6 Ekim 2022 Per

Tehlike Yanı Başımızda mı?

Eğer beni öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım." (Maide Suresi, 28)

 

“Bilge Köyü Katliamı Üzerine”
 
Tehlike yanı başımızda mı?
 
Son günlerde Mardin İli Mazıdağı Bilge Köyünde yaşanan vahşi katliam, toplumun bilgili ve duyarlı insanlarını endişelendirmekte ve düşündürmektedir. Öte yandan bir takım sözde aydın ve bilim adamları ile sivil toplum kuruluşları yaşanan bu vahşeti bahane ederek milletin kutsal değerlerini de kullanarak toplumu germeye ve fitne tohumları ekme yarışına girişmişlerdir.   Daha önce yayınlanan bir yazımızda şöyle yazmışız Bu yazımız bizim birtakım gelişmeleri önceden görebilmemizi sağlamış ve bazı düşüncelerimizi sizlerle paylaşmıştık.
 
“Duyarlı bir insan; yaşanan olaylar karşısında sessiz kalamaz. Yaşanan haksızlıklar karşısında mutlu olabilmesi zordur. Duyarlı insan çevresinde olup bitenleri en azından bir düşünce süzgecinden geçirir. İnsanlık tarihinde eşi benzeri yaşanmamış böylesine vahşi bir olay karşısında aklıselim sahibi insanların susması düşünülemez. Bunun gibi soruların cevabını verebilmemiz için şöyle bir yaşadıklarımıza ve söylediklerimize kısaca bir bakalım.
 
Yanlış ve boş bir hayalin peşinden sürüklenmenin geleceğimiz için hiçbir getirisi yoktur. Eğer çocuklarımıza ve onların çocuklarına bırakacağımız mutlu ve yaşanır bir dünyanın bırakılmasını istiyorsak, değişmek ve gelişmek zorundayız. Halimizden de memnun değilsek, bir şeylerin değişmesi gereklidir. Ama nereden başlamalı?
 
Pek çok insan; işini, eşini, evini, arabasını, yaşadığı çevreyi, insanların bir bölümü de toplumun sosyal, siyasal, ekonomik rejimini değiştirerek bulunduğu halinden memnuluğa ulaşabileceğini düşünmekte. Duyarlı insanın gerçeği bu mu? Gerçekten bunlar olursa mutlu olur muyuz? Olaylara nefretle, intikam ve öç alma hisleri ile yaklaşırsak problemler çözülecek mi…? Her şeyi maddi bir bakış açısı ile ölçersek doğruları yakalayabilir miyiz?
 
Birey olarak sorunlarımızın önemli bir bölümünün, toplumsal, siyasal ve ekonomik nedenlerin bireye yansıyan boyutlarından kaynaklandığı doğrudur. Fakat bu sorunlardan kurtulmak için biz üzerimize düşen görevimizi sağlıklı biçimde yapabildiğimizden emin miyiz? Üzülerek ifade etmeliyim ki, bende bir eğitimci olarak bu sorulara “evet, yeterince üzerimize düşen görevlerimizi yapıyoruz” diyemiyorum.
 
Artık gözlerimizi dış dünyadan kendi dünyamızın olumsuzluklarına çevirmeli; eksiklerimizi tanıyarak irfanımızı tamamlamalıyız. Kendimizi düzeltmek; bizi sorunlar dünyasında boğulmaktan kurtaracak, çevremize ve insanlığa daha yararlı olabilmemizi sağlayacaktır.
 
Duyarlı insanlar yaşadığı toplum içerisinde pek çok badirelerle karşılaşabilir. Bunu yaşadıkça, gördükçe, bilgilendikçe daha iyi anlayacaktır. Duyarlı bir insan, bütün çirkinlikleri, yanlışlıkları, olması gerekeni ve olmaması gerekeni görür. Fakat bunu bir ayrışma ve kutuplaşma nedeni saymaz.
 
Şöyle bir olup bitene baktığınız zaman özünü koruyabilmek için uğraşmaktan yorgun savaşçıya dönen küskün, kırgın ve yılgın insanlar görürsünüz. Bu insanlar sürekli haykırırlar fakat bir türlü dertlerini anlatamazlar.”
 
 
Akraba Cinayetleri Neden Patladı?
 
Son dönemde tüyler ürperten cinayet olaylarında büyük artış yaşandığını, akraba cinayetlerinin sebebinin ahlakî aşınma ve merhametsizlik olduğunu haykırır.
Toplum vicdanını yaralayan vakaların altından akraba ilişkilerinin çıkması hiçbir toplum psikolojisi veya toplum sosyolojisi ilkesi ile açıklanamaz.
 
Öldürdükleri yakınlarının cenaze törenlerine giderek gözyaşı döken suçluların soğukkanlılığı ise izleyenlerin kanını donduruyor. En çok güvenilmesi gereken yakını tarafından acımasızca öldürülen mağdurların dramı akrabalık ilişkilerinin yara almasına sebep oluyor. Uzmanlar, yaşanan vahşeti temel ahlaki değerlerdeki zayıflığa bağlıyor. Ahlaki aşınmanın bazı insanları en yakınına bile merhamet edemez hale getirdiğine dikkat çeken uzmanlar, bu ortamın insanların ruh sağlığını temelden sarstığını söylüyorlar.
 
            Son zamanlarda yaşanan bu vahşi cinayetler ister istemez ‘Tehlike yanı başımızda mı?’ sorusunu gündeme getirdi. Ahlaki aşınma insanları akrabasına bile merhamet edemez hale getirmiştir. "Kişi öyle bir hâle geldi ki, en yakınıma bile güvenirsem zarar görürüm endişesi taşıyor.
 
          Bu durum, insanlığın geldiği en kötü noktadır. Seküler yaşamda insan ilişkilerinde ciddi yıpranmalar olduğu bir gerçektir. "İtimatsızlık ve güvensizlik artarak toplumda bir salgın hastalık gibi yayılmaya başlamıştır. İnsanlar dış dünyayla ilişkilerini en aza indirerek kendi evlerinin içine çekiliyor. Bu da ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyerek endişe ve panikatak hastalıklarını artırıyor. Hâlbuki insanın güvenmeye, sevmeye ve sevilmeye ihtiyacı var.
 
           Akrabaya güvenmemek en çok kişinin kendisine zarar verir. Toplum içinde aktarılan ‘babana bile güvenme’ sözünün çok yanlış bir amaca hizmet ettiği yaşanan bu olaylarla bir kez daha anlaşılmıştır. "Tedbirli olmak abartılmamalı. ‘Ama ben akrabama da güvenmeyeceksem kime güveneceğim?’ şeklindeki düşünceler, insanları içe kapatır ve paranoyak yapar. Oysa akrabalık ilişkilerimizi olabildiğince sıcak tutup geliştirmemiz gerekir.
 
          ‘Biriken öç alma ve kin vahşete yol açabiliyor’
 
           İnsanları vahşete iten nedenler de sorgulanması gereken başka bir konu. Bu akıl almaz cinayet ve yaralama olaylarının ardında yatan sebepler sanıkların ifadesine göre para, kıskançlık ve intikam almak gibi. Bu sebeplerin görünen nedenidir. Gerçekte bu kişilerin ruh sağlığının normal algılanmaması gerektiğini gerekir. "Hepsinin nedenleri farklı olmakla beraber bu kişilerin ortak özelliği, şiddete yatkın karakterler taşımalarıdır.
 
         Bu kişiler çocukluklarının bir bölümünde mutlaka şiddete maruz kalmış ya da şiddetin normal kabul edildiği bir ortamda büyümüşlerdir. Bu durum özellikle vahşice işlenen cinayetlerde daha görünür oluyor. Katilin akrabasını öldürmekle kalmayıp bir de cesedine zarar vermesi bunun en önemli kanıtı. Ayrıca bazı insanlar, kendilerine zarar veren ya da üzen insanlara karşı aşırı kin besliyor ve yaşadıklarını yıllar geçse de unutmuyor. İçlerinde biriktirdikleri öç alma ve kin duygusunu cinayet şeklinde gün yüzüne çıkartabiliyorlar. 
          Toplumun büyük bir kesimi, hayatta karşılaşmış oldukları adaletsizlik, eşitsizlik ve kayırırcılıklar karşısında uğradığı hayal kırıklıklarıyla – farkında olmadan – paranoyak ve şizofren olmuş durumadır. Bu hastaların en dikkate değer davranış biçimi en yakınında bulunanları düşman obje olarak tanımlaması ve fırsat bulunca saldırıya geçmesidir. Kendilerinde hastalık olan zihin bulanıklığı gerçek düşmanı tanımlama konusundaki başarısızlıklarında temel etkendir.
 
          Aylardır eğitmenler, psikologlar bu konuyla ilgili toplantılar, konferanslar düzenlemekte, köşe yazarları yazılar yazmakta ve toplumun hemen her kesiminden insan, bu tüyler ürperten olayları konuşmaktadır.
         Gitgide artan vahşetin sebebi, kuşkusuz ki insanların bazılarının Allah inancından uzaklaşmaları, Allah’tan gereği gibi korkmamaları ve kendilerini dünyada hiçbir sorumluluğu olmayan birer hayvan türü olarak görmeleridir. Böyle bir anlayış hâkim olduğunda ise, bu tip korkunç olayların yaşanması, çocukların vahşi bir içgüdü ile hareket ediyor olmaları beklenen bir durumdur. Bu inançta olan insanlar, ahirette Rabbimiz’e hesap verecekleri, kendilerinden ve Allah’ın yarattıklarından sorumlu birer varlık oldukları bilincinden uzak yaşarlar. Onlar için, kendileri de, etraflarındaki insanlar da, anneleri babaları da birer hayvan türüdür ve Darwinizm’in sebep olduğu bu inanç sistemi sebebi ile insani duygular değil, hayvani duygular ağır basmaktadır. Bu ruh halinde inançsızlık insanı sıkıntılı, nefret ve endişe dolu ürkütücü bir ruh haline iter. Kişi ailesinden, çevresinden, hayvanlardan, tüm canlılardan nefret eder ve olabilecek en uç noktada bunlara zarar verecek hale gelebilir. Saldırganlıktan, öfkeden, kavgadan, pislikten zevk alır. Allah korkusu olmadığı için, suç işlemede son derece pervasızdır. Tıpkı bu örneklerde görüldüğü gibi…
           Bütün bunların getirdiği sonuç şudur: İnsanların, toplumların Allah inancı ve Allah korkusu ile yetiştirilmesi, eğitilmesi gerekmektedir. Allah’a inanan, vicdan sahibi insanlar dengeli bir ruh haline, sağlam, güçlü kişiliğe sahip olurlar. Böyle insanlar öncelikle ahlaklarına kattıkları sağlam özelliklerle kendilerine, sonra da çevreye ve topluma faydalı insan haline gelirler. Böyle kişiler için insan, Allah’ın ruhunu taşıyan değerli bir varlıktır. İnsana saygı, sevgi ve hürmet, Allah rızası için yaşandığından ve kişi her yaptığından Allah’a hesap vereceğini bildiğinden başıboş ve umursuz değildir. Kutsal değerlere, aileye, örflere gereken değeri verir. Çevresindeki varlıkların tümüne karşı içinde bir muhabbet vardır. Bunlara değil zarar vermek, onlara karşı daima bir merhamet içinde olur. Ani ve kontrolsüz hareketler yapmaz, öfkeye kapılmaz, saldırganlıktan uzaktır. Çevresindeki her şeye merhametle, güzel ahlakla yaklaşır. Çevresine hep güzellik, güzel ahlak sunar. Madden ve manen temizdir.
        Böyle bir insanın canlılara, hele hele insanlara, kendi anasına-babasına zarar verme ihtimali yoktur. İnsanların yüz yüze kaldığı bu belanın tek sebebi, Allah korkusundan uzaklaşmalarıdır. Sıkça karşılaşılan belalara karşı alınacak yegâne etkili önlem,   çocukları Allah sevgisi ve Allah korkusu ile büyütmektir. Aksi takdirde, alınmış hiçbir yüzeysel önlem, bu önemli yarayı tamir etmeyecektir. Allah, Hz. Âdem’in oğullarından birini, ayetinde Müslümanlara örnek vermiştir:
        "Eğer beni öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım." (Maide Suresi, 28)
 
Saygı ve sevgilerimle…
 
Mehmet Ali KURU
Eğitimci – İlahiyatçı
Çorum

Related Articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,465BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
15AboneAbone Ol

Çok Okunanlar