6 Ekim 2022 Per

Tahsin ÇAYIROĞLU’nun İktisat Tarihi Yazısı

Türkiye İktisat Tarihi

TÜRKİYE

 

             İKTİSAT

 

                       TARİHİ

 

 

TAHSİN ÇAYIROĞLU

 

2007- İSTANBUL

 

TÜRKİYE İKTİSAT TARİHİ

İKTİSATA GENEL BAKIŞ :

İktisat ilmi yeni bir bilim dalıdır. İktisat ilminin bilimsel olarak başlangıcını A. Smith’in ‘’Milletlerin Zenginliği’’ adlı kitabıyla başlatanlar olduğu (1776) gibi Harward Üniversitesi’nde Sir William J. Ashley’in kurduğu İktisat Kürsüsü (1892) ile başlatanlar da olmuştur.

Genel olarak iktisat, Liberal-Kapitalizm Ekol ile Sosyalist Ekol’den mürekkep olup ve bunların arasındaki çeşitli akımlardan oluşmaktadır. Bu iki akımla beraber klasik diyebileceğimiz İlkçağ, Ortaçağ ve İslami iktisat akımları gölgede kalarak yerlerini terk etmişlerdir. Bununla beraber İslami akımı yer yer kapitalist iktisat ile bazen de sosyalist iktisat ile arasında bağlantı kuranlar da olmuştur. Öte yandan kapitalist iktisat kendi içinde zamanın ekonomik ve sosyo-kültürel konjoktürü ile bağlantılı olarak gelişmiş ve geleneksel yapıları parçalamıştır. Özetle öncelikle coğrafi keşifler ve yeni sınıfın ortaya çıkışı feodaliteyi zorlamıştır. Bu yeni orta sınıf feodal unsurlara karşı halkı da yanına alarak kralla birleşmiş ve akabinde ise bu tüccar sınıfı denilen unsur halkı da yanına alarak bu sefer krala karşı çıkmış neticede bir takım haklar elde etmiştir. Yine kültürel açıdan Katolik Kilisesine karşı isyan bayrağı açılarak kapitalizmin önündeki dini engeller kaldırılmıştır. Netice itibariyle kapital sınıf halkı da yanına almasını bilerek günümüz dünyasının siyasi-iktisadi ve kültürel çehresinin şekillenmesinde etkili olmuştur.

İktisat biliminin başlıca konusu kıt kaynaklarla sonsuz olan ihtiyaçların azmi veriminin sağlanması uğraşı olarak değerlendirilmektedir.

ORTAÇAĞ’DA İKTİSAT:

 

Ortaçağ Avrupa’sında Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra feodal sistem hem ekonomik ve hem de siyasal olarak bu kıtaya hakim oldu.

Feodalite, atomize iktidar, aynî  bir ekonomi ve sosyal hayatta serf-senyör ilişkisidir. Kral eşitler arasında sadece birincidir. Feodalite siyasal bir sistem olduğu gibi aynı zamanda ekonomik bir sistemdir.

Feodalite’nin oluşumunda etkili olan unsurlar ise;

         Soylular : Roma particileri ve Cermen şeflerinden oluşan aristokrat sınıf.

         Rahipler,

         Serfler.

Bunun dışında savaşçılar ve zanaatçılar da vardı. Tabii 11. asırdan sonra yeni bir sınıf gelişmekte ve güçlenmekteydi; tüccarlar.

Feodalite’nin ekonomik yönünde; yerel siyasal gücün sahibi genelde ekonomik gücü de elinde tutardı. Derebey geniş topraklara sahipti ve bu topraklarda çiftçilik yapılıyordu. Toprağın tek sahibi derebey olup aynı zamanda kiracılar da bu topraklarda yaşamaktaydı. Malikane çevresinde birkaç  yüz dönüm araziden ibaret olan bu sistemde ekilebilir arazi beye ait olup onun haricindeki toprağı da kiracılar (serf) işlerdi. Toprak dilimler halinde ekilip biçilirdi. Serf kendi topraklarının yanında derebeyinin toprağını da işlemeye mecburdu ve bir takım angarya işleri vardı. Kiracılar toprakla beraber alınır satılırlardı. İlk başta köle olanlar zamanla özgür köylülerle beraber serfe dönüştüler.

 

FEODALİZM’İN ÇÖZÜLÜŞÜ :

 

Nüfus artışı, Haçlı seferleri, ticaretin canlanması, panayırlar, şehirleşme, yeni toprakların tarıma açılması, emek rantın yerini para rantın alması, kral ve yeni orta sınıfın ittifakı, monarşik milli devletlere geçiş, endüstri ve ticaretin gelişmesi, lonca ve kiliseye karşı tavır, Amerikan altın ve gümüşünün yarattığı enflasyonist baskı, rantların yükselişi, çit çevirme, manifaktör (ev işi), merkantilizm, sermaye birikimi ve ücretli emeğin ortaya çıkışı derebeylik sisteminin çökmesine sebep olmuştur.

SANAYİ DEVRİMİ :

 

Sanayi İnkılâbı 18. asrın ikinci yarısında İngiltere’de başladı ve 19. yüzyıl boyunca Avrupa’nın diğer kesimlerine yayıldı.

Ancak bundan önce coğrafi keşifler ve sömürgecilik anlayışına dayanan iktisadi doktrinler türedi. Bunlardan ilki 1450’lere kadar giden Merkantilist iktisadi akımıdır. Bu akımın temel görüşleri ;

         Altın ve gümüş her zaman değerini korur yani bunlara sahip olmak zenginliktir.

         Değerli madenler devletin elinde toplanmalıdır.

         Sanayileşme,

         Nüfus artışı,

         İthalat yalnızca hammadde girişi için yapılmalıdır,

         Sömürgecidir ve ülke çıkarları ön plândadır.

FİZYOKRATLAR :

 

18. yüzyıl iktisadi düşüncesidir Merkantilizme bir tepki olarak doğmuştur. Quesnay’in ‘’Ekonomik Tablo’’ eseri önemlidir.

Tek verimli faaliyet alanı topraktır. Sanayi ve ticaret net hasıla artışı yaratmaz. Hasıla artışını tarımsal üretim sağlar. Mülkiyet kavramı önemlidir. Ferdiyetçilik ve hürriyet önemlidir. ‘’Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’’ bu doktrine aittir. Doğal kanun geçerlidir. Mülkiyet, hürriyet ve güven önemli kavramlarıdır. Kapitalizmin alt yapısını hazırlamıştır.

KAPİTALİZM :

 

Kapitalizmin ön koşulu ‘’sermaye birikimi ve ücretli emek’’tir.

Kapitalist İktisat, Liberal İktisat da bilinir. Bu iktisatın başlangıcı olarak Adam Smith’in Milletlerin Zenginliği eseri kabul edilmektedir.

Kapitalizm, sermaye (kapital) sözcüğünden türemiştir.

Temel kavramları;

         Özel mülkiyet,

         Girişim özgürlüğü,

         Rekabet özgürlüğü,

         Fiyat mekanizması.

A. Smith’le başlayan Klasik Okul’da devlete jandarma görevi verilmiştir. Şöyle ki devlet ekonomiye müdahale etmemelidir. Piyasada ‘’görülmez el’’in var olduğu ve piyasaların ‘’kendiliğinden denge’’ye geleceği öne sürülür.

                                                     

Kapitalist sisteme hür teşebbüs, serbest piyasa ekonomisi ya da piyasa ekonomisi de denmektedir. Bu sistemin özellikleri özel mülkiyet, girişim ve seçim hürriyeti, bencillik (homo econimics), rekabet, piyasa ve fiyat (piyasa mekanizması), sınırlı devlet.

Sistemin işleyişini fiyat mekanizması sağlamaktadır. Tüketiciler fayda, müteşebbisler ise kâr peşindedir. Hedef kitle tüketicidir.

Klâsik Görüş; A. Smith, D. Ricardo, D. Hume, T.R. Maltus, J.J. Mill, J.B. Say.

Neoklasik Görüş ; Jevans, Manger, Marshall, Pigou, Walras.

Keynesyen Görüş ; Keynes.

Monarist ve Yeni Klasikler ; M. Fredman, Lucas, Wallace, Sargent.

Ricardo emek-değer teorisini geliştirmiş, mukayeseli üstünlük teorisini ortaya atmış ve matematiksel işlemleri iktisada uygulanmasını sağlamıştır. Say ise kendi adını taşıyan kanunu ile ‘’her arz kendi talebini yaratır’’ diyerek iktisadı arz üzerine oturtmuştur.

1870’li yıllarla beraber Neoklasik İktisat ekolü gelişti ve iktisadi hayatta etkili oldu. Emek- değer teorisinin yerine Fayda-değer teorisini geliştirdi. Bu iktisadi akım 1929 Krizine kadar etkili oldu.

1929 Ekonomik Bunalımı ile Klasik İktisatın temelleri sarsılarak devletin ekonomik hayattaki yeri tartışılmaya başlandı. 1936 Keynes’in Genel Denge eseri ile Keynesyen İktisadi Teorisi 1970’lere kadar etkili oldu. Ayrıca bu kitap ile Makro İktisat’ın temelleri de atılmış oldu. Buna Müdahaleci Kapitalizm de denmektedir. Keynes’in katkısı ekonominin kendi iç dinamikleriyle tam istihdama gelemeyeceği ve hatta eksik istihdamda bile dengenin sağlanacağı görüşü idi. Diğer katkısı paranın yanlı olduğunu belirtmesidir. Paranın işlem ve ihtiyat saiki yanında spekülasyon amacıyla da kullanılacağını ve faizin etkili olduğu konusuna vurgu yapmıştır. Öte yandan klasik iktisatın ‘’arz’’ a vurgu yapmasını tenkit ederek iktisatı ‘’talep’’ üzerine oturtmuştur.

70’li yıllardaki petrol şokları ile Keynesyen İktisat yetersiz kalınca Monetarist ve Arz Yönlü İktisat öğretileri öne çıktı. M. Friedman öncülüğünü yaptığı bu ekol maliye politikalarının etkisiz olduğu şayet uygulanacaksa para politikasının uygulanmasının yararlı olacağını ileri sürmüştür. Bu ekol daha çok klasik liberal iktisata benzemektedir. Devlet müdahalesin en aza indirgenmesini savunur. Asolan piyasaların kendi dengesini kendisinin sağlayacağı ortamı oluşturmaktır.

Yukarıda da görüldüğü gibi kapitalist iktisat zaman zaman iktisadi bunalımlara uğrayarak tıkanmıştır ancak bu kriz dönemlerinde kendisini yenileyebilme özelliğinden dolayı sistemin tamamen tıkanmasına mani olarak kendisinin idamesini sağlamayı başarabilmektedir.

SOSYALİZM :

 

Sanayi İnkılâbının yarattığı kapitalist düzene karşı geliştirilmiş bir akımdır. Kökleri çok eskilere kadar götürülmekle beraber bir doktrin olarak doğuşu Sanayi İnkılabı sonrasıdır. En önemli iki ayağı vardır;

         Ferdi mülkiyetin karşısında olmak,

         İktisadi hayatta serbest rekabet müesseselerinin reddedilmesidir.

19. yüzyılın başlarından itibaren Robert Owen (1771-1858) , C. Fourier (1772-1837), Louis Blanc (1811-1886) gibi fikir ve aksiyon adamları tarafından ortaya atılmaya başlayan sosyalist doktrinler, kısa bir müddet içinde sosyalist hareketlerin meydana çıkmasına yol açmıştır.

SOSYALİZM TÜRLERİ:

 

1)              ÜTOPİK SOSYALİZM : Mükemmel bir dünya yaratmak amacıyla ortaya atılmışlardır. Bunlar; Thomas More, J. C. L. Simond de Sismondi (1773-1842), Comte H. de Saint (1760-1825), Robert Owen , Charles Fourier, Pierre J. Proudion gibi düşünürler bu akımın temsilcileridir. 

2)              İHTİLÂLCİ SOSYALİZM : 1848’de K. Marx ve Engels’in Komünist Beyannamesi ile başlar. Bu beyannamede bütün dünya işçileri birleşmeye çağrılıyor ve birleşen işçilerin ihtilal yolu ile kapitalist düşünceye son vermeleri isteniyordu. 1864’te Birinci İşçi (Komünist) Enternasyonelini kurdular. 1880’de II. Enternasyoneli kuruldu.

Marx diyalektiği materyalizme uyarlamıştır. Artık değerden bahsederek kapitalist girişimciyi hedef alır. Sosyalizm için kapitalizmin şart olduğu ancak arada proleterya diktatörlüğünden bahseder.

1917’de Lenin Marxizm’i Rusya’da hayata geçirmiş ve 1991 yılına dek bu sistem devam etmiştir. Öte yandan Çin, Kore, Küba ve Vietnam S.S.C.B’den bu rejimi ithal etmişlerdir. Ayrıca bunlar dışında bir çok 3. Dünya ülkesi de değişik şekillerde bu rejimi ithal etmişlerdir. 1991 senesinde Sovyet Rusya’nın dağılması neticesinde Sosyalizm siyasi olarak önemini büyük ölçüde yitirmiştir.

Marx’ın tarihi maddeci yorumu; İlkel komünizm, kölelik çağı, feodal devir, kapitalizm ve son aşama sosyalizm olarak değerlendirmiştir. Bazıları Marks’ın teorisini Bilimsel Sosyalizm’in başlangıcı olarak kabul etmektedirler.

 

3)              DEMOKRATİK SOSYALİZM : Demokratik Sosyalizm mevcut düzenin şiddet kullanarak, ihtilalci ve antidemokratik metotlarla ortadan kaldırılmasına çalışmamaktadır. Komünist İhtilâlci sosyalistlerin ayaklanma ve sivil darbe yoluyla sosyalizme ulaşma yerine, Demokratik Sosyalistler iktidarı meşru vasıtalarla ve seçim yolu ile ele geçirmeye ve sosyal meseleleri halletmeye çalışırlar.

TÜRK İKTİSAT TARİHİ :

1) OSMANLI İMPARATORLUĞU KLÂSİK DÖNEMİ :

 

Tımarlı sipahiler daha başlangıçtan beri Osmanlı fetihlerinin örgütlenmesinde önemli bir yer tutmuşlardır. Tımar yıllık geliri 20,000 akçeye kadar olan topraklarda askeri görev karşılığı vergi toplama hakkı idi. Tımar tasarruf eden kimse ilk 2000 akçesi kendine kalması üzere gelirinin her 2000 akçesi için tüm donanımıyla cebelu denilen bir sipahi yetiştirmek zorundaydı.

Cermen krallıklarında beneficium, Bizans’ta pronora, Selçuklular’da ikta, Abbasiler’de katia, Osmanlılar’da tımar denilen bu sistem aynı özellikleri taşımamakla beraber benzeri koşulların ürünüdür.

Osmanlı, merkezi devlet yapısı oluşurken tımarlı sipahilerin vergi topladıkları toprakları ele geçirerek birer feodal bey haline gelmemeleri için tımar sistemi dahilinde çeşitli önlemler almıştır.

Osmanlılar’da topraklar mülk, vakıf ve mirî olarak üçe ayrılmıştı. En az olanlar mülk toraklardı. Osmanlı toprak düzenini tam olarak kapsayacak bir tanım vermek mümkün değildir. Ancak ortak nokta merkezin denetimi elinde tutması ve belli düzenin olmasıdır.

Tımar’ın Feodalite’den ayrılan tarafları şöyledir;

– Tımar sahibinin reaya (halk) üzerindeki tek hakları kanunlarla bağlı olan vergileri toplamaktı.

– Tımar sahibi sadece bir memurdur.

– Tımar sahibinin reaya üzerinde hiç bir yargı yetkisi yoktur.

– Reaya ve tımarlılar dışında ulema ve devşirme sınıfları yer almaktadır.

Osmanlı Devleti daha başlangıçtan beri doğu ve batı arasındaki ticaret yolu üzerinde kurulmuştu. Hanlar, kervansaraylar, posta ve güvenlik sistemleri daha Selçuklular döneminden beri vardı. Önemli noktalarda derbent teşkilatı kurulmuştu, bu derbentlerin amacı güvenliği sağlamak ve onarım işlerini yapmaktı.

Kentlerde zanaat üretimi çok sıkı kurallar altında örgütlenen loncaların denetimindeydi. Bunlar Ahi birliklerine dayandırılmaktadır.

Lonca sisteminin başında kethûda ve ikinci sırada gelen yiğitbaşı bulunmaktaydı. Kethuda devleti, yiğitbaşı esnafı temsil etmekteydi. Yiğitbaşı loncaların içişlerini yürütür ve gerektiğinde kethüdaya vekâlet ederdi.

Merkezi devlet bir takım girişimleri kendisi için tehlikeli bulduğundan loncaları desteklemiştir. Böylece lonca dışındaki gelişmeler engellenmiştir.

Devletin lonca ve kent ekonomisini denetlemek maksadıyla koyduğu kurallara hisba adı verilmiştir. Bu düzenlemeleri devlet adına yürüten kimseye de muhtesip denilmekteydi. Narh adı verilen düzenleme muhtesip, kadı ve lonca temsilcilerinden oluşan heyet tarafından yerine getiriliyordu.

Osmanlı’da ticaret Avrupa’daki merkantilist düşünceye dayanmaktan ziyade tebaanın sıkıntıya düşmemesini sağlamayı, varlığının temel gayesi sayan İslâmi devlet geleneğinden alıyordu.

İlk para Orhan Bey zamanında bastırılan gümüş akçelerdi. Fatih döneminde sultanî denilen altın lira bastırılmış ve çift para sistemi kullanılmıştır. 1881’de Osmanlı Lirası para birimi olmuş ve altın esası yasaklanmıştır.

                                                                             

OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN  

SANAYİLEŞMESİNDEKİ AVANTAJ

VE DEZAVANTAJLARI :

 

1) AVANTAJLARI : Yeteri iç pazar genişliği, sömürge ülkelerine göre gelişmiş ekonomi, tabii kaynak zenginliği, sanayi tarım ürünlerinin zenginliği, gelişmiş el tezgahları..

2) DEZAVANTAJLARI : Sanayileşme hareketlerini gerçekleştirerek Türk-Müslüman unsurunun zayıflığı, Gayrimüslimlerin hükümete güven duymamaları, spekülatif hareketler, organize sanayi kurumunun eksikliği, düşük eğitim düzeyi, sanayileşmeye karşı kayıtsızlık, ücretlerin yüksek olması, güçlü lonca örgütleri, serbest ticaret anlaşmaları, iç gümrük vergileri, sanayileşmeyi dış güçlerin sabote etmeleri, müsadere sistemi..

 2) MODERN TÜRKİYE İKTİSAT TARİHİ :

1838 BALTA LİMANI TİCARET ANLAŞMASI:

 

Daha evvelinde Osmanlı İmparatorluğu çeşitli kapitülasyonlarla Batılılara bir takım ayrıcalıklar tanımıştı. Ancak Mısır Vakası karşısında evvelâ İngiltere ile 1838’de Ticaret Antlaşması imzalamak mecburiyetinde kaldı. Akabinde bunu diğer devletlerle yapılan ticaret anlaşmaları takip etti. Bu anlaşma ile insan, mal ve hizmet hareketlerinde tek taraflı serbestlik öngörülmekteydi. Yine eski kapitülasyonlar devam etmekle beraber bu anlaşmalar yeni hükümleri de içermekle Osmanlı İmparatorluğunu yarı sömürge haline sokuyordu. Ecnebiler en imtiyazlı yerli tüccardan daha fazla vergi ödemeyecekti. İthalat resmi % 3, ilâve vergi % 2 idi. Bunu 1839 Tanzimat Fermanı takip etti. Bu belge hukuk devleti olma yolunda atılan önemli bir adımdır. Hristiyan tebaanın eşitliği, herkesin maddi gücüne göre vergi ödemesi, devletin toparlanması, askeri harcamaların kanunlarla yürütülmesi. Osmanlı Devleti artık Avrupa hukukuna tabî oluyordu.

Kırım Harbi’ne kadar Galata Bankerlerinden borçlanan devlet bu savaşla beraber ilk defa dışarıdan da borç almaya başladı.

1858’de Arazi Kanunnamesi ile yabancılar da toprak edinme hakkı elde etmiş oldu.

1854-75 yılları arasında Osmanlı Hükümeti on altı defa istikraz (borçlanma) yaptı ve borç koşulları giderek ağırlaşmaya başladı. İhraç ettiği kâğıtların nominal değerinin ancak yarısı devletin eline geçmekteydi bunun da önemli bir bölümü eski borçların faiz ve ihraç giderlerine gidiyordu. 1875’te hükümet monotoryum ilân ederek borç ödeyemez duruma geldi. Pahalı borçlanma ülkeyi dış ticaret yapamaz hâle sokmuştu. Silah ithal gücü kalmayan devlete karşı Rusya Çarlığı bunu fırsat bilerek 1877’de harp ilân ederek (93 Harbi) İstanbul önlerine kadar geldi.

1877’de kurulan Rüsm’u-sitte 1881’de Muharrem Kararnamesi ile Duyun’u-Umumiye’ye dönüştürüldü. Alacaklı devletlerin temsilcilerinden mürekkep bu konsorsiyum Osmanlı maliyesini de denetimine almış oldu. Devlet gelirlerinin % 20 ilâ 32’si arasına el koyuyordu.

1850’de Rumların kurduğu borsa 1875’te yasal olarak düzene sokularak İstanbul Borsası oluşturuldu.

1863’te İngiliz-Fransız iştiraki ile Osmanlı Bankası kuruldu ve daha sonra bu bankaya 1975’te devlet bankası hüviyeti ile emisyon işleri de verildi. Osmanlı Bankası bu emisyon vazifesini Türkiye Merkez Bankası kurulana dek devam ettirmiştir. Banka Avrupa finans kapitalizminin bir aracı olarak çalıştı.

1863’te ilk milli sermayeli banka olan Ziraat Bankası kuruldu.

Duyunu Umumiye ile beraber bütçe fazla vermeye başladı. Yabancı yatırımlar arttı. Fransa tütün tekelini ele geçirmiş, Bağdat Demiryolları da Almanlar’a verilmişti. En büyük yatırım demiryollarına yapılmaktaydı. Devlet de mekezi gücünü artırmak için bunu teşvik ediyordu.

Milli sermayeye dayalı bir yatırım etkinliği II. Meşrutiyet ile başladı.

Batıyla etkileşim toplumda büyük değişimler oluşturmuştu. Bir çok klasik kurum yok olmuştu örneğin tımar, yeniçeriler, lonca teşkilatı falan.. Ancak bazı eski kurumların yanında modern kurumlar da gelmişti; tıbbiye, Dar’ul-fünun (İstanbul Üniversitesi), Harbiye vs. Bunun yanında ecnebi unsurlarda imparatorluk üzerine yerleşmişti; Osmanlı Bankası, demiryolları imtiyazcısı Deutsche Bank (Alman), Fransız Reji Tütün Tekeli, Duyun’u-Umumiye, yabancı okullar ve misyoner faaliyetler..

İttihat ve Terakki Fırkası döneminde en büyük uğraş kapitülasyonların kaldırılması yönündeki çabalardı. Nitekim bu hâl 1914’te ilân edildi. Milli sermaye için teşvikler yapıldı.

1913’te Teşviki Sanayi Kanunu çıkarıldı.

1913-15 yılları arasında sanayi sayımı yapıldı.

1917’de Osmanlı İtibar-i Milli Bankası kuruldu.

3) İSTİKLÂL HARBİ SONRASI TÜRK İKTİSATI:

 

Lozan Anlaşması sırasında Osmanlı Devleti’nin borcu 161,3 milyon lira olarak saptanmıştı.

 

İZMİR İKTİSAT KONGRESİ:

 

23 Şubat 1923’te İzmir İktisat Kongresi 1235 delege ile toplanmıştır. Sanayi grubu, tüccar grubu, çiftçi grubu ve işçi grupları bu delegeye katılmıştır.

İktsadi Misak ile alâkalı kararlar; yerli üretimin teşvik edilmesi, lüks ithalattan kaçınılmalı, girişim ve çalışma hürriyeti, tekelciliğe izin verilmeyeceği vurgulanmıştır. Ekonomik kalkınmaya katkısı olmak kaydıyla yabancı sermayeye izin verileceğine değinilmiştir.

Lozan Antlaşmasında Türkiye 5 yıl süreyle gümrük vergilerini 1 Eylül 1916 senesi seviyesinde tutacağı belirtilmiştir. 1928 yılında Osmanlı dış borcu meselesi Paris Antlaşması çerçevesinde çözümlenmiştir. Buna göre Türkiye 84,6 milyon lirayı ödemeyi taahhût etmiştir. Bu borç 1932 ilâ 1954 yılları arasında ödenmiştir.

1924’te çıkarılan kanunla ihracata dönük ithal hammadde girdileri gümrük vergisinden bağışık tutulmuştur. 1925 yılında Aşar Vergisi kaldırılarak tarım  ve hayvancılığın önünün açılması hedeflendi. Aşar Vergisi o dönemde devlet gelirlerinin 1/4’üne tekabül etmekteydi. Osmanlı Devletinde vergi miktarının % 40’ı köylüye düşerken bu oran Aşar’ın kaldırılması ile % 11’e düştü. Devlet Aşar ile kaybettiği vergi gelirlerini tekel ürünleri üzerinden kapatmaya çalıştı.

1925 yılında ilk özel milli sermayeli banka olan İş Bankası kurulmuştur. Yine bu tarihlerde Sanayi ve Maadin Bankası kuruldu ve bu banka 1932 yılında Türkiye Sanayi ve Kredi Bankası adını aldı yine aynı yıl Devlet Sanayi Ofisi kuruldu ve nihayetinde bu iki kuruluş Sümerbank’a devredildi(1933).

1926’da Alpullu ve Uşak’ta şeker fabrikaları kuruldu. Yine aynı yıl DİE kuruldu.

1927’de Teşvik-i Sanayi Kanunu yeniden yürürlüğe konuldu.

1929’da halkı yerli tüketime teşvik etmek maksadıyla Milli İktisat Tasarruf Cemiyeti kuruldu.

Amerika Birleşik Devletleri’nde alınan 10 milyon dolar kredi ile 1930’da TCMB kuruldu bununla beraber emisyon işlemleri Osmanlı Bankası’ndan alındı.

1929’dan 1950 yılına kadar pozitif dış ticaret bakiyesi amaçlayan korumacı, kısıtlayıcı bir politika izlendi.

1930 VE SONRASI:

 

1929 Dünya İktisadi Bunalımı gerekse Türkiye’de yeteri kadar güçlü özel kesimin olmaması yine değişen konjoktörler neticesinde 1930 yılı ile özel sektörü reddetmeyen bir devletçilik politikası uygulamasına geçilmiştir.

 

1938 yılı hariç 1930 ilâ 1947 yılları arasında dış ticaret bilançosu fazla veren bir dönemdir.

Hükûmet bütçe açıklarından kaçınmış ve topladığı gelir ile orantılı bir harcama yapmıştır. 1926 ile 1938 arasında bütçe açık vermemiştir.

Cumhuriyetin ilk 10 yılında sınırlı olan devlet işletmeciliği 1932 senesi sonrasında çok genişlemiştir. Sovyet uzmanlarına hazırlattırılan I. Beş Yıllık Sanayi Plânı uygulanmaya konuldu (1934). Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı çerçevesinde temel ihtiyaç maddelerinin ithal ikamesini kapsamaktadır. Plânın uygulaması Sümerbank’a verilmiştir. Sınai tesisleri; dokuma, maden, kimya, toprak ve seramik, kâğıt ve selülözü kapsamıştır. Bu plânda başarı elde edilmiştir yani planlanan hedeflere ulaşılmıştır.

İkinci Beş Yıllık Sanayi Plânı II. Dünya Savaşı dolayısıyla uygulanamadı.

1940’lı yıllarda bütçenin % 60’ı savunma harcamalarına ayrılmak zorunda kalındı. 1940 yılında Milli Koruma Yasası çıkartıldı. Devletin ekonomi üzerindeki kontrol ve yasaklamaları iyice artı. 1942 senesinde çıkartılan Varlık Vergisi ise halâ tartışılmaktadır.

1945’te Çiftçiyi Topraklandırma Kanunuyla devlete ait topraklar ile belirli büyüklüğü aşan özel arazilerin kamulaştırılarak topraksız köylüye dağıtılması öngörülmüştü. Bu yasaya muhalefet olanlar CHP içinden koparak DP’yi kurdular.

Seferberlik yıllarında özel kesim yatırımları izne tabi kılınmıştır. Özel sektörün hasılası ve GSMH’deki yeri gerilemiştir. Fiyatlar genel düzeyi % 400 arttı.

1946’da cumhuriyet tarihinin ilk devalüasyonu yapıldı. 1 Dolar 2,8 Lira oldu. Devalüasyonla kısmi ticaret serbestisi tanındı. Bunun iç ve dış nedenleri de vardır.

1941’de Ticaret Ofisi ve Petrol Ofisi kuruldu.

1944’te Bretton Woods Konferansı toplandı ve IMF ile Dünya Bankası kuruldu. 1948’de Türkiye IMF ve Dünya Bankasına üye oldu.

1944 yılında Yapı Kredi Bankası ve 1946 yılında Garanti Bankası ve yine 1948’de Akbank kuruldu.

Türkiye II. Cihan Harbi sonrası Batılı Kapitalist ülkelerin yanında ve onların kurmuş oldukları siyasi, askeri ve ekonomik örgütlerin içinde yer aldı. Türkiye bu şekilde Sovyet Rus tehdidinden korunmak istemiştir. O zamana kadar uygulamış olduğu devletçi politikasından taviz vererek Batı tarafında yer aldı. CHP Hükümeti devletçilik kavramına ‘’yeni devletçilik’’ tarifi getiriyordu. Yeni devletçilik ile meydana konulan kararlar; 1947 Türkiye İktisadi Kalkınma Planı, 1948 Yabancı Sermayeyi Teşvik Yasası, 1950 Türkiye Sanai Kalkınma Bankası’nın kurulması, Marshall Planı ve Truman Doktrini çerçevesinde dış yardım alınması.. Dış kaynak girişi beklenen ölçüde olmadığı için İktisadi Kalkınma Planı uygulanamadı. Bu planın ile dengeli bir kaynak dağılımı ile ekonomik büyüme bununla tarıma, enerji sektörüne, karayoluna ve haberleşme sektörüne öncelik verilmesi öngörülmekteydi.

4) 1950 VE 1960 ARASI TÜRKİYE EKONOMİSİ:

 

Demokrat Partinin ilk dönemlerinde ekonomide serbestliği artıracak adımlar attığı (1950-54) görülür. 1954’te Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu çıkarıldı. Aynı yıl yabancılara petrol aramaları için teşvikler uygulandı. KİT’lerin özelleştirilmesi ise gerçekleştirilemedi ve hatta 1954 yılından sonra KİT’ler yeniden önem kazanmaya başladı buna yenileri eklendi.

Tarımda makineleşmeyle üretim artışı sağlandı bu aynı zamanda gizli işsizliği de beraberinde getirecekti. Netice itibariyle göç artışı yaşandı.

                   Genişletici maliye ve para politikaları izlendi ve bütçe denkliği pek önemsenmedi.          Bu ise beraberinde enflasyonu körüklemiştir.

1956 yılında Milli Koruma Yasası tekrardan yürürlüğe konuldu ve fiyat kontrolleri yaygınlaştı.

1955 yılları ile beraber hükûmet liberal politikalardan vazgeçmek mecburiyetinde kaldı. 1956-58 döneminde hızlı büyüme uğruna körüklenen iç talep dış ticaret açıklarına da sebep olmuştu. 1958 yılında TL, % 60 nispetinde devüle edildi. 1958’de OECD’nin hazırladığı raporla istikrar önlemlerine başvuruldu. Bu önlemler içinde; TL’nin değerini düşürmek, para arzını kontrol altına almak, KİT ürünlerine zam yapılması, İhracatı artıracak önlemlerin alınması, bütçe denkliğine önem verilmesi ve farklı kur sistemin uygulanması…

Batı’dan kredi almakta zorlanan hükûmet Doğu Bloku ülkelerle ilişkilerini geliştirmeye gayret sarfetti ve takas yollu ticaret yollarını kullandı.

1960 Askeri Darbe neticesinde Hükûmet ve cumhurbaşkanı düşürülmüş ve sonrasında askeri mahkemelerce yargılanarak başbakan Adnan Menderes ile iki bakanı idam edilmişlerdir.

Yabancı sermaye girişine izin veren ilk genel düzenleme 1954’de çıkarılan Petrol Kanunu ve Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunudur.

TÜRKİYE AVRUPA BİRLİĞİ ANLAŞMASI:

Türkiye (Yunanistan’ı izleyerek) 1959’da AET’e başvuruda bulundu ve 12 Eylül 1963’te Ankara Antlaşması imzalandı. Bu anlaşma 1964 yılında yürürlüğe girdi. Anlaşma ile Türkiye’ye ‘’ortak üyelik’’ öngörülmüştü.

Aşamalar; Hazırlık dönemi, Geçiş dönemi, Tam üyelik idi. Gümrük Birliği ikinci aşamadan sonra başlayacaktı.

1) Hazırlık Aşaması: Amaç Türkiye ekonomisini güçlendirmekti. AET dört ihracat ürününe ithalat kontenjanı tanınmıştır. Bunlar tütün, kuru üzüm, kuru incir ve fındık. 1967’de kaliteli şarap, bazı deniz ve tarım ürünleri de buna dahil edildi. Birinci Mali Protokol uyarınca 175 milyon dolar alt yapı ve sanayi proje yardımı sağlandı. Bu krediler Keban Barajı ve Boğaziçi Köprüsünde kullanıldı.

2) Geçiş Dönemi: 1970 yılında Katma Protokolle bu aşamaya geçildi. Amaç AET (AB) ile Türkiye arasında sanayi mallarını kapsayan gümrük biriliğini kurmaktı.

Tarımsal ürünlerle kömür ve çelik, gümrük biriliğinin dışında tutulacaktı.

a) Sanayi ürünlerinde aşamalı olarak gümrük biriliğinin oluşturulması. Gümrük vergilerinin 12 ilâ 22 yıl içinde kaldırılması. Bu ise en geç 1996 yılına kadar gümrük birliğinin kurulması demekti.

b)  Tarımsal ürünlerde tercihli rejim uygulanması.

c) Serbest dolaşım; 12 ilâ 22 yıl arasında işgücünün de serbest dolaşımının ve tüm haklardan faydalanmasının sağlanması.

d) Mali yardımlar.

e) Ekonomi politikalarının uyumsallaştırılması.

3) Son Dönem: Ankara Anlaşmasına göre geçiş döneminin tamamlanması (gümrük biriliği) ile son döneme girilmiş olmuştur.

ORTAKLIK ORGANLARI:

1) Ortaklık Konseyi : Türkiye AB karar organı olup alınan kararları bağlayıcıdır. AB Konsey ve Komisyonu ile Türk Hükümeti temsilcilerinden oluşur. Oy çokluğu ile karar alırlar.

2) Ortaklık Komitesi: Ortaklık Konseyinin yardımcı kuruluşudur. Brüksel’de büyükelçilikler düzeyinde toplanır ve sürelilik arzeder.

3) Karma Parlamento Komitesi: TBMM ve Avrupa Parlamentosundan seçilen on sekizer üyeden oluşur. Denetim ve öneri görevi vardır. Kararları bağlayıcı değildir.

5) PLÂNLI KALKINMA DÖNEMİ :

 

ÖZELLİKLERİ:

 

1) Makro nitelikli planlardır.

2) Kamu kesimi için emredici, özel sektör içinse teşvik edici niteliktedir.

3) Kamu kesimi yatırımları doğrudan, özel kesim yatırımları ise dolaylı olaraktan planlanmıştır.

4) Kısa, orta ve uzun vadeli planlardır.

5) Hem sayısal hem de nitel verilere dayandırılmıştır.

6) İthal ikameci kalkınma modeli benimsenmiştir. Kalkınma= sanayileşme olarak değerlendirilmiştir.

7) Harrod Domar kalkınma modeli benimsenmiştir.

8) Milli geliri hızla artırmak amacı güdülmüştür.

Plânlama 61 Anayasası’nda yer almıştır ve bu cihetle Devlet Plânlama Teşkilâtı kurulmuş ve bizzat bu teşkilât anayasal bir kuruluş olarak anayasada yer almıştır (82 Anayasası’nda yoktur).

TÜRKİYE OECD:

 

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı olan bu örgüt 1961’de Avrupa Ekonomik İşbirliğinin yerine kurulmuştur. Esas amacı üyelerinin ekonomik kalkınmalarının istikrarlı biçimde gerçekleştirmelerine yardımcı olmak, dünya ticaretinin çok taraflı olarak gelişmelerini sağlamak ve refah artışına katkıda bulunmaktır. AB, EFTA ve NAFTA OECD’nin alt gruplarının teşkil eder. Planlı dönemin başlarında mali destek sağlamak amacıyla Türkiye Yardım Konsorsiyumu kurulmuştur. İhracatımızın % 60 ve ithalatımızın % 70 bu ülkelere yapılır.

1963-67 I. BEŞ YILLIK KALKINMA PLÂNI :

 

15 yıllık bir perspektifle 5 yıllık olaraktan hazırlanmıştır. Bu dönemde istenilen başarı elde edilmiştir. Tarım ürünlerinin ihracatı artmış ve yurtdışından işçi dövizleri yurda gelerek müspet yönde tesir etmiştir.

Amaçları;

1) 15 yılda Türkiye’ye gerekli ilim adamı ve uzman eleman yetiştirmesi,

2) % 7’lik büyüme hızına tekâbül etmek.

3) İstihdam meselesini çözmek,

4) Dış ödemeler dengesini sağlamak,

5) Sosyal adalet ilkesine uygun gelişmek.

 

1968-74 II. BEŞ YILLIK KALKINMA PLÂNI :

 

Çalkantılı siyasal hayat ve 71 Askeri Darbesi, planı bu dönemde menfi yönde etkilemiştir.

1970’de Türkiye’nin III. Devalüasyonu yapıldı. 1 dolar 9 liradan, 15 liraya çıkarıldı.

Plânın Amaçları;

1) Büyüme hızı % 7 olacak,

2) Sanayi sektörü kalkınmada öncü sektör olacak,

3) Sanayi % 12 büyüyecek,

4) Tarım sektörü % 4 büyüyecek,

5 ) Enflasyonist ve deflasyonist baskılara karşı konulacak,

6) Yurtiçi tasarrufların GSMH’ye oranı % 22,6 olacak,

7) Dış açıkların GSMH içindeki payı düşürülecek,

8) Cari işlemler açığı düşürülecek.

Birinci Plandan farkı; sanayi sektörüne lokomotif rolü verilmesi, diğeri ise şehirleşmenin desteklenmesi.

Büyüme hızı 6,9 olarak gerçekleşmiş ancak sanayi sektörü öngörülen büyümenin gerisinde kalmıştır.

İSLAM KONFERANSI TEŞKİLATI (OIC):

1969’da kuruldu. Amaç sosyal, kültürel, ekonomik ve bilimsel alanlarda işbirliği ve uluslararası arenada birlikte hareket etmeyi sağlamaktır. 1998’de üye sayısı 51’e ulaştı. Ekonomik, sosyal ve kültürel olmak üzere 3 daimi komitesi vardır. 1981’de İSEDAK (Ekonomik ve Ticari Dayanışma Komitesi) kuruldu. İSEDAK’ın başkanı Türk cumhurbaşkanı ve yardımcısı ise Türk başbakanıdır.

1973-77 III. BEŞ YILLIK KALKINMA PLÂNI :

 

Bu döneme CHP-MSP koaliasyon hükümeti ile başlanmıştır. 1973 Petrol Şoku ve 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı plan üzerine olumsuz tesirlerde bulunmuştur. Bir de buna siyasal istikrarsızlık eklenmiştir.

Bu plânın diğer iki plândan farkı 37 sektörlü girdi- çıktı tablosu izlenmesi ve hedeflerin 15 yıllık perspektifler yerine 22 yıllık olarak hazırlanması olmuştur. Ara ve yatırım mallarına ağırlık verilmesi önemlidir. Büyüme hızı 7,9 olarak hedeflendi. Diğer amaçları ise şöyle özetlenebilir; hayat standardının yükseltilmesi, sanayileşme, dışa bağımlılığın azaltılması, istihdam, 1995  yılında nüfusun 65 milyonu aşmamasının temini, 291 milyar Türk Lirası yatırım yapılacak, yatırımların % 12’si tarıma, % 45’i sanayiye ve % 43 ‘ü hizmetler sektöründe gerçekleştirilecek.

Ara ve tüketim mallarının payı artmasına rağmen büyüme % 6,5’te kalmıştır. 1977’de kriz nedeniyle % 5 oranında devalüasyon yapılmıştır. Plan sonunda hızlı büyümenin yanında üretim yapısında da yapısal değişikliğe gidilmesi sonucuna varıldı.

1975 yılında işçi dövizleri için Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım Bankası kuruldu.

 

1978-83 IV. BEŞ YILLIK KALKINMA PLÂNI :

 

 Bu sefer de 64 sektörlü girdi-çıktı tablosu hazırlandı. 1979 Petrol Krizi ve 1980 Askeri Darbesi neticesinde plân tatbik edilemedi.

 

PLÂNLI DÖNEMİN KISACA DEĞERLENDİRİLMESİ:

 

İlk üç plânda büyüme  hızına yaklaşılmıştır. 1963 ve 1977 arasındaki dönemde ortalama büyüme oranı % 6,7‘dir. Tarımdaki büyüme hızı düşerken sanayi ve hizmetler sektöründe plân dahiline çok yaklaşılmıştır. Sabit sermaye yatırımlarının % 52,7’si kamu kesimince, % 47,3’ü özel sektör tarafından yapılmıştır. Bu dönemde Merkez Bankası kamu kesiminin en büyük kredi kaynağı olmuştur. Bu kolay kredi kaynağına başvurmanın neticesi de enflasyonist baskılara maruz kalınması olmuştur.

1963-70 arasındaki dönem büyüme hızı ve fiyat istikrarı aynı oranda yaşanmıştır. Enflasyon oranı ortalama 5,3 civarında seyretmiştir. 1977’den itibaren büyüme hızı % 1 olurken enflasyon oranı 1980’de % 103 olarak gerçekleşmiştir (Cumhuriyet tarihinin diğer yüksek enflasyon rakamı 1946 yılı ile % 104’tür.).

1963 ilâ 1980 arası dönemde konut, ulaştırma ve imalat sanayi plan hedeflerini hep aşmıştır.

 

6) 24 OCAK 1980 İSTİKRAR KARARLARI :

 

Bu programın öncülüğünü Arz Yönlü İktisat modelini benimseyen dönemin Dış Ticaret Müşteşarı Turgut Özal hazırlamıştır ( başbakan Süleyman Demirel’dir. Turgut Özal Askeri Darbeden sonra Anavatan Partisini kuracak ve 1983-1990 döneminde başbakanlık ve 1990-93 döneminde ani ölümüne kadar olan dönemde cumhurbaşkanlığı yapacaktır.).

1)      Para arzı kısılacak,

2)      Serbest faiz uygulaması,

3)      Türk Lirasının devalüve edilmesi,

4)      Kamu harcamalarının kısılması,

5)      KİT’lerin açıkları kapatılacak ve KİT ürünlerine zam yapılacak,

6)      Esnek kur politikasına geçilecek,

7)      Yabancı sermaye teşvik edilecek,

8)      İhracata dayalı sanayileşme politikası güdülecek.

Bu kararla 1989’da mal, hizmet ve sermaye hareketleri serbestleştirildi:

– Mal, hizmet, para ve sermaye hareketleri 1989’da serbest bırakıldı= küreselleşme.

– Emek piyasası hareketliliği serbestleştirilmedi ( devletin ulusal ve uluslar arası alanda tek görevi uyruğunu zaptetmek olarak kaldı.)

1985-89 V. BEŞ YILLIK KALKINMA PLÂNI:

 

24 Ocak kararları uygulanmaya konuldu.

1984’te döviz alımı serbestleştirildi, 1989’da kambiyo kontrolleri kaldırıldı. 1986’da SPK (Serbest Piyasa Kurulu –BİO-) kuruldu. 1987 Merkez Bankası açık piyasa işlemlerine başladı. 1985’te özel finans kurumları ve İslâm bankacılığı ekonomik hayata  girdi. 1986 yılında İMKB, 1987’de EXİMBANK (Türkiye İhracat Kredi Bankası ) kuruldu.

Türkiye’de 1985 başından itibaren Katma Değer Vergisine geçildi. Buna parelel olarak vergi iadesi uygulamasına geçilmesine de olanak tanınmıştır( 2006 yılından itibaren emeklilerin ve 2007 yılından itibaren ise tüm çalışanların fiş ve fatura toplama zaruriyeti kaldırıldı.).

Enflasyon % 20’lerden % 69’lara çıktı. Dış borç arttı.

TÜRKİYE VE EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI:

CENTO (Merkezi Anlaşma Örgütü) olarak yakınlaşan bu ülkeler (Türkiye, İran, Pakistan) ekonomik ve kültürel yakınlaşmayı sağlamak maksadıyla 1964 yılında Bölgesel İşbirliği Teşkilatı (RCD) kuruldu. İran’da rejim değişikliği ve İran-Irak Savaşı bu teşkilatı askıda bıraktı. 1985’te RCD yerine EKİT (Ekonomik İşbirliği Teşkilatı) kuruldu. 1992’de Afganistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan bu teşkilata katıldı ve KKTC’ye ise özel statü verildi.

 

1990-1994 VI. BEŞ YILLIK KALKINMA PLÂNI:

 

Turgut Özal cumhurbaşkanı , Yıldırım Akbulut da başbakan oldu.

Plânın amaçları özetle; %7’lik büyüme,tarımın payı azaltılırken (% 13,9), sanayinin payı artırılacak (% 39), toplam tüketimin düşürülmesi planlanmıştır.

Bu dönemde Sovyet Rusya dağılmış ve 1991’de Körfez Savaşı çıkmıştı. Türkiye özellikle Körfez Harbinden olumsuz yönde çok etkilenmiştir. Bu plân V. Planın bir devamı niteliğinde olmuştur. 1991 yılında erken seçime gidildi ve Süleyman Demirel başbakanlık koltuğuna oturdu (DYP-SHP koaliasyonu). 1993 senesinde Turgut Özal’ın ani vefatı üzerine Demirel reisi cumhur olarak Çankaya Köşküne çıktı ve akabinde Tansu Çiller DYP’nin genel başkanı olarak başbakan oldu.

KARADENİZ EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI(KEİ):

Boğaziçi Deklarasyonu ile 1992 yılında kuruldu. Türkiye, Rusya, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, Arnavutluk, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Moldovya ve Ukrayna üye ülkelerdir. Amacı üye ülkeler arasında ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini sağlamaktır.

 

1994 KRİZİ VE 5 NİSAN KARARLARI :

 

Krizin Nedenleri;

1) Yüksek spekülatif sermaye girişleri,

2) Değerlenmiş lira,

3) Faiz oranlarını yüksekliği,

4) Para arzı ve kredi stoğunun genişlemesi,

5) Kötü yönetim.

Çiller Hükûmetinin kamu kesimi faiz ödemeleri oranlarını düşüreceği yönündeki açıklaması ve uluslararası finans çevrelerince Türkiye’nin notunu düşürmesi neticesinde sermaye (sıcak para) çıkışları krizi tetikledi.

5 Nisan kararları;

 

Enflasyonu düşürme, TL’ye kararlılık kazandırma, ihracatı artırma, sürdürülebilir ekonomik ve sosyal gelişme..

5 Nisan sonrası Tedbirler:

 

1) Kamu gelirlerinin artırılması ve harcamaların azaltılması,

a) Gelir artışı esas olarak akaryakıt ve tekel ürünleri başta olmak üzere dolaylı vergilerden sağlanacak,

b) Düşük oranlı bir tür servet vergisi olarak Net Artış Vergisi alınacak,

2) Döviz kurunun fiyat artışlarıyla uyumlu kılınması,

3) Merkez Bankasının giderek özerk bir yapıya kavuşturulması,

4) Sermaye piyasasında spekülatif hareketlerin sınırlandırılması,

5) İhracat ve yabancı sermaye girişlerinin artırılması,

6) Kamu kuruluşlarında yapısal düzenleme; ya özelleştirme ya da kapatma.

1995 yılında Gümrük Birliği Antlaşması imzalandı ve 1 Ocak 1996 yılından itibaren yürürlüğe girdi.

Erken genel seçimler yapıldı ve sonrasında Refah-Yol koaliasyon hükümeti kuruldu.

 

1996-2000 VII. BEŞ YILLIK KALIKINMA PLÂNI :

 

Denk Bütçe tasarısı gündeme oturdu. 28 Şubat süreci ile sivil-askeri bir darbe neticesi hükûmet istifa etti. Yeni hükümet Ana-Sol koaliasyonu ile kuruldu.

7,1’lik büyüme gerçekleşti. Enflasyon % 65’ten % 85 çıktı.Dış borç ve faizler arttı. 1998’den itibaren derinleşen ekonomik kriz bir yandan dışsal şoklar diğer yandan 1990’lar boyunca gelen dışa bağımlı büyüme stratejisi ile adaletsiz bölüşüm ve birikim mekanizmasının ürünüydü.

1998’de Mali Milat ilân edildi. Zekeriya Temizel öncülüğünde kayıtdışı ekonominin temizlenmesi amaçlanmıştır. IMF ile Stand-by anlaşması imzalandı.

1998 Seçimleri ile DSP-MHP-ANAP koaliasyon hükûmeti kuruldu.

1999 DURGUNLUĞU:

 

Körfez Depremi ve seçim dönemi. Üretim yavaşladı, bu diğer krizlerden farklılık arzeder. Şöyle ki bu mali bir kriz değildir. Tabii afet ve siyasi belirsizlik yani kısaca dışsal sebepler bu durgunluğa neden olmuştur.

1999 IMF STAND-BY ANLAŞMASI İLE ENFLASYONU DÜŞÜRME PROGRAMI VE DÖVİZ ÇIPASI UYGULAMASI:

 

1) Nominal döviz kuru çıpası ve buna bağlı para politikası,

2) Kamu maliyesi reformu,

3) Tarım, özelleştirme ve sosyal güvenlik kesimlerine yönelik yapısal uyum reformları.

KASIM 2000 VE ŞUBAT 2001 KRİZLERİ:

 

1)Aşırı kıymetli TL (enflasyon beklenenin üzerinde gerçekleşmesi neticesi TL değerli hâle gelmiştir.).

            a)MB’nin rezervlerinin sermaye çıkışı halinde döviz talebini karşılayamayacak halde olması.

                  b)Kur hedeflemesinin enflasyonun altında kalması (kur çıpası uygulaması).

 

2)Cari işlemler açığının kritik sınırının üzerine çıkması,

                  a)Aşırı kıymetlenmiş TL,

                  b)Beklenenden daha hızlı büyüme nedeniyle ara malı ve yatırım malı ithalinde yüksek oranda artış ( Türkiye tarihinde aramalı ve yatırım malı ithali hep fazla vermiştir, tüketime yönelik ithalat düşüktür. Bu ise teknoloji üretemediğini ancak montaj sanayinin geliştiğini göstermektedir.),

                  c)Petrol fiyatlarında aşırı yükselme,

            3)Fazla banka sayısı, banka sektörünün şeffaf olmaması, düşük  ölçekli ve   parçalı bankacılık Sistemi,

4) Sermayeden yoksun mali sektör. Yani özsermayesi sınırlı ve borca dayalı finans sektörü demek. Bu ise krize karşı dayanıksız sektör demek oluyor (kriz zaten zayıf olanın ayıklanması sürecidir.),

5) Açık pozisyonlar. Kriz öncesi açık pozisyonlar artmaktadır. Çünkü özel teşebbüs yatırımlarını döviz ile yapar ve bunun karşılığı ise liradır.

6) Kamu bankalarının görev zararları nedeniyle para piyasaları üzerindeki baskısı,

7 ) Vade uyumsuzluğu. Uzun vadeli kredilerin kaynağıyla kısa vadeli borçlanma,

8 ) Bütün bunlara ek olarak mali sektörün taşıdığı kur ve faiz riskinin artması, güven ortamının bozulması,

9) Kötü yönetim.

Enflasyonla Mücadele-Kayıtdışılık ve Kamu Açıkları:

 

Bazı tahminlere göre 1993 yılı itibariyle GSMH’nin yaklaşık % 35’i kayıtdışı ekonomiden oluşur. SSK denetimlerinde ise kayıtdışı istihdam % 25-35 arasında, başka hesaplamaya göre sanayi-hizmetler sektöründe % 30’lar, tarımda ise %50’lere ulaşmaktadır.

Kısa dönemde enflasyonla mücadele için pratik bir yol olarak görülen kamu harcamalarının kısılması, uzun dönemde ekonomi üzerinde özellikle yatırımlar açısından olumsuz etkiler yaratacaktır. Yani kısa dönemde talep azalırken, talebin uzun dönemde yatırımları da azaltacağıdır.

Türkiye’de 1990’lara kadar kamu kesimi açıkları GSMH’ye oranı % 10 iken 1994’te % 12 olmuş ve ek vergilerle tekrar eski seviyesine dönmüştür. 2001 Krizinde % 15 olmuştur. Bu açıklarla en büyük pay Konsolide Bütçede iken ikinci sırada KİT’lerin açıkları gelmektedir.

KÜRESEL EKONOMİYE DAHİL OLMA; YENİ TÜRKİYE EKONOMİSİ:

 

24 Ocak 1980’de alınan politikalar doğrultusunda Türkiye planlı iktisat politikasından vazgeçerek küresel iktisat politikasına dahil olma yolunda karar aldı. Öncelikle ithal ikamesinden vazgeçti sonrasında ise döviz kurunun serbest bırakılması, SPK’nin açılması, kamu harcamalarının kısılması, KİT’lerin elden çıkarılmaya çalışılması, yabancı sermayenin teşviki, özelleştirme ile iktisadi kurum ve kuruluşların elden çıkarılması, devletin kendisini istihdam yeri olmaktan çıkartması vs. Sosyal devlete yüklenen bir çok görevler devlet üzerinde yük olarak görülmesi. Kısaca devlet artık jandarma pozisyonuna geçmek üzeredir. 2001 yılı öncesi artık Klâsik Türkiye devri olarak anılacaktır.

Türkiye’nin GSMH içinde tarımın payı 1960’da % 40 iken 1970’de % 29, 1980’de % 23, 1990’da % 17, 2000’de % 14, 2006 itibariyle % 11’e düşmüştür. Bu oran ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya gibi ülkelerde % 2 ile % 6 arasındadır. İstihdam bakımından bu oran Türkiye’de %30’larda iken yukarda sayılan ülkelerde % 2 ilâ % 8 arasındadır. Döviz kaynağı bakımından 1960’larda % 80 iken şimdilerde ise % 5’e düşmüştür.

2000 Krizi gerçekte bankacılık sektöründe yaşanılan likidite krizidir. Merkez Bankası program gereği gereken likiditeyi vermemiştir. 2001 Krizi ise Kasım 2000 Krizinin devamıdır. Yüksel faiz ve dövize hücum bu dönemin temel sorunu oldu.

IMF ile ilk stand-by anlaşması 1961 yılında yapılmıştır. 1961-2006 arasında 19 adet stand-by anlaşması imzalanmıştır.

14 Nisan 2001’de Kemal Derviş öncülüğünde Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı ilân edildi. IMF ve Dünya Bankasının desteği alınarak şu kararlar alındı;

1) Dalgalı kur sistemi içinde enflasyonla mücadeleye kesintisiz ve kararlı şekilde devam edilecek,

2) Bankacılık kesimi kapsamlı şekilde yapılandırılacaktır,

3) Kamu finansman dengesi güçlendirilecek,

4) Toplumsal uzlaşmaya dayalı, enflasyon hedefi ile uyumlu gelirler politikası oluşturulacak,

5) Esnek ve saydam olan yasal alt yapının sağlanması,

6) Merkez Bankasına özerklik verilmesi,

7 ) Merkez Bankası kaynaklarından borçlanılmaması,

8) Enflasyonun düşürülmesi.          

Yararlanılan kaynaklar:

İktisat Tarihi, Güran, Tevfik (Prof.Dr.)

İktisat Bilimine Giriş, Özgüven, Ali (Prof.Dr.)

Feodalite ve Osmanlı Toplumsal Yapısı, Özyüksel, Murat(Prof.Dr.)

Siyasal Tarih, Ateş, Toktamış (Prof.Dr.)

Ekonomik Sistemler ve Küreselleşen Kapitalizm, Ölmezoğulları, Nalan(Yard.Doç.)

Makro İktisat, Ertürk, Emin (Prof.dr.)

Sosyal Siyaset, Tuna,Orhan(Prof.Dr.)- Yalçıntaş,Nevzat(Prof.Dr.)

Tarih 2(Lise), Türk Tarih Kurumu 1993

Tanzimattan XXI. Yüzyıla Türkiye Ekonomisi, Kazgan.Gülten(Prof.Dr.)

Türkiye Ekonomisi, Öçal, Tezel(Prof.Dr.)

Kamu Maliyesine Giriş, Nemli, Arif (Prof.Dr.)

Uluslararası İktisat, Seyidoğlu, Halil (Prof.Dr.)

Uluslararası İlişkiler sözlüğü, Der; Sönmezoğlu, Faruk(Prof.Dr)

Kamu Maliyesi ve Maliye Politikası, Pınar,Abuzer (Doç.Dr) 

İ.Ü. Uluslararası İlişkiler ve KPSS Ders Notları

 

TAHSİN ÇAYIROĞLU

 

2007-İSTANBUL

Related Articles

5 YORUMLAR

  1. Naçizane ve güzel yorumları için Dar’ul-fünun’dan sınıf arkadaşım sayın Taner Cemil’e çok teşekkür ederim. Kendisi de takdir edecektir ki maalesef bir konu hakkında öğrenimi olmayan ve hatta kitap yüzü açmamış olup çok bilmiş insanlar doludur çevremizde! Ufakta olsun bir katkım olacaksa ne mutlu bana! Türkiye’den selam oralara!!

  2. Iktisat tarihini cok guzel bir sekilde dile getirdigin icin sevindim, bu yazi sayesinde baskalarin da iktisat tarihi hakkinda bilgi edinebilme sansi sunabildigin icin tebrik ederim .

  3. İKTİSAT YAZIMA YORUM YAZMA LÜTFUNU ESİRGEMEYEN CEREN HANIM VE MERT BEYE VE BU VESİLE İLE DİĞER DOSTLARIMA MUHABBET DOLU TEŞEKKÜRLERİMİ YOLLUYORUM. AYRICA ARAMIZDA VESİLE OLAN SİTE YÖNETİMİ VE BİLHASSA İHSAN BEYE ÇABALARINDAN ÖTÜRÜ AYRICA TEŞEKKÜR EDERİM. AKADEMİK ÇALIŞMALAR ADI ALTINDA BİR LİNK AÇMASI BU KONU İLE İLGİLENEN VE İLGİLENECEK OLAN HERKESE HAZIR BİR KAYNAK VAZİFESİ SUNACAKTIR. SİTEMİZİN BU ÇALIŞMASI AYRICA TAKTİRE ŞAYANDIR.

  4. Ekonominin istihdam bakımından zor günler yaşadığı şu dönemde maalesef halk olarak çok bilinçli değiliz yani temel iktisadi terihimizden bile bîhaberiz bu açıdan bu kısa makale en azından belli bir boşluğu doldurabilecek bir çalışmadır. Bu vesile ile böyle bir yazıya sitenizde yer verdiğiniz için teşekkür eder ve halkımızın magazin haberlerine ayırdığı zamanın çok azını buraya harcayarak vakitlerini değerlendirmelerini istiyorum, saygılarımla…

  5. YAZINIZI OKUDUM VE BİLHASSA TALEBELER İÇİN FAYDALI OLACAĞI KANAATİNİ TAŞIYORUM.. BİR GENEL BİLGİ AÇISINDAN YARARLI BİR KAYNAK OLMUŞ..

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,465BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
15AboneAbone Ol

Çok Okunanlar