarak 173 vekil, AP 158 vekil, YTP 65, CKMP ise 54 vekil çıkardı.

Cemal Gürsel cumhurbaşkanı seçildi ve hükümeti kurma görevini İsmet İnönü’ye verdi. Bundan sonra İnönü koaliasyon hükümetleri kurulacaktı. 1. Koaliasyon CHP-AP arasında (1961-62), 2. Koaliasyon CHP-YTP-CKMP arasında (1962-63), 3. Koaliasyon CHP ile bağımsızlar arasında kuruldu ve YTP dışardan destek verdi, 4. Koaliasyon Suat Ürgüplü başkanlığında AP-YTP-CKMP-MP arasında olacaktır.

1962 ve 1963 arasında Kurmay Albay Talat Aydemir’in iki başarısız darbe girişimi oldu. Maksat Mili Demokratik Devrim adını verdikleri Türk Sosyalizmini (yeni devletçilik) kurmaktı. Albay Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan idam edildi. Başını Doğan Avcıoğlu’nun çektiği bir grup Yön Dergisinde sivil-askeri kesimin başını çektiği bu sol grup mevcut demokrasiyi cici demokrasi olarak tabir ediyor ve yeni devletçi politikaları vardı.

1963 yılına AET ve Türkiye arasında Ankara Anlaşması ile Ortak Üyelik mukavelesi yapıldı.

1965 Seçimleri; Süleyman Demirel’in AP başkanı olduğu bu dönemde AP oyların % 53’ünü alarak 240 milletvekili kazanmıştı. CHP 134, MP 31, YTP 19, TİP 15 ve CKMP 11 milletvekili çıkardı.

1965 seçimlerinden kısa bir süre CHP ortanın solunda yer aldığını ilan etmiştir. CHP’de bu hareketi başlatan Bülent Ecevit oldu, 1972 yılında da CHP başkanı olacaktır.

İlk kez bir sol parti olan TİP meclise girmiştir ve başkanı Mehmet Ali Aybar olup emperyalizme karşı çıkıyor ve Güler Yüzlü Sosyalizm anlayışı ile halka dayanan planlı devletçiliği savunuyordu.

1962 yılında CKMP’den Osman Bölükbaşı ayrılınca 61 İhtilalinin etkin isimlerinden olan kurmay albay emeklisi Alparsan Türkeş 1965’te başkan olur. 1969 yılında partinin kimliğinde ve kadrosunda değişikliğe gidilerek kapitalizm ve sosyalizm dışında 9 Işık ile amaçları belli olan 3. bir yolu savunuyorlardı.

İstanbul ve İzmir’deki büyük sanayi çevrelerine karşı küçük ve orta büyüklükteki işletmeleri temsil etmek amacıyla bir parti kurulması kararı neticesinde 1969’da AP’den ayrılan Necmettin Erbakan liderliğinde Mili Nizam Partisi kuruldu. 26 Ocak 1970’de kurulan parti ağır sanayiyi savunuyordu ve laikliğe karşı olduğu gerekçesi ile 20 Mayıs 1971’de kapatıldı.

1966 yılında hastalanan Cemal Gürsel’in yerine partiler aralarında uzlaşarak Cevdet Sunay’ı cumhurbaşkanı seçtiler.

Bu dönemde Türkiye ithal ikameci sanayileşme stratejisini benimsedi. Siyasi olarak öğrencilerin gruplaşmaları arttı ve düzen yanlısı olanlara sağcı ve düzen karşısında olanlara solcu deniliyordu. TİP, öğrencileri Fikir Kulüpleri Federasyonu halinde örgütlüyordu.

1969 seçimlerinde AP’nin oyu % 46 ve CHP’nin ise % 27 idi. Öğrenci gösterileri, grevler, banka soygunları ve Amerikalı’lara karşı eylemler artmıştı.

12 Mart 1971’de Genelkurmay başkanı Menduh Tağmaç ve kuvvet komutanlarının imzalarını taşıyan bir muhtıra verildi. Demirel istifa etti ve partiler üstü ve bürokratlardan oluşan hükümet Nihat Erim başkanlığında kuruldu. Bu dönemde anayasada değişiklikler yapıldı. 1972’de Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idam edildi.

1973 yılında Demirel ve Ecevit anlaşarak emekli oramiral Fahri Korutürk’ü cumhurbaşkanı seçtiler.

1973 seçimlerinde AP 149, CHP 185, Milli Selamet partisi 48, Demokrat Parti 45, CGP 13, MHP 3 ve TBP 1 sandalye kazanmıştı ve CHP-MSP koaliasyon hükümeti kuruldu.

12 Mart Muhtırası ve Anayasa’daki Değişiklikler:

Anayasa’da yapılan değişiklik ile yürütme güçlendiriliyordu;

1)Bakanlar Kurulu’na Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi tanınıyordu.

2)Bakanlar Kurulu, kanuni sınırları içinde vergi ve benzeri mali yükümlülükleri saptamaya yetili kılındı.,

3)Meclisin gensoru kullanma yetkisi daraltıldı.

4)Üniversite özerkliği kısıldı ve TRT özerkliği kaldırıldı.

5)Milli Güvenli Kurulunun etkisi artırıldı.

6)Sıkıyönetim sebepleri artırıldı.

Temel Hak ve Hürriyetler Sınırlandırıldı;

1)Genel sınırlama sebepleri ilkesi getirildi.

2)Bazı temel hak ve özgürlüklere özel sınırlama sebepleri getirildi.

3)Memurlara sendika kurma ve üye olma hakkı yasaklandı.

Yargı alanında sınırlamalar;

1)Askeri İdare Mahkemesi kuruldu ve askeri yargının alanı genişletildi.

2)Devlet Güvenlik Mahkemesi kuruldu ve bu mahkemelere bakanlar kurulu tarafından aday gösterilmesi ilkesi benimsendi.

3)Adalet bakanına Yüksek Hakimler Kurulu’nda oy hakkı tanındı.

Kıbrıs Meselesi:

Yunan askeri rejiminden destek bulan EOKA’cılar Kıbrıs’ta darbe yaparak Türklerin hakkını gasbettiler. Zürih ve Londra konferanslarında bir netice alamayan hükümet Kıbrıs’a müdahale kararı aldı. Türkiye önce Kıbrıs semalarına uçak seferleri yapmış ve ardından da 14-16 Ağustos 1974’te Kıbrıs Barış Harekatını düzenlemiştir.

18 Eylül 1974’te Ecevit istifa etmiş ve Profesör Sadi Irmak Hükümeti kurulmuştur. Ardından AP, MSP, CGP, MHP arasında Milliyetçi Cephe Hükümeti kuruldu. 1976 yılları Türkiye’de iç savaş ortamının gözlendiği yıllar oldu. 1977’de II. Milliyetçi Cephe Hükümeti kurulduysa da ilk kez cumhuriyet tarihinde gensoru ile düşürülen hükümet oldu. 1978’de Ecevit Hükümeti kuruldu ve 1979 ara seçimlerinden sonra III. Milliyetçi Cephe Hükümeti kuruldu. Bu hükümet devrinde 24 Ocak Kararları alındı.

1973 Petrol Krizi ile İslam ülkeleri ile dostluk politikası izlenmeye başladı. 1974-78 yılları arasında ABD Türkiye’ye silah ambargosu uyguladı.1975’ten itibaren Türk büyükelçileri ASALA Terörü’nün hedefi haline geldi. Türkiye siyasi çalkantı ve çatışmanın içine girmişti.

12 EYLÜL ASKERİ DARBESİ VE 1982 ANAYASASI:

12 Eylül 1980’de ”Bayrak Harekâtı” ile Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay başkanı Kenan Evren’in emrinde komuta-zincir kademesi içinde yönetime el koyarak Milli Güvenlik Komitesi’ni oluşturdu. Birçok yetkiyi elinde bulunduran MGK, devlet başkanı, konsey başkanı ve genelkurmay başkanı yetkisini elinde bulunduran Kenan Evren ve diğer kuvvet komutanlarından oluşmaktaydı. Yasama yetkisi MGK’ye, cumhurbaşkanına ait yetkiler de MGK ve devlet başkanı tarafından kullanılacaktı. Bülent Ulusu başkanlığında sivillerden oluşan bir hükümet kuruldu.

Anayasada değişiklik yapma yetkisini elinde bulunduran MGK daha sonra anayasa yapma yetkisini de eline alarak hazırlıklara başlamıştır. Türk Hava Kurumu, ÇEK ve Kızılay hariç tüm parti ve derneklerin faaliyetleri durdurulmuştur. AP, CHP, MSP, MHP başkanları tutuklandı.

Kurucu Meclis:

1981 tarihli 2485 sayılı kanunla Kurucu Meclis oluşturularak anayasa yapma süreci başlatılmıştır. Meclis iki kanatlı olup MGK ve Danışma Meclisi’nden oluşmaktaydı. Sivil kanadı temsil eden Danışma Meclisi her ilin tespit ettiği adaylar arasından MGK tarafından seçilen 120 üye ve MGK’nın doğrudan atadığı 40 üyeden mürekkepti. Görevleri;

1)Yeni anayasa, siyasi partiler ve seçim kanununu hazırlamak,

2)Yasama görevini yapmak.

Konseyin, Danışma Meclisi’nden gelen kanunları aynen kabul etmek ve değiştirerek kabul etmek yetkisi vardı. 7 Kasım 1982’de halkoyuna sunulan anayasa % 91,37 ile kabul edilerek yasalaştı. 6 Kasım 1983’te seçimlerden sonra TBMM’in toplanması ile 6 Aralık’ta MGK dönemi sona erdi. Anayasanın geçici  I.  maddesi uyarınca Kenan Evren halkoylaması ile cumhurbaşkanı oldu ve MGK üyeleri de altı yıl için Cumhurbaşkanı Konseyini oluşturdular.

1961 ve 1982 Anayasalarındaki Benzerlikler:

1)Askeri müdahale sonrası hazırlanmışlardır.

2)Asker ve sivillerden mürekkep Kurucu Meclis tarafından hazırlanmış anayasalardır.

3)Halkoyu ile kabul edilmişlerdir.

4)Dönem içinde mevcut anayasa yürürlükte kalmış ve geçici maddelerle yönetime devam edilmiştir.

Farkları:

1)1961’de Temsilciler Meclisi, 1982’deki Danışma Meclisi’ne göre temsil yeteneği daha fazladır. Temsilciler Meclisi’nde DP haricinde diğer parti mensuplarına yer verilirken 82’de tüm siyasi partiler kapatılmış ve meclis içinde daha çok bürokrat yer almıştır.

2)Temsilciler Meclisi, Milli Birlik Komitesi karşısında Danışma Meclisi’nin Milli Güvenlik Konseyi karşısındaki konumuna göre daha özgürdür.

3)1982 Anayasası daha kauzistik ve daha sert bir anayasadır.

4)1961’de halkoyu neticesi anayasanın reddi halinde yeni bir anayasa hazırlanacağı belli iken 1982’de anayasanın reddi halinde akıbet belli değildi.

5)1982 Anayasası’nda anayasanın halkoylaması ile beraber cumhurbaşkanı seçimi de birleştirilmiştir.

6)1961 Anayasası 157 madde ve 11 geçici maddeden oluşmakta iken 1982 Anayasası 177 madde ve 16 geçici maddeden mürekkeptir.

7)1961’de değiştirilemeyecek madde sayısı sadece birinci madde iken 1982’de bu sayı üçe çıkarılmıştır.

1982 Anayasasının başlangıç kısmının 1 ve 2. fıkraları 12 Eylül Harekâtının nedenlerini açıklamaktadır. 12 Eylül Harekâtı ”Ebedi Türk vatan ve milletinin bütünlüğünü ve kutsal Türk Devletinin varlığının tehlikeye düşmesi üzerine, Türk Milletinin ayrılmaz parçası olan Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından milletin çağrısı üzerine gerçekleştirilmiştir.” ibaresi eklenmiştir.

1995 değişikliği ile 1 ve2. fıkralarda yer alan 12 Eylül Harekâtının gerekçesine ilişkin cümleler anayasadan çıkarılmıştır.

Başlangıç kısmında anayasaya egemen olan diğer ilkeler;

-Atatürk milliyetçiliği ve Atatürk İnkılâp ve ilkeleri,

-Dünya milletler ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma azmi,

-Egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu,

-Kuvvet ayrımı,

-Türk varlığının, devlet ve ülkesiyle bölünmez bütünlüğü,

-Laiklik ilkesinin gereği, kutsal din duygularının, devlet işlerine kesinlikle karıştırılmaması,

-Her vatandaşın eşit bir biçimde, anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklerden yararlanması,

-Yurtta sulh, cihanda sulh arzu ve inancı içinde yaşama hakkı bulunduğu.

Başlangıçta yer alan ”hiçbir düşünce ve mülahazanın” anayasal ilkeler karşısında korunamayacağı ilkesi 2001 yılında ”hiçbir faaliyetin” şeklinde değiştirilmiştir.

TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.

BİRİNCİ KISIM

GENEL HÜKÜMLER

I.Devletin Şekli

Madde 1-Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

II.Cumhuriyetin Nitelikleri

Madde 2-Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

III. Devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti.

Madde 3-Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Milli marşı ”İstiklâl Marşıdır”.

Başkenti Ankara’dır.

IV. Değiştirilemeyecek Hükümler

Madde 4-Anayasanın 1’inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2’cni maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3’üncü maddedeki hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

1. Atatürk Milliyetçiliğine Bağlı Devlet:

24’te milliyetçi devletten, 61’de milli devlet ve Türk milliyetçiliğinden 1982’de ise Atatürk milliyetçiliğine bağlı devletten söz edilmiştir. Anayasa hazırlanırken herhangi bir yanlış anlamaya mahâl vermemek için bu kavram kullanılmıştır. Bu 1961’de yer alan Türk milliyetçiliği kavramının eş anlamlısı olarak kullanılmıştır. Yani ırkçılığı reddeden, insancıl, barışçıl, birleştirici, bütünleştirici olan subjektif bir milliyetçilikten bahsetmektedir.

Atatürk:

Millet: Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.

1)Türk milleti halk idaresi olan cumhuriyetle idare olunan  bir devlettir.

2)Türk devleti layiktir. Her reşit dinini intihapta serbesttir.

3)Türk milletinin dili Türkçe’dir… Bir de Türk dili Türk milleti için mukaddes bir hazinedir… Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir.

…….

Türk milletinin ortaya çıkışında etkisi görülen tabii ve tarihsel olaylar şunlardır; Siyasal varlıkta birlik, Dil birliği, Soy ve köken birliği, Tarihsel yazgı, Ahlâk yakınlığı.

Bilindiği gibi Türkiye Cumhuriyeti demokrasi temeline dayanan bir devlettir. Demokrasi temelde siyasal içeriklidir, düşünseldir, düşünceye dayanır, bireycidir, eşitlikçidir.

Bizim izlemesini uygun gördüğümüz ılımlı devletçilik ilkesi, bütün üretim ve dağıtım araçlarını kişilerden alarak, milleti büsbütün başka temellere dayalı bir biçimde düzenlemek amacını güden sosyalizm ilkesine dayanan kolektivizm ya da komünizm gibi özel ve bireysel ekonomik girişim etkinliğine olanak vermeyen bir sistem değildir.  

2. Demokratik Devlet:

-Cumhuriyetçilik,

-Egemenlik ve kullanışı: Egemenlik Türk milleti adına yetkili organlar eliyle yerine getirilir. Sınırlı da olsa halkoylamasından bahsedilmiştir. 1961’den farklı olarak yalnız anayasayı oylamakla kalınmaz anayasa değişikliklerinde cumhurbaşkanına maddeyi halkoyuna götürme yetkisi de tanımıştır.

-Genel ve eşit oy ilkesi,

       *seçimlerin serbestliği,

       *eşit oy,

       *tek dereceli seçim ilkesi,

       *gizli oy ve açık sayım ilkesi: 1987’de seçim yaşı 19’a, 1995’te de 18’e düşürüldü. Silah altındaki er ve erbaşlar, ortaöğretim ve askeri öğrencileri, hükümlüler oy kullanamazlar ancak tutuklular kullanabilir.

-Seçimlerin yargı organları denetiminde yapılması: Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimde ve sonrasında şikayetleri ve itirazları kesin hükme bağlama ve TBMM seçim tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulu‘na aittir ve kararları bağlayıcı ve kesindir. 7 asil ve 4 yedek üyeden oluşup üyelerinin altısı Yargıtay’dan ve beşi de Danıştay’dan seçimle altı yıl için seçilirler ve yeniden seçilmek mümkündür. Taşra örgütlenmesi İl ve İlçe seçim kurullarıdır.

-Çok partili yaşam: Siyasal partiler demokratik hayatın vazgeçilmez bir unsuru sayılmıştır.

Siyasi partilere üye olma yaşı 18’e indirilmiştir. Ortaöğretim ve askeri öğrenciler ve yüksek öğretim elemanları hariç kamu mensupları üye olamazlar. Siyasi partiler ancak Anayasa mahkemesi kararı ile kapatılabilir ve parti kapatmak için nitelikli oylama usulünün yanında mali yardımdan ıskat etme gibi cezalar da öngörülmüştür. Partisinin kapatılmasına sebep olan üyelerin milletvekilliği karar sonrasında düşer ve bu kimseler beş yıl boyunca siyasi partilerde görev alamazlar.

Kapatılma nedenleri; devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkesine, millet egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı davranamaz, sınıf ve zümre diktatörlüğü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleşmesini amaçlayamaz, suç işlenmesini teşvik edemez, yabancı gerçek ve tüzel kişilerden yardım alamaz.

Yapılan değişiklik ile gençlik kolu, kadın kolu gibi yan kuruluşların kurulması serbest bırakılmıştır.

3. Laik Devlet

-Din ve mezhep ayrımı yapmayan,

-Resmi bir devlet dininin olmaması,

-Devlet din hizmetini de amme hizmeti olarak sunması,

-Devletin ve hukuk kurallarının din kurallarından ayrılması.

Diyanet İşleri Başkanlığı: -Herkes vicdan, dini inanç ve kanaat özgürlüğüne sahiptir.

-Kimse ibadete, dini ayin ve hareketlere katılmaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz  (24/1-3). Ayrıca anayasa, din ve ahlâk eğitim ve öğretimini de düzenlemiştir (24/4).

-Din kültürü ve ahlâk öğrenimi ilk ve ortaöğretimde zorunlu dersler arasında yer alır.

-Din kültürü ve ahlâk öğreniminin dışında din eğitim ve öğrenimi ancak kişinin kendi isteğine, küçüklerin de yasal temsilcilerinin istemine bağlıdır.

-Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır.

4. Hukuk Devleti:

İlk kez 1961 Anayasa’sında düzenlenmiş ve 82 Anayasası’nda da yer almıştır.

1)Yürütme işlemlerinin yargısal denetiminin istisnaları;

-Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler,

-Olağanüstü ve Sıkıyönetim kararnameleri,

-Yüksek Askeri Şüra kararları,

-Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararları,

-Uyarı ve kınama cezaları.

2)Yasama faaliyetlerini yargısal denetimi,

3)Yargı bağımsızlığı, kanuni hakim güvencesi,

4)Temel hakların güvence altına alınması,

5)Kuvvetler ayrılığı,

6)Hukukun genel ilkelerine bağlılık,

7)İdari işlemlerin belirliliği ve idari işlemlerin yargısal denetimi.

61 Anayasası insan haklarına dayanır derken 82 Anayasası insan haklarına saygılı devlet ilkesi prensibini benimsemiştir. Ayrıca 61 Anayasası önceliği kişiye tanımışken 82 Anayasası bunu devlete tanımıştır. Yine 82 Anayasası bunu bir hak olarak belirtirken aynı zamanda kişiye bir de ödev yüklemiştir.

Koruyucu Haklar (Negatif Statü Hakları-Kişinin Hak ve Ödevleri):

*Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi bütünlüğü. 2004 değişikliği ile ölüm cezası anayasadan çıkartılmıştır.

*Zorla çalıştırma yasağı; Hükümlülük, tutukluluk ve olağanüstü durumlar istisnadır.

*Kişi hürriyeti ve güvenliği,

*Özel hayatın gizliliği,

*Konut dokunulmazlığı,

*Haberleşme hürriyeti,

*İkâmet ve seyahat hürriyeti,

*Din ve vicdan hürriyeti,

*Düşünce ve kanaat hürriyeti,

*Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti,

*Basın hürriyeti,

*Dernek kurma, toplantı ve gösteri, yürüyüş hürriyeti,

*Hak arama hürriyeti, kanuni hakim güvencesi, suç ve cezalara ilişkin esaslar,

*İspat hürriyeti…

Sosyal ve Ekonomik Hak ve Ödevler (Pozitif Statü Hakları-İsteme Hakları):

*Ailenin korunması,

*Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi,

*Kıyılardan yararlanma, toprak mülkiyeti, kamulaştırma, devletleştirme,

*Çalışma ve sözleşme hürriyeti, çalışma hakkı ve ödevi, çalışma şartları ve dinlenme hakkı, sendika kurma, toplu iş sözleşmesi grev ve lokavt

*Ücrette adalet

*Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması,

*Konut hakkı

*Gençliğin korunması, sporun geliştirilmesi,

*Sanat ve sanatçının korunması,

1999 yılında özelleştirme de anayasaya girdi.

Siyasi Hak ve Ödevler (Aktif Statü Hakları-Katılma Hakkı):

*Türk vatandaşlığı

*Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma,

*Mal bildiriminde bulunma,

*Vergi ödeme,

*Dilekçe hakkı,

*Askerlik hak ve ödevi..

Temel hak ve Hürriyetlerin Sınırları:

1)Olağan sınırlar:

-Anayasanın özüne ve ruhuna aykırı olamaz.

-Demokratik toplum düzeninin kaidelerine aykırı olamaz. Özel sınırlama sebeplerine riayet edilir. Genel sınırlama sebepleri 1971 yılında eklendi ve 2001 yılında anayasadan çıkarıldı.

-Hakların özü 1961’de vardı ve 2001 yılında tekrar anayasaya konuldu.

-Sınırlamalar laik Cumhuriyetin gereklerine aykırı olamaz (2001 yılında ilave edildi.).

-Sınırlamalar ölçülülük ilkesine aykırı olamaz (2001 yılında eklendi)

2)Olağanüstü Dönemde: Kısmen ya da tamamen durdurulması, ilk defa 1982 Anayasası ile geldi. Cumhurbaşkanı başkanlığındaki Bakanlar Kurulu tarafından ilân edilir.

-Milletlerarası hükümler ihlâl edilemez,

-Durumun gerektirdiği ölçü aşılamaz,

-Olağanüstü/sıkıyönetim hâlinin gerektirdiği konuyla sınırlıdır,

-Sert çekirdek alana dokunulamaz;

        *Yaşam hakkı (savaş hukuku saklı kalmak kaydıyla)

        *Maddi ve manevi bütünlüğe dokunulamaz,

        *Suçluluğu mahkemece ilân edilmeyen kimse suçlu ilan edilemez.

5. Sosyal Devlet:

1961 Anayasası ile benimsendi ve 1982 Anayasası’nda da muhafaza edildi.

-Herkese insan haysiyetine yaraşır bir hayat düzeyi sağlamak.

-Vergide adaleti gerçekleştirecek araçlara yer verilmesi,

-Kamulaştırma ve devletleştirme, plânlama,

-Sosyal ve ekonomik hakların geliştirilmesi.

Devlet burada ‘’mali durumunun yettiği ölçüde’’ ilkesini benimsemiştir.

1980 ve 2002 SİYASİ GELİŞMELER:

Bu dönemde, dışarıda İran-Irak Savaşı başladı, 1981’de Mısır cumhurbaşkanı Enver Sedat öldürüldü, 1982’de İsrail Lübnan’ı işgâl etti ve 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bağımsızlığını ilân etti.

1983 yılında Siyasi Partiler Kanunu düzenlendi ve seçim kararı alındı. Generaller tarafından desteklenen ve emekli orgeneral Turgut Sunalp tarafından Milliyetçi Demokrasi Partisi kuruldu. Turgut Özal tarafından Anavatan Partisi, CHP çizgisinde Necdet Alp liderliğinde Halkçı Parti kuruldu ve son olarak kurulan Büyük Türkiye Patisi hemen kapatıldı. Seçimlerden Anavatan Partisi % 45 oy alarak 211, Halkçı Parti 117 ve Milliyetçi Demokrasi Partisi de 71 sandalye kazandı. Hükümeti kurmak görevi Turgut Özal’a verildi. Turgut Özal gelenekleri bozarak genelkurmay başkanlığına Öztorun’un yerine Necip Torumtay’ı atamıştır.

Bu dönemde ekonomi ile ilgili yasalar üzerinde yoğunlaşıldı. Döviz alım satımı serbestleştirildi, bazı malların ithali serbestleştirildi, Serbest Bölgeler Kanunu düzenlendi, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası açıldı, Merkez Bankası açık piyasa işlemlerine başladı.

1984 yılında yeni partiler siyasi hayata girdi. Bunlar Doğru Yol Partisi ile Sosyal Demokrat Parti ve Halkçı Parti Erdal İnönü liderliğinde birleşen SODEP (daha sonra SHP ve en nihayet CHP oldu) oldu. Milliyetçi Çalışma Partisi, Demokratik Sol Parti ve Refah Partisi kuruldu.

15 Ağustos 1984’te PKK ilk kanlı eylemlerine Siirt’in Eruh ve Hakkari’nin Şemdinli ilçelerinde başladı. 1986 yılında Türkiye AİHM’e bireysel başvuru hakkını kabul etti. 1987’de Türkiye AT’e tam üyelik için başvurdu ve bu başvurusu reddedildi.

1987 yılında anayasada değişiklik yapıldı ve halkoylamasına sunuldu, böylece siyasi yasaklar kalktı ve eski liderler partilerinin başına geçti. Bu durumda ANAP 1987 yılında erken genel seçime gitti. ANAP oyların % 36’sını alarak 292, DYP 59 ve SHP olan SODEP 99 milletvekilini meclise soktu.

Bu dönemde Özal’a olan güven azalmaya başlamıştı. Buna sebep olarak yükselen enflasyon oranları ve aile, akraba iltimasçılığı ve yolsuzluklardı.

1989 yerel seçimlerinde SHP birinci parti çıktı ve onu DYP izledi. 1989 yılında görev süresi dolan Kenan Evren’in yerine Turgut Özal cumhurbaşkanı seçildi. ANAP genel başkanlığına oturan Yıldırım Akbulut hükümeti kurdu ve daha sonra Mesut Yılmaz ANAP genel başkanı oldu (1991). Hükümeti kurma görevi bu sefer Mesut Yılmaz’a verildi ve bu hükümet Çankaya güdümlü olmadı.

1991’de genel seçimlere gidildi ve DYP % 27 oy oranı aldı ve 178 milletvekili ile birinci parti oldu. ANAP 115, SHP 88, RP 62 ve DSP 7 milletvekilliği aldı.

Bu dönemde dünyada önemli olaylar oldu. 1989 yılında Almanya’yı ikiye bölen Berlin Duvarı yıkıldı. Irak Kuveyt’i işgâl etti ve akabinde ABD liderliğinde Irak’a Çöl Harekâtı düzenlendi. Sovyetler Birliği dağıldı ve yeni Türk cumhuriyetleri ortaya çıktı. Varşova Paktı dağıldı. Irak lideri Saddam’dan kaçan Kürtler, Türk ve İran sınırına yığıldı neticede Çekiç Güç oluşturularak Irak’ın kuzeyi Irak merkezi hükümetin kontrolünden koparıldı.

Süleyman Demirel ve Erdal İnönü koaliasyon hükümeti kurma yolunda anlaştılar. 1992 seçimlerinde Refah Partisi büyük bir başarı kazandı. Bu dönemde Amerika ile Irak’a müdahale etmek isteyen ve bu konuda politikaları olan cumhurbaşkanı Özal ile hükümet ve TSK arasında görüş ayrılığı vardı ve Genelkurmay başkanı Necip Torumtay istifa etti.

1993 yılında Turgut Özal’ın ani vefatı neticesinde Süleyman Demirel cumhurbaşkanı seçildi. DYP genel başkanlığına seçilen Tansu Çiller SHP’nin yeni lideri Murat Karayalçın ile koaliasyon hükümeti kurdu.     

1994 yılında ekonomik kriz neticesinde 5 Nisan Kararları alındı.

1994 yerel seçimlerinde İstanbul (Recep Tayyip Erdoğan) ve Ankara Büyük Şehir Belediyelerini Refah Partisi kazanmıştı.1995 yılında DYP-CHP Hükümeti AB ile Gümrük Birliği Analaşmasını imzaladı.

1995 genel seçimleri öncesinde CHP ve SHP birleşti ve Deniz Baykal genel başkan oldu. Seçimlerde % 21 oy oranı ile RP birinci parti olurken ANAP % 20, DYP % 19, DSP %15 ve CHP % 11 oranında oy aldı.

Mesut Yılmaz’ın başkanlığında ANAP-DYP Hükümeti kuruldu ve 1996’da bu hükümet sona erince Tansu Çiller’in başkanlığında REFAH-YOL Hükümeti kuruldu. Necmettin Erbakan liderliğinde Müslüman ülkeler topluluğu olan D-8 Teşkilâtı kuruldu. Bu dönemde Erbakan’ın Libya ziyareti, Susurluk Olayı, tarikat şeyhlerini rezaletlerinin basınca yayılması, tarikat liderlerine başbakanlıkta iftar yemeği verilmesi gibi olaylar neticesinde 28 Şubat Süreci ile hükümet istifasını sundu. Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan Refah Partisi lideri ve diğer önde gelen isimlerine siyaset yasağı geldi. Demirel hükümeti kurma görevini Mesut Yılmaz’a verdi. Bazı yolsuzluk olayları neticesi Mesut Yılmaz istifa etti ve Demirel seçim hükümetini kurma görevini Bülent Ecevit’e verdi(11 Ocak 1999).

Bu dönemde kesintisiz sekiz yıllık eğitim sistemi kabul edildi. PKK’ya destek veren Suriye ordu tarafından sert bir şekilde uyarılınca PKK liderini ülke dışına çıkardı ve PKK lideri 16 Şubat 1999’da Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye teslim edildi. DGM’de yargılanan PKK lideri idama mahkûm edildi ise de bu karar meclise intikal ettirilmediği için uygulanmadı ve 2004 yılında da idam cezası anayasadan çıkartıldı.

1999 genel seçimlerinde DSP % 22 oy oranı ile birinci parti olurken, MHP % ikinci, ANAP, Fazilet Partisi ve DYP meclise girdi. CHP ise barajı aşamadı. Demirel hükümeti kurma görevini Bülent Ecevit’e verdi ve DSP-MHP-ANAP koaliasyon hükümeti kuruldu.

17 Ağustos 1999’da 7,9 şiddetinde Körfez Depremi oldu ve 16.000 kişi hayatını kaybetti.

2000 yılında süresi dolan Süleyman Demirel’in yerine Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer cumhurbaşkanı seçildi. Ayrıca bu dönemde Türkiye’de tarihinin en büyük ekonomik krizi olan 2000 ve 2001 Krizleri yaşandı. Haziran 2001’de Anayasa Mahkemesi, Fazilet Partisini kapattı ve yeni parti Saadet Partisi adı altında yeniden kurulurken bir kısmı da Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Adalet ve Kalkınma Partisini kurdular. 2002 genel seçimlerinde AK Parti birinci parti olarak tek başına iktidar oldu ve bunu 2007 seçimlerinde de perçinledi. Ahmet Necdet Sezer’in yerine de Dışişleri Bakanı Abdullah Gül 11. cumhurbaşkanı seçildi.

E) TÜRK DEVLET TEŞKİLATI

TÜRK DEVLET BİÇİMİNİN ŞEMASI

1)YARGI

1876 Anayasası yargıyı bir kuvvet olarak nitelememiş ancak yargı bağımsızlığını düzenlemiş ve hakimlerin azlolunamayacağını belirtmiştir. 21 Anayasası yargıdan hiç söz etmemiştir. 24 Anayasası güçler birliği ilkesini benimsemesine rağmen yargıyı ayrı bir erk olarak kabul etmiştir. 1961 ve 1982 anayasaları yargıyı ayrı bir güç olarak kabul etmiş ve yargı bağımsızlığını bütün gerekleri ile vurgulamıştır.

Mahkemelerin Bağımsızlığı: Hakimler görevlerinde bağımsızdır. Hiçbir organ ve kişi talimat veremez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. Yasama, yürütme ve idare yargı kararlarına uymak zorundadır. Hakim ve savcılar idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlıdır.

Hakimlik Teminatı: Azledilemez ve erken emekliye sevk edilemezler, aylık ve özlük haklarından mahrum bırakılamazlar.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu: 1961 Anayasası’ndaki Yüksek Hakimler Kurulu, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na dönüştürülmüştür. Kurulun başkanı Adalet Bakanı olup müsteşarı ile kurulun tabii üyesidir. Üyeleri cumhurbaşkanı tarafından dört yıl için seçilir. Beş asil ve beş yedek üyeden oluşur.

Yüksek Mahkemeler: Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Askeri Yargıtay ve Uyuşmazlık Mahkemesi’dir. Anayasa, Sayıştay ve Yüksek Seçim Kurulu’nu yüksek mahkemeler arasında saymamıştır.

ANAYASA MAHKEMESİ:

11 asil ve 4 yedek üyeden oluşur. Üyelerinin tamamı yüksek mahkemelerden ve çeşitli kuruluşlardan cumhurbaşkanı tarafından seçilir. Genelde salt çoğunluk ile karar verir. Kuruluş ve yargılama usulü haricinde yöntemsel bağımsızlığa sahiptir.

-Yüce Divan sıfatıyla cumhurbaşkanı, bakanlar kurulu üyelerini, yüksek mahkeme başkan ve üyelerini, başsavcı ve vekillerini, HSYK üyelerini, Sayıştay başkan ve üyelerini yargılar.

-Siyasi partilerin kapatılma davalarına bakar veya mali yardımdan ıskat edilmesi haline karar verir (2001 değişikliği ile 3/5 çoğunluk gerekli)

-Siyasi partilerin mali denetimini yapar.

-Milletvekillerinin yasama dokunulmazlığının kaldırılması veya üyeliklerinin düşürülmesi davalarına bakar.

-Uyuşmazlık Mahkemesi başkanını kendi üyesi içinden seçmek.

-Anayasa değişiklikleri, kanun, KHK, TBMM iç tüzük değişikliklerinin anayasaya uygunluğunu denetler (Soyut Norm Denetimi).

-Somut Norm Denetimi (Def’i Yolu): Bakılmakta olan dava üzerinde mahkemenin res’en veya istem üzerine mevcut normun anayasaya aykırılığı dolayı ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurması.

Anayasa yargısı 1876 Anayasası’nda Ayan Meclisi tarafından yerine getirilirken 21 ve 24 anayasalarında açık bir hüküm yoktu ancak bunu meclis kendisi yapıyordu. 1961 Anayasası ile Anayasa Mahkemesi kuruldu.

İnkılâp Kanunları 174. madde ile yargısal denetimin dışında tutulmuştur. 2001 değişikliği ile MGK döneminde çıkarılan kanunlara yargı denetimi yolu açılmıştır.

1)Esas bakımından denetim: Normun içeriğinin anayasaya uygun olup olmadığı denetlenir. Yayın tarihinden itibaren 60 gün içinde cumhurbaşkanı, meclis üye tam sayınının 1/5’i nispetindeki üyesi, iktidar ve ana muhalefet partilerinin siyasi parti grupları iptal davası açılabilir.

2)Şekil bakımından denetim: Madde 148’e göre kanunun şekil bakımından son oylamada öngörülen çoğunlukta yapılıp yapılmadığı, anayasa değişikliklerinde ise teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. Kanunun yayın tarihini izleyen 10 gün içinde cumhurbaşkanı ve meclis üye sayısının 1/5’i tarafından açılabilir. KHK ve TBMM iç tüzüğü hakkında herhangi bir kısıtlama getirilmemiştir.

Anayasa Mahkemesi kararları kesin olup herkesi bağlar. İptal kararlarını gerekçesiz açıklayamaz ve iptal kararını en fazla bir yıl erteleyebilir. Anayasa Mahkemesi kanun koyucu gibi hareket edemez ve sadece hukukilik denetimi yapabilir yani yerindelik denetimi yapamaz. İçtihatlarında yürürlüğün durdurulması kararı da verebileceğini belirtmiştir.

YARGITAY: Üyeleri HSYK tarafından seçilir. Cumhuriyet başsavcı ve vekilleri cumhurbaşkanı tarafından seçilir. Adli yargıda son merciidir. Genel olarak Bölge Adliye Mahkemesi, Asliye ve Sulh mahkemelerinden oluşur. 1868 yılında Divan-ı Ahkâm-ı Adliye adı altında kurulmuştur.

Devlet Güvenli Mahkemeleri 2004 yılında kaldırıldı.

ASKERİ YARGITAY: Üyelerinin tamamı cumhurbaşkanı tarafından seçilir. Askeri yargıda son merciidir.

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ: Adli, idari ve askeri yargı kolları arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözüme kavuşturur. Başkanını Anayasa Mahkemesi kendi üyesi içinden seçer.

SAYIŞTAY: Madde 160’a göre; Sayıştay, Merkezi Yönetim Bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile Sosyal Güvenlik Kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını TBMM adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir. Sayıştay’ın kesin hükümleri hakkında ilgililer yazılı bildirim tarihinden itibaren on beş gün içinde bir kereye mahsus olmak üzere verilen kararın düzeltilmesi isteminde bulunabilirler. Verdiği kararlar dolayısıyla idari yargı yoluna başvurulamaz.

Vergi ve benzeri mali yükümlülükler ve ödevler hakkında Danıştay ve Sayıştay kararları arasındaki uyuşmazlıklarda Danıştay kararları esas alınır. 1865 yılında devlet harcamalarını denetlemek maksadıyla Divan-ı Muhasebât adı altında kurulmuştur. Üyelerini ve başkanını TBMM seçer.

İDARİ YARGI TEŞKLATI:

1)GENEL İDARİ YARGI

a)Danıştay

b)Bölge İdare Mahkemesi

c)İdare Mahkemesi

d)Vergi Mahkemesi

2)ASKERİ İDARİ YARGI: Askeri Yüksek İdare Mahkemesi

DANIŞTAY: Genel idari yargının en üst noktası olan ve Anayasa’da yer alan bir yüksek mahkemedir. Danıştay’ın iki temel işlevi vardır. Danıştay ilk olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş bir mahkemedir, ikinci olarak danışma ve inceleme merciidir.

1868 yılında Şurayı Devlet adı altında kuruluştur.

BÖLGE İDARE MAHKEMESİ: Bir ilk derece mahkemesi değildir. Yargı sistemine 1982 yılında girdi. BİM, itiraz üzerine görev alan bir idari yargı merciidir.

İDARE ve VERGİ MAHKEMELERİ: İdari yargıda görev alan ilk derece mahkemesidir. İdare Mahkemesi genel görevli iken Vergi Mahkemesi özel görevlidir.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ: Askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile asker kişiyi ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylem ve uyuşmazlıklara ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen işleri yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir. 1971 anayasa değişikliği ile Türk yargı sistemine girdi.

2) YASAMA

1961 ve 1982 anayasaları yasama yetkisinin TBMM’ye ait olduğunu ve bu yetkinin devredilemeyeceğini açıkça ifade etmiştir.

Yasama Yetkisinin Genelliği: Anayasaya aykırı olmamak koşuluyla her konunun kanunla düzenlenebileceğidir.

-Yürütmeye ‘’mahfuz’’ düzenleme alanı bırakılmamıştır.

-Bir konuyu dilediği kadar ayrıntıya inerek düzenleyebilir.

Yasama Yetkisinin Aslîliği: Bir konuyu doğrudan doğruya, özerkçe ve bağımsız olarak başka bir işleme gerek kalmadan düzenlemesidir.

Yasama Yetkisinin Devredilmezliği: İstisnasını Kanun Hükmünde Kararnameler oluşturur. Sıkıyönetim/olağanüstü hâl ve cumhurbaşkanlığı kararnameleri yürütmenin asli düzenleyici işlemleri olup gücünü anayasada bulur.

Milletvekili kanun teklif ederken bakanlar kurulunun kanun teklifine de tasarı denir. Teklif edilen kanun teklif ve tasarıları ilgili komisyonlarda 45 gün içinde incelenir. Komisyon eksiklikleri tamamlatma ve anayasaya aykırı bulursa reddetme hakkına sahiptir. Genel Kurulda reddedilen kanun teklif ve tasarıları kadük sayılıp bir tam yıl geçmeden tekrar sunulamaz. Cumhurbaşkanı kabul edilen kanunu ya 15 gün içinde yayınlar ya da tekrar görüşülmesi için iade eder. Tekrar kabul edilen kanunlar ve bütçe kanunları iade edilemez. 1982 Anayasası ile anayasa değişiklik kanunları da cumhurbaşkanınca iade edilebilir veya halkoyuna sunulabilir.

Parlamento kararları kanun dışındaki tüm işlemleri kapsar. İç tüzük değişiklikleri ve milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması ve üyelikten düşürülme işlemleri anayasa denetimine tabidir. Bunun dışındaki parlamento kararları yargı denetimi dışındadır.

550 mebustan oluşan meclis seçimleri Ekim 2007 referandumu ile dört yılda bir tekrarlanır ve bir sene geriye bırakılabilir. Yine meclis bu süre dolmadan seçimlerin yenilenmesine karar verebilir ya da anayasadaki şartlar oluştuğunda cumhurbaşkanı tarafından meclis feshedilebilir. Ara seçim her seçim döneminde bir defa yapılabilir ve genel seçimlerden itibaren otuz ay geçmeden ve genel seçimlere bir sene kala ara seçim yapılamaz. Bir istisna olarak 2002 anayasa değişikliği ile bir seçim bölgesinin temsilcisinin kalmaması da ara seçim nedeni sayılmıştır.

Meclis her Ekim ayının ilk günü kendiliğinden toplanır ve senede en fazla üç ay tatil yapabilir ayrıca on beş günden fazla da ara veremez.

Meclisi olağanüstü toplantıya çağırma yetkisi meclis üye tamsayısının 1/5 oranındaki üyenin istemi ve bakanlar kurulunun teklifi ile ya da doğrudan meclis başkanı tarafından verilebilir.

Nitelikli çoğunluk haricinde meclis üye tamsayısının 1/3 (184)’ü ile toplanır ve katılanların salt çoğunluğunun bir fazlası ile (139) karar alır. Ekim 2007 referandumla anayasa değişikliği neticesinde tüm toplantı nisabı olarak 1/3 kararlaştırıldı.

Milletvekilliği Seçilme Yeterliliği:

-T.C. vatandaşı olmak,

-Otuz yaşını doldurmuş olmak,

-Kısıtlı olmamak,

-Askerlik hizmetini yapmış olmak,

-Kamu hizmetinden yasaklı olmamak,

-Taksirli suçlar hariç bir yıl veya daha fazla hapis cezası almamış olmak,

-Ağır hapse mahkûm olmamış olmak,

-Affa uğramış dahi olsa zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, dolandırıcılık, hırsızlık, sahtecilik, inancı kötüye kullanmak, devlet ve ticari sırları ifşa etmek, ideolojik ve anarşik faaliyetlerde bulunmak, yüz kızartıcı suç işlemek gibi kabahat işleyenler milletvekili olamaz.

Milletvekilleri seçildikleri bölgeyi değil tüm milleti temsi eder.

Yasama Dokunulmazlığı (Mutlak Dokunulmazlık): Meclis çalışmalarındaki oy, düşünce ve sözlerinden ötürü mutlak olarak sorumsuz olmasıdır. Kınama ve disiplin cezası bunun istisnasıdır.

Yasama Sorumsuzluğu (Nispi Dokunulmazlık): Amacı asılsız ve keyfi soruşturmadan korumaktır. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimlerden önce soruşturmasına başlanılmış olanlar ve Anayasa’nın 14.maddesindeki durumlar istisnadır. Bu dokunulmazlık geçici olup meclis tarafından kaldırılabilir.

Başkanlık Divanı: Meclis üyeleri arasından seçilir. Başkanlık Divanı bir başkan, dört başkan vekili, kâtip üyeler ve idare amirlerinden oluşur. Başkanlık Divanı siyasi parti grupları nispetinde temsil edilir ancak parti grupları başkanlık için aday gösteremezler. Meclis başkan ve vekilleri parti grubu ve siyasi parti faaliyetlerine katılamazlar. Meclis başkanı ve oturumu yöneten vekil oylamaya katılamaz. Başkan gizli oyla seçilir. İlk iki oylamada meclis üye tamsayısının 2/3 oranında oy çoğunluğu gerekirken üçüncü oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu ve yine seçilemezse dördüncü oylamada en çok oyu alan aday başkan seçilir.

Meclis başkanı, meclis oturumlarına başkanlık etmek, tatile ve ara vermeye karar vermek, meclisi doğrudan yahut 1/5 nispetinde üyenin isteğiyle toplantıya çağırmak, cumhurbaşkanına vekâlet etmek, geçici bakanlar kuruluna siyasi parti gruplarından alınacak üye sayısını tespit etmek, cumhurbaşkanının seçimi yenileme kararı üzerine görüş bildirmek.

Siyasi Parti Grupları: En az 20 üyeden oluşur.

-Üye sayısı oranında meclis başkanlık divanına katılmak,

-Gensoru önergesi vermek,

-Genel görüşme ve meclis araştırması açılmasını isteme,

-Kapalı oturum yapılmasını isteme,

-İktidar ve ana muhalefet siyasi parti gruplarının Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açabilmesi,

-Komisyonlarda görev almak.

Komisyonlar: İç tüzükte düzenlenmiştir. Bir kanun teklif ve tasarısının Genel Kurula gelmeden önce görüşüldüğü yer ve bazı konularda araştırma yapan gruplardır. On yedi komisyon vardır.

Meclis’in Görevleri:

-Kanun koymak,

-Bakanlar Kurulu ve bakanları denetlemek,

-Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi vermek,

-Bütçe ve Kesin Hesap Kanunu kabul etmek,

-Para basılmasına ve savaş ilanına karar vermek,

-Milletlerarası anlaşmaların onaylanmasını bir kanunla uygun bulmak,

-3/5 oranı ile genel ve özel af ilanına karar vermek,

-Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkilerini kullanmak ve diğer görevleri yerine getirmek.

Bilgi Edinme ve Denetim Yolları:

1)Soru: Bakanlar Kurulu adına sözlü ve yazılı olarak bir konu hakkında cevap istemek.

2)Genel Görüşme: Toplum ve devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun Genel Kurulda görüşülmesi. Hükümet, siyasi parti grubu veya en az yirmi milletvekili tarafından istenebilir. Oylama yapılmaz ve hükümetin siyasal sorumluluğuna gidilmez.

3)Meclis Araştırması: Belli bir konuda bilgi istemek için yapılır. Hükümet, siyasi parti grubu veya en az yirmi vekil tarafından istenebilir. Karar verildiğinde araştırmayı özel bir komisyon yürütür. Devlet sırları ve ticari sırlar bunun dışındadır. Hükümetin siyasal sorumluluğuna gidilmez ancak akabinde gensoru ortaya çıkabilir.

4)Meclis Soruşturması: Başbakan veya bakanların görevleri ile alâkalı cezai sorumluluğun araştırılmasını sağlayan bir yoldur. Bu önergeyi ancak meclis üye tam sayısının 1/10’u isteyebilir. En geç bir ay içinde görüşülür ve gizli oyla karara bağlanır. Gerekli görülen ilgili Yüce Divan’a sevk edilir. Yüce Divan’a sevk edilen bakan bakanlıktan şayet başbakansa hükümet düşmüş sayılır.

5)Gensoru: Hükümetin veya bir bakanın siyasal sorumluluğuna yol açar yani onun meclis tarafından görevden uzaklaştırılmasıdır. Siyasi parti grubu ya da en az yirmi milletvekili tarafından istenebilir. Düşürmek için üye tam sayısının salt çoğunluğunun kararı aranır ve sadece güvensizlik oyları sayılır. Gensoru verilişinden itibaren üç gün içinde dağıtılır ve on gün içinde gündeme alınıp alınmayacağı karara bağlandıktan sonra iki gün geçmedikçe (serinleme süresi) görüşülmez ve yedi gün sonraya da bırakılamaz. 

3)YÜRÜTME:

Anayasaya göre yürütme işlevi, cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu tarafından anayasa ve kanunlara uygun olarak yürütülür. Anayasa parlamenter sisteme uygun olarak iki başlı yürütmeyi öngörmüştür. Bir yandan sorumsuz bir cumhurbaşkanı diğer yanda meclise karşı sorumlu Bakanlar Kurulundan oluşur.

1876 yılına kadar yürütme tek başlı idi. 1876 Kanun-i Esasi yürütmeyi ikiye ayrılmış bir tarafta padişah diğer yanda Vükelayı Devlet yer almıştır. 21 Anayasası meclis hükümeti şeklini benimsemiştir. 24 Anayasası ve sonrasında parlamenter sistem gereği yürütme çift başlı şeklini aldı.

Hiyerarşik ve Vesayet Denetimi: Hiyerarşik denetim ast-üst ilişkilerden kaynaklanıp hem hukuki hem de yerindelik denetimini kapsar. Kısaca amir-memur ilişkisidir. Vesayet denetimi ise merkezi idarenin mahalli idare organları ve diğer hükmi kişileri üzerindeki sınırlı bir denetim yolu olup sadece hukuki denetimden ibarettir.

İDARENİN DÜZENLEYİCİ İŞLEMLERİ:

a) Kanun Hükmünde Kararname: 1971 yılında Anayasa’ya girdi. Gerçi farklı bir uygulaması 1876 Anayasası’nda vardı. KHK çıkarmak için meclisin bir yetki kanunu ile Bakanlar Kuruluna izin vermesi gerekir. Bakanlar Kurulu’nun düşmesi yetki kanununa bir halel getirmez. KHK ile temel haklar , kişi hak ve ödevleri, siyasal hak ve ödevleri üzerinde bir düzenleme yapılamaz. KHK’ler komisyonda ve Genel Kurul’da öncelik ve ivedilikle görüşülür. Ayrıca anayasa yargısı denetimine tabidir. Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan KHK’ler Resmi Gazetede yayım tarihinde yürürlük kazanırlar.

b)Olağanüstü KHK: Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılır. Yetki kanununa gerek yoktur yani idarenin düzenleyici işlemleri arasında yer alır. Konu cihetinden OKHK ile olağanüstü ve sıkıyönetimle alakalı olmak üzere o bölge ve zaman dilimi içinde uygulanmak şartıyla her konu düzenlenebilir. Ancak OKHK ile yasalarda değişiklik yapılamaz. Anayasaya aykırılığı dolayısıyla dava açılamayan OKHK’ler Anayasa içtihatlarına göre ‘’olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda’’ çıkarılıp çıkarılmadığı denetlenebilir.

c)Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi: Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin kuruluşu, teşkilatı, çalışması, atamayla alakalı işlemlerde cumhurbaşkanı tarafından çıkarılan tek yanlı işlemler olup idarenin asli düzenleyici işlemleri arasında sayılmıştır. Yargısal denetime tabi değildir.

d)Tüzük: Bakanlar Kurulu, kanunların uygulanmasını göstermek ve emrettiği işleri belirtmek maksadıyla ve kanunlara aykırı olmamak kaydıyla ve Danıştay’ın şekli incelenmesinden geçirildikten sonra çıkarılır. Danıştay incelemesinden geçmeyen tüzük yok hükmündedir. İdarenin düzenleyici işlemleri arasında olup idari yargının denetimine tabidir.

e)Yönetmelik: Anayasa’ya göre başbakanlık, bakanlıklar ve kamu hükmi kişileri tarafından kendi görev alanını ilgilendiren konularda kanun ve tüzüklerin uygulanmasını göstermek amacıyla ve bunlara aykırı olmamak şartıyla çıkarılan idarenin düzenleyici işlemlerdir. İdari yargı denetimine tabidir. Anayasa’da olmamasına karşın Bakanlar Kurulu da teamüllere göre yönetmelik çıkarabilir. 

I.DEVLETİN MERKEZ TEŞKİLÂTI:

I-I. BAŞKENT TEŞKİLÂTI:

1)CUMHURBAŞKANI:

Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş, yüksek öğrenim yapmış, milletvekili olma yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından 2007 halkoylaması ile millet tarafından seçilir ve bir kişi iki defa seçilebilir.

Cumhurbaşkanı seçilen zât-ı muhterem varsa partisi ile alâkası kesilir, TBMM üyeliği varsa düşer ve seçim dönemi genel seçimlerinden uzun olması onun tarafsızlığının göstergesidir. Yeni cumhurbaşkanı seçilene kadar mevcut cumhurbaşkanı görevine devam eder.

Cumhurbaşkanı devletin ve milletin başıdır, bu kişiliğiyle Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Devleti’nin birliğini temsil eder, Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.

Yasama ile alâkalı görevleri:

-Gerek gördüğü zaman yasama yılının ilk günü mecliste açılış konuşması yapmak,

-Gerektiğinde TBMM’yi toplantıya çağırmak,

-Kanunları yayınlamak,

-Kanunları yeniden görüşülmesi için meclise iade etmesi,

-Anayasa değişikliklerini gerekli görürse halkoyuna götürmesi,

-Kanunların, KHK, TBMM içtüzüğünün tümü ya da kısmî bölümlerini anayasaya şekil ve esas bakımından aykırılığı nedeniyle iptal davası açmak,

-Gerekli hallerde TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermek.

Yürütme ile ilgili görevleri:

-Başbakanı atamak ve istifasını kabul etmek,

-Başbakanın önerisi üzerine bakanları atamak ve azletmek,

-Gerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kurulu’nu toplantıya çağırmak ve başkanlık etmek,

-Yabancı devlet temsilcilerini kabul etmek ve yabancı ülkelere dış temsilci göndermek,

-Beynelmilel anlaşmaları onaylamak ve yayınlamak,

-TBMM adına TSK’ye başkomutanlık etmek,

-Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar vermek (Meclis kapalı olduğu hallerde),

-Genelkurmay başkanını atamak,

-Milli Güvenlik Kurulu’nu toplantıya çağırmak ve başkanlık etmek,

-Başkanlık ettiği Bakanlar Kurulu kararıyla sıkıyönetim veya olağanüstü hâl ilân etmek ve OKHK çıkarmak,

-Kararnameleri imzalamak,

-Devamlı hastalık, sakatlık ve kocama nedeni ile belirli kimselerin cezalarını hafifletmek ya da affetmek,

-Devlet Denetleme Kurulu üyelerini ve başkanını seçmek ve kurula vazife vermek,

-YÖK üyelerini seçmek,

-Rektörleri atamak.

Yargı ile alâkalı görevleri:

Anayasa Mahkemesi üyelerini, Danıştay üyelerinin ¼’ünü, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve vekillerini, Askeri Yargıtay üyelerini ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyelerini ve HSYK üyelerini seçmek.

Ayrıca Anayasa’da ve kanunlarda belirtilen diğer görevleri icra etmek.

Sorumsuzluğu: Karşı-imza kuralı gereğince cumhurbaşkanı yaptığı işlemlerde sorumsuzdur. Ayrıca tek başına yaptığı işlem ve eylemlerde de sorumsuzdur. Cumhurbaşkanı ancak vatana ihanet suçundan meclis tam sayısının 1/3’ünün teklifi ve ¾’ünün kararı ile Yüce Divan’da yargılanır.

Cumhurbaşkanına TBMM başkanı vekâlet eder.

2)BAKANLAR KURULU:

Başbakan ve bakanlardan oluşur. Başbakan TBMM üyesi içinden hükümeti kurmakla cumhurbaşkanı tarafından atanır. Bakanlar meclis içinden yahut dışından başbakan tarafından seçilip cumhurbaşkanı tarafından atanır. Bakanlar, hizmet bakanlığı ve devlet bakanlığı biçiminde ikiye ayrılıp hizmet bakanlıkları kanunla konur ve kaldırılır. Başbakan bakanların amiri olmayıp aralarında sadece birincidir ancak başbakanın hükümetin genel siyasetinden mes’ul olması ve bakanların başbakana karşı sorumlu olmaları yine başbakana bir bakanın vekâlet edememesi gibi durumlar onu fiilen güçlendirmiştir.

Bakanlar Kurulu toplantıları gizli yapılır ve kararlar oybirliği ile alınır. Herhangi bir tüzükleri olmayıp teamüle göre toplanırlar.

Örgütlenmeleri, merkez teşkilatında müsteşar, ana ve yardımcı hizmet birimlerinden ibaret olup ilgili ve bağlı kuruluşlardan oluşurlar.

Bakan hem hükümet üyesi hem de idarenin başıdır. Bakan devlet tüzel kişiliğini temsil eder. Yetki devri ile bir takım yetkilerini devredebilirken; siyasi yetkisi, yönetmelik çıkarmak, atama yapmak, vesayet yetkisini kullanma, Bakanlar Kurulu toplantılarına katılmak ve bir bakana vekâlet etme yetkilerini devredemez.

Güvenoyu: Hükümetin göreve devam edip etmemesi hususunda meclisten onay istemesidir. En geç bir hafta içinde hükümet adına başbakan veyahut bir bakan hükümet programını okur ve güvenoyu istenir. Güven oylamasında üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır ve sadece güvensizlik oyları sayılır.

Geçici Bakanlar Kurulu: Genel seçimlerden evvel Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanları yerine 3 gün önceden ve erken seçimlerden beş gün önceden başbakan tarafından atama yapılır ve güvenoyu aranmaz.

3)DANIŞTAY:

4)SAYIŞTAY:

5)MİLLİ GÜVENLİK KURULU:

Gündem başbakan ve genelkurmay başkanının önerisi dikkate alınarak cumhurbaşkanı tarafından belirlenir. Cumhurbaşkanı olmadığı zamanlarda başbakan başkanlık eder. Olağan toplantısı iki ayda bir olur ve hükümete tavsiye niteliğinde kararlar alır. Genel sekreterinin asker olma zaruriyeti 2001 yılında Anayasa değişikliği ile kaldırıldı ve başbakan yardımcıları ve adalet bakanı da kurula üye oldu. Üyeleri Cumhurbaşkanı, başbakan, başbakan yardımcıları, içişleri bakanı, dışişleri bakanı, milli savunma bakanı, adalet bakanı, genelkurmay başkanı, jandarma genel komutanı ve kuvvet kumandanlarından mürekkeptir.     

6)DEVLET PLÂNLAMA TEŞKİLÂTI:

1960’da kuruldu ve 1961 Anayasası’nda aynasal bir kuruluş olarak yerini aldı. 1982 Anayasası’nda yer almamakla beraber önemini korumaktadır. Amacı, kaynakların verimli kullanılması ve kalkınmanın hızlandırılması için ülkenin ekonomik, siyasal ve kültürel planlama hizmetleri ile maliye politikalarını hazırlama ve uygulamak.

Yüksek Planlama Kurulu, DPT Müsteşarlığı ve Para-Kredi ve Koordinasyon Kurullarından oluşur. Yüksek Planlama Kurulu, başbakan ya da yardımcısı, bakanlar kurulu tarafından seçilen üç bakan ve DPT Müsteşarı ile İktisadi Planlama Dairesi, Sosyal Planlama Dairesi ve Koordinasyon Dairesi başkanlarından oluşur.

7)TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ:

Türk Silahlı Kuvvetleri yönetim içinde özel bir yapı arzeder. Genelkurmay başkanı Bakanlar Kurulu’nun önerisi üzerine cumhurbaşkanı tarafından atanır. Başkomutanlık TBMM adına cumhurbaşkanı tarafından temsil edilir. Genelkurmay başkanı da başkomutanlığı cumhurbaşkanı adına yürütür. Bakanlar Kurulu milli egemenliğinin sağlanmasından ve silahlı kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından dolayı TBMM’ye karşı sorumludur. Genelkurmay başkanı görev ve yetkilerinden dolayı başbakana karşı sorumludur.

8)MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLÂTI:

Kökeni Osmanlı imparatorluğu’ndaki Teşkilât-ı Mahsusa’ya dayanır. İstiklâl Savaşı’nda Karakol Teşkilatı olarak faaliyette bulunmuş ve 1921’de TBMM tarafından Müdafa-i Milliye olarak onaylanmıştır. 1927’de Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak tarafından yeniden yapılandırılarak Milli Emniyet Hizmeti (MAH) oldu. 1965 yılında MİT olarak yeniden düzenlenerek Başbakanlığa karşı sorumlu bir örgüt haline getirildi.

I-II. TAŞRA (MÜLKÎ) TEŞKİLÂT:

Merkezi İdarenin taşra teşkilatı tek bir bütündür ve devlet hükmî kişiliğinin içinde yer alır. Anayasa sadece illerden söz eder ve sadece iller yetki genişliği ilkesi ile idare olunur. Diğer mülki idare amirliklerinin benimsenmesinde kanun koyucu idareye takdir yetkisi tanımıştır. Ayrıca Anayasa birden çok ili içine alan bölge idarelerinin kurulabileceğini hükme bağlamıştır.

İller ilçelere ve ilçeler de bucaklara bölünmüştür. İl veya ilçe kurulması, adının değiştirilmesi, ilçenin başka bir İle bağlanması kanunla yapılır. Bucak kurulması, kaldırılması, adının değiştirilmesi ve başka bir il ve ilçeye bağlanması içişleri bakanının kararı ve reisi cumhurun onayı ile olur.

1)İL (VİLÂYET) İDARESİ:

1864 yılında Vilâyet Nizamnamesi ile eyalet sisteminden vilayet sistemine geçildi ve 1924 yılında sancaklar lâv edilerek ile dönüştürülmüştür. İller Osmanlı İmparatorluğu’ndan bu yana yetki genişliği çerçevesinde idare olunur.

Vali: İçişleri Bakanının önerisi Bakanlar Kurulunun kararı ve Cumhurbaşkanının onayı ile atanan istisnai bir memurluktur.

-İlde kanun, tüzük, yönetmelik, hükümet kararı ve bakanın talimatlarını yerine getirir,   

-Düzenleyici işlem niteliğinde genel emirler çıkarır,

-İllerde genel ve genel güvenlik kollarının amiri olarak düzeni sağlar,

-Mahalli yönetimler üzerinde vesayet denetimi yapar,

-Devletin temsilcisi sıfatıyla dış temsilciler ve sınır komşuları ile görüşür,

-Kolluk kuvvetlerini aşan bir hâl olduğundan en yakın birlik kumandanından yardım ister ve talebi yerine getirilmek zorundadır,

İl İdare Kuruluna (Hukuk İşleri Müdürü, Defterdar, İl Milli Eğitim Müdürü, İl Sağlık Müdürü, İl Bayındırlık Müdürü, İl Tarım Müdürü, İl Veteriner Müdürü) başkanlığında toplar,

İl Şube Müdürlerini yılda dört defa başkanlığında toplar.

2)İLÇE (KAZA) İDARESİ :

Kaymakam, İçişleri Bakanının önerisi, Başbakan ve Cumhurbaşkanının onayı ile atanan kariyer meslek memurudur. Yetki genişliğine sahip olmayan kaymakam asayiş bakımından ve atama işlemlerinde sınırlı bir yetkiye sahip olup yabancı temsilcilikler ve hudut komşuları ile temas kuramaz. Vali devletin temsilcisi iken kaymakam hükümetin temsilcisidir. Olağanüstü hallerde de vali aracılığıyla birlik komutanından yardım isteyebilir.

İlçe İdare Kurulu (Yazı İşleri Müdürü, Mal Müdürü, Hükümet Hekimi, İlçe Milli Eğitim Müdürü, tarım ve Köy İşleri Müdürü) ve İlçe Şube Müdürlerini başkanlığında toplar.

3)BUCAK (NAHİYE) İDARESİ:

Bucak Müdürü valinin emrinde olmak üzere İçişleri Bakanı tarafından atanır.

Bucak Meclisi: Seçilmiş üyeler bucağa bağlı belediye meclisi ile köy ihtiyar heyetinin seçeceği kişilerden ve tabii üye olan doktor ya da sağlık memuru ile başöğretmenden oluşur.

Bucak Komisyonu: Bucak Meclisinin bir yıl için seçeceği dört üyeden oluşur. Meclisin verdiği görevleri yapar.

4)BÖLGE İDARESİ:

Anayasanın 126. maddesi, verim ve uyum sağlamak amacıyla birden çok ili içine alan merkezi idare teşkilatı kurulabilir der. Bununla beraber Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bölge idareleri vardır.

5)GAP:

1989’da Başbakanlığa bağlı tüzel kişiliği olan ilk bölge kalkınma örgütüdür. Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Mardin, Siirt ve Şanlıurfa’yı kapsar. Denetimini Başbakanlık Yüksek Denetimi yapar.

II. DEVLETİN YERİNDEN İDARE TEŞKİLÂTI:

II-I. MAHALLİ İDARELER:

Anayasanın 127.maddesi mahalli idareleri düzenler ve il özel idareleri, belediye ve köylerden oluştuğunu, kamu tüzel kişiliğine sahip olduğunu, kuruluş, görev ve yetkileri yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenleneceğini hükme bağlamıştır. Seçimleri beş yılda bir yapılır ancak genel seçimlere bir yıl varsa seçimler birleştirilir. Seçilmiş organlarının organlık sıfatlarını kazanmalarına ilişkin itirazların çözümü ve organlık sıfatlarını kaybetmeleri yargı yolu ile mümkündür. Ancak kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılırlar.

Büyük yerleşim yerleri için kanunla özel yönetim biçimleri getirilebilir ibaresi Anayasada vardır. Merkezi yönetimin vesayet denetimine tabidirler. Yerel yönetimler Bakanlar Kurulu kararı ile aralarında birlik kurabiliriler. Giderleri ile orantılı gelir kaynakları devletçe sağlanır.

1)İL ÖZEL İDARESİ:

Önce 1913’te düzenlenmiş sonra 1987’de bazı değişiklikler yapılmış ve nihai şekli 2005 yılında verilmiştir.

İl sayısı kadar İl Özel İdaresi mevcuttur. Temel görevleri bayındırlık, tarım ve hayvancılık, eğitim, sağlık, sosyal yardım, ekonomi ve ticari alanlardır. Ayrıca belediye ve köy sınırları dışında kalan alanlarda da hizmet sunar.

a)İl Genel Meclisi:

-Stratejik plan ile yönetim ve çalışma programları, personelin performansı vb görüşmeler yapmak,

-Bütçe ve kesin hesabı kabul etmek,

-İmtiyaz verilmesi, özelleştirme yapmak,

-Yönetmelikleri kabul etmek,

-Norm kadro çerçevesinde ihdas, iptal ve değişiklikler yapmak.

Meclis seçimleri beş yılda bir yapılır ve ilk iki yıl ve son üç yıl için meclis kendi içinden meclis başkanı seçer. Bir aylık tatil hariç her ayın ilk haftası toplanır. Meclis kararları beş gün içinde valiye gönderiri ve vali onaylamak istemediği kararları bir kez meclise iade edebilir. Kesinleşen meclis kararlarına karşı vali süre ile bağlı olmaksızın idari yargıda dava açabilir.

Meclisin feshi İçişleri Bakanının bildirisi üzerine Danıştay tarafından karara bağlanır.

b)İl Encümeni: Valinin başkanlığında beş seçimli üye ve biri mali hizmet birim amiri olmak üzere beş üye de il idare kurulu üyeleri arasından vali tarafından seçilir ve yekûnde on bir kişiden oluşur.

İl Özel İdaresinin danışma ve yürütme organıdır. Kamulaştırma, stratejik plan ve yıllık çalışma programı hazırlamak, bütçe ve kesin hesabı meclise sunmak, görevleri arasındadır. Vali direnen İl Encümeni kararına karşı Danıştay’a on gün içinde iptal davası açar.

c)Vali: Hem il idaresinin hem de İl Özel İdaresinin başıdır. İl Özel İdaresinin tüzel kişiliğinin temsilcisidir.

2)BELEDİYE İDARESİ:

İlk defa 1865’te İstanbul’da kuruldu. İl ve İlçe merkezlerinde nüfusuna bakılmaksızın diğer şekilde ise nüfusu 5000’i bulan yerlerde İhtiyar Heyetinin isteği Valinin talebi, İl ve İlçe Seçim Kurulunun oyları belirlemesi, İçişleri Bakanının teklifi ile Danıştay kararı üzerine müşterek kararname ile kurulur. Belediye sınırları belediye meclisinin kararı, kaymakamın görüşü ve valinin onayı ile kesinleşir ve beş yıl değişiklik yapılamaz. Nüfusu 2000’e düşen belediyeler Danıştay’ın görüşü alınarak İçişleri Bakanının teklifi ve müşterek kararname ile köye dönüştürülür ve malları İl Özel İdaresi tarafından tasfiye edilir.

Görevleri temel olarak bayındırlık, toplumsal, düzensel, koruyucu ve alt yapı çalışmalarıdır.

Nüfusu 50,000’i aşan belediyeler seçimden sonra altı ay içinde stratejik plan ve performans programı hazırlamak zorundadır.

Seçimleri beş yılda bir yapılır.

a)Belediye Meclisi: Stratejik plan ve belediye etkinliklerinin, personelin performans ölçütlerini görüşmek, bütçe ve kesin hesabı kabul etmek, imar planını görüşmek, imtiyaz verilmesi, borçlanmaya karar vermek, hizmetlerden alınacak ücretleri tespit etmek, norm kadro çerçevesinde ihdas, iptal ve değişiklik yapmak gibi vazifeleri vardır.

Her ayın ilk haftası toplanır ve gündemi belediye başkanı belirler. Toplantı nisabı meclis üye tamsayısının ¼’ü olup salt çoğunlukla karar alır. Kesinleşen kararlar belediye başkanına gönderir ve başkan beş gün içinde iade edebilir ve kesinleşen kararların iptali için on gün içinde idari yargıda dava açar. Ayrıca mülki amire gönderilmeyen kararlar yürürlüğe giremez ve kesinleşen kararalar 7 gün içinde mülki amire yollanır. Mülki amir bu kararlar aleyhine idari yargıda dava açabilir.

b)Belediye Başkanı: Belediyenin başı ve tüzel kişiliğinin temsilcisidir. Siyasi partilerin yönetim ve denetim organlarında görev alamaz, profesyonel futbol kulüplerinde idareci olamaz.

Başkanlıktan düşme nedenleri;

-Ölüm ve istifa halinde kendiliğinden,

-Meclisin feshini gerektiren fiil ve işler,

-Mazeretsiz ve kesintisiz olarak yirmi günden fazla vazifesini terk etmek,

-Seçilme yeterliliğini kaybetmek,

-Görevini sürdürmesine mani bir halin ortaya çıkması.

c)Belediye Encümeni: Nüfusu 100,000’nin üzerinde olan yerlerde bir yıl için meclis tarafında üç, biri mali hizmet birim olmak üzere belediye başkanı tarafından üç kişi ve yekûnde yedi kişiden oluşur. Diğer belediyelerde 2+2+1 kişiden oluşur. Kamulaştırmak yapmak, öngörülen cezaları tatbik etmek gibi görevleri vardır.

3)BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE TEŞKİLÂTI:

Anayasada doğrudan düzenlenmemiş 1984 yılında 195 numaralı KHK ile ilk defa yapılandırılmış ve  2005 yılında Belediye Kanunu ile yeniden düzenlendirilmiştir.

Nüfusu 750 bini aşan ve en az üç ilçe ya da iki kademe belediyesini kapsayacak büyüklükteki yerlerde kanunla kurulur.

Temel görevleri, nazım imar planı yapmak ve bu doğrultuda hazırlanan ilçe belediye planlarını onaylamak. Alt yapı, taşımacılık hizmetleri vermek. Belediyeler arasındaki ihtilafları çözmek, zabıta ve diğer belediye işlerini yapmak. Su ve itfaiye işlerini düzenlemek. Çevre sağlığı, kontrol ve tasarım işleri yapmak.

a)Büyükşehir Belediye Meclisi: İlçe belediye meclis üyelerinin 1/5’i ve ilk kademe belediye meclislerinin 1/10’u nispetindeki üyelerden mürekkep olup bu belediyelerin başkanları tabii üyesidir.

Meclis kararları Büyükşehir Belediye Başkanına yollanır ve başkan yedi gün içinde onaylamak istemediği kararları meclise iade edebilir. Kesinleşen meclis kararlarına karşı süre ile bağlı olmadan idari yargıda iptal davası açabilir. Kesinleşen kararlar aynı süre içinde valiye gönderilir ve vali bu kararlar aleyhine on gün içinde idari yargıda dava açabilir.

b)Büyükşehir Belediye Encümeni: Beş üye meclis tarafından ve beş üye de biri genel sekreter diğeri mali hizmetler birim amiri olmak üzere başkan tarafından seçilir. Toplam üye sayısı başkanla beraber on bir kişiden mürekkeptir.

c)Büyükşehir Belediye Başkanı:

4) KÖY İDARESİ:

Köy, tüzel kişiliği olup da yönetmelik çıkaramayan bir teşkilattır. Nüfusu 150 ilâ 2000 arasında olan yerleşim yerlerine köy denir. İl İdare Kurulu ve İl Genel Meclisinin kararı, Bayındırlık ve İskân Bakanlığının görüşü alınarak İçişleri Bakanı tarafından kurulur. Zorunlu ve isteğe bağlı olarak iki tür görevi vardır. Zorunlu olanlar sağlık, eğitim ve güvenlik. İsteğe bağlı görevleri ise köyü güzelleştirmek ve kalkındırmaktır.

a)Köy Derneği: Doğrudan demokrasinin uygulandığı tek teşkilat türüdür. Köylülerden oluşur. Beş yıl için yirmi beş yaşını doldurmuş ve köyde en az altı ay ikamet eden kişiler arasından Muhtar ve İhtiyar Heyetini seçer. Ayrıca isteğe bağlı hizmetleri mecburi hale getirmek ve köy imamını seçmek diğer görevleridir.

b)İhtiyar Heyeti: İmam ve öğretmen tabii üye olup ayrıca seçilmiş üyelerden mürekkeptir. Nüfusu 1000’den az olan mahalde sekiz, 1000 ile 2000 olan yerlerde on ve 2000’in üzerinde olan yerlerde on iki azadan oluşur. En az haftada bir kere toplanır. Köyün işlerini sıraya koymak, imeceye karar vermek, salma miktarını belirleme vazifeleri arasındadır.

c)Muhtar: Köyün başı ve tüzel kişiliğinin temsilcisidir. Hem devleti hem de köyü temsil eder. İl ve İlçe İdare Kurulu tarafından görevden alınabilir. Tüm işleri mülki amirin icazetine tabidir.

d)Köy Personeli: Hekim, imam ve koruculardan oluşur. Silahlı ve gönüllü köy korucuları, İhtiyar Heyeti tarafından tutulup kaymakam tarafından atanır. Geçici Köy Korucuları ise, terör, şiddet ve olağanüstü hallerde Valinin isteği üzerine İçişleri Bakanının onayı ile göreve başlarlar.

5)MAHALLE İDARESİ: 1944 yılında bir kanunla kurulmuştur. Tüzel kişiliği ve bütçesi yoktur. Mahalle kurulması, kaldırılması ve düzenlemesi Belediye Meclisinin kararı, Kaymakamın görüşü ve Valini onayı ile yapılır. Muhtar ve dört azadan oluşur. Görevlerine İl ve İlçe İdare Kurulu tarafından son verilir.       

II-II. HİZMETSEL YERİNDEN YÖNETİM ÖRGÜTÜ:

Kendisine ait tüzel kişilikleri, mal varlıkları, gelir kaynakları ve bütçeleri olan kurumlardır. Kanunla ya da kanunun verdiği bir yetkiye dayanarak kurulurlar. Vesayet denetimine tabidir. Ülke çapında kamu hizmeti görürler. Üniversite, TRT, YÖK, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurulu, Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları, KİT, TCDD, Devlet Hava Meydanları İşletmesi, DSİ, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Beden Terbiyesi ve Spor, Vakıflar Genel Müdürlüğü, İSKİ, Ziraat Bankası, Halk Bankası, Makine ve Kimya Endüstrisi… Genellikle bir bakanlık ile ilişkilendirilmişlerdir. Organları seçimle iş başına gelmezler.

III. DÜZENLEYİCİ VE DENETLEYİCİ KAMU KURUMLARI (BAĞIMSIZ İDARİ OTORİTELERİ) :

Sermaye piyasası, radyo ve televizyon yayıncılığı, bankacılık, enerji, rekabet ve telekomünikasyon gibi kritik ve önemli alanlarda denetleme ve düzenleme niteliğinde, kamu hizmeti olarak etkinlik gösteren özerk, merkezi idarenin hiyerarşi ve vesayet denetiminden uzak, yaptırım uygulayan ve kendi alanlarındaki uyuşmazlıkları çözebilme yetkisine sahip yargı benzeri kamu tüzel kişileridir. Bu kurumların kararlarına karşı Danıştay 13. Dairesine başvurulur. İlki 1981 yılında kurulan Sermaye Piyasası Kuruludur. Diğerleri RTÜK (Anayasal), Rekabet Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, Kamu İhale Kurulu, Tütün ve Tütün Mamülleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kuruludur. RTÜK atamalarını TBMM yaparken diğerlerinin tayinleri Bakanlar Kurulu tarafından yapılır.

      Kaynakça:

Feodalite ve Osmanlı Toplumu, Prof. Murat Özyüksel

Türkiye İdare Yapısına Giriş, Prof. İlber Ortaylı

Tarih-1-2, M.E.B. Kord. Prof. K. Yaşar Kopramaz.

Osmanlı İmparatorluğu Tarihi,J. Von Hammer,

KPSS notları ve İ.Ü. Uluslararası İlişkiler Bölümü ders notları

Siyasal Tarih, Prof. Toktamış Ateş,

Osmanlıyı Yeniden Keşfetmek,Prof. İlber Ortaylı,

Türkiye İktisat Tarihi,Tahsin Çayıroğlu

Kamu Yönetimi,Yrd. Doç. Ahmet Nohutçu

Anayasa Hukuku, Prof. A. Şerif Gözübüyük

Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku, Prof. T. Zafer Tunaya

Yakınçağ Türkiye Tarihi-I, Haz. Sina Akşin

İlk Meclis,Ord.Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu

Atatürk’ün Yazdığı Yurttaşlık Bilgileri

Siyaset Bilimine Giriş, Prof. Esat Çam

Kamu Yönetimi, Prof. Acar Örnek

Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, Prof. Stanford J. Shaw ve Ezel Kural Shaw

Hukuk Başlangıcı ve Tarihi, Ord. Prof. Richard Honig, İ.Ü. Hukuk hocası

Anayasa Hukuku ve İdare Hukuku, Prof. Zehra Odyakmaz, Ümit Kaynak. İsmail Ercan

Siyasi partiler, M. Duvarger (çev. Prof. Ergun Ozbudun)

Siyaset Bilimi, Prof. Ahmet Taner Kışlalı

1921 Anayasası, Prof. Ergun Özbudun

Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk

Türk Devrim Tarihi, Prof. Toktamış Ateş

Türkiye’nin Demokrasi Tarihi (1950-1995), Tevfik Çavdar

T.C. 1982 Anayasası

İdari Yargı, Prof. Zehra Odyakmaz, Ümit Kaynak, İsmail Ercan

21 Ekim Halkoylaması, Tahsin Çayıroğlu

Türkiye’nin İdari Yapısı, Prof. İsmet Giritli

Related Articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,465BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
15AboneAbone Ol

Çok Okunanlar