25 Mayıs 2022 Çar

SEKSENLERİN AKKUŞU-4

onlarla her karşılaşışımızda önümüz ilikliydi ve bugün azalmış bir duygu hep içimizdeydi.

SEKSENLERİN AKKUŞU-4 (Okul yıllarımız)

Ve Akkuş Ortaokulu-Lisesi, İmam-Hatip Lisesi..Kimler gelip geçmedi oralardan? Ya hocalarımız, idarecilerimiz!..Akkuş Ortaokulu ve Lisesi Müdürü (o yıllarda bir okuldu) Şefik GÖRGÜLÜ’ler, İmam-Hatip Lisesi Müdürü şair (ve kitapları olan) Nuri KAHRAMAN’lar, meşhur Selami KURNAZ’lar, Dursun KAYA’lar.. Elbette dahası var..Ancak 80’lerin Akkuşuna her ne kadar ikinci yarısın da gelmiş olsa da damgasını vuran en önemli eğitimci Selami KURNAZ’dır..Bu orta-kısa boylu, zayıf yapılı Batı Anadolu’lu (Bilecikli) narin adam 85’den sonra Akkuş Ortaokulu ve Lisesinden mezun her kişinin hafızası yok olmadıysa unutmadığı ilk kişi olsa gerektir..Normalde bir Din Kültürü Öğretmeniydi..Fakat onu farklı kılan, farklı ders anlatışı,sevecen-sempatik yapısı,samimiyeti ve böylece doğan sevginin hem insana hem de dine sevgi olarak dönüşümüydü..İçinde öyle bir insan sevgisi vardı ki, soğuk Akkuş kışlarını eritmekle kalmayacak sanki cihanı kucaklayacak kadardı..Dini sevdirmekle kalmaz,herkese lazım olan-asgari yeterli dini bilgiyi de el-hak tamam verir, fakat esas olarak insana ve insanın özüne dair sevgiyi ortaya çıkarırdı..Elbette bunda 84-91 arasının özgürlükçü Özal rüzgarının etkisi büyüktü..Selami KURNAZ, aile-özel yaşantısında bir zahid gibi yaşar fakat dışarıdan bize rind gibi gözükürdü..Bizim kafamızda büyüyen ve yaşanması zor olan bir İslamiyet onda ve derslerinde yoktu..Asıl yurt her ne kadar ahret de olsa dünya oranın tarlasıydı ve pekala da bu dünya huzurla mutlulukla geçebilirdi..Selami Hoca, ders dışında sosyal yaşamın nerdeyse her yerindeydi..Toplum olan hemen her yerde, özellikle Voleybol maçlarından başlayarak maçlarda, gezide, meşhur volta atmada, bir bakıyorsunuz bakkalın birinde bakkalla muhabbette yani hemen her esnafın yanında,çeşitli etkinliklerde ve Camide, vaaz da..Bir dönem hatırlayanlar bilir,eski ve bence Akkuşa gelmiş bir numaralı efsane müftümüz Ünyeli Nuri ÜNLÜ hocamız ile olan tatlı münazaralarını..Bir hafta Nuri HOCA çıkar filan şey orucu bozar,Selami HOCA çıkar hayır efendim bozmaz,işte şu sebeplerden..veya başka bir mesele,fakat hoş bir üslup ve faydalı bir münazara..

 

 Ve Okuldaki ortamımız: Yazları, hava iyi zamanları ders de güzel, oyun da güzel arkadaşlıkta güzeldi..Oyun derken biz futbol maçlarını Ortaokulda bile ekseriyatla plastik topla yapardık.Pek az zaman normal futbol topu elimize geçerdi.Zaten futbol-top aşığıyız, mahallede maç, okul da maç!..Okulda amaç yapmak zordu, Beden dersi haricinde zaten ancak bir maçlık olan sahada teneffüs ve sair vakitlerde üst sınıflar yaada Lise sınıflarından yer kapmak,ne mümkün!..Tabii nerde spor ayakkabısı? Maç yaparken de gezerken de ayağımızda kara lastik!..yine şanslıydık,bizler cızlavat denilen yumuşak lastik giyer,arkadaşlardan durumu olmayanlar ise sert kara lastik giyerlerdi..Acaba arada babamız bizlere ayakkabı almış mıydı?

 

  O eski kışlarda sabahları evimizden okula kadar aslında kısa olan o mesafede karı yarıp, birde buzda-donda kaymadan okula ulaşabilmek sonra da ders başlamadan evvel sobalı o sınıflarda-soba daha tam yanmamışken, ellerimiz ayaklarımız donmuş vaziyette sobanın başına dizilmek ve başlayan ilk saatlerde yazı yazarken kalemi tutabilme çabamız..! Tabii ilk teneffüsde artık alışmış olan sobanın etrafında ısınabilmek-bir sıra çekmek ne bahtiyarlıktı.., ve soba etrafındaki muhabbetler, tek kanal döneminde akşam ki diziyi birbirimize sanki sadece tek biz seyretmişçesine anlatabilme çabaları..zaten henüz renkli yayına geçilmiş ancak çoğunda eski renksiz televizyonlar, kiminde ise hiç yok,zavallı sadece dinliyor, ne yapsın..! Ve o diziler:Perihan Abla mesela..sanki bizim mahallede yaşanmış, o derece samimi ve gerçekçi..Hafta sonu o da bazen yayınlanan Türk Sineması saatleri.. Kimimiz Kadir İnanır-cı kimimiz Cüneyt Arkın-cı ki çoğu onun hayranıydı hepimiz de Kemal Sunal-cı!..Yada hafta sonu verilen maçı ki o yıllarda Süper Ligin adı 1.Lig olup, büyüklerin maçları TRT’den canlı verilirdi, pozisyonları golleri anlatma-paylaşma.. sonra karakterleri arkadaşlara-kendimize uydurma olayı..Tabii bütün bunlar eğer elektrik kaçmamışsa izlenmiş-paylaşılmış anılardı.Ve o kitap-gazete-dergi tutkumuz:

 

 Şahsen o yıllarımda kitaptan çok dergi-gazete ve çizgi roman okuduğumu hatırlarım. Babam o yılların efsane TERCÜMAN Gazetesi okuruydu..Eve ayda yılda bir gazete getirse bu gazete muhakkak Tercüman olurdu.Hakikaten o yılların Tercümanı bir başkaydı,saklamayayım, sağ muhafazakar-milliyetçi kitleye hitap ediyordu.merhum Ahmet KABAKLI’lar, Nazlı ILICAK’lar ki gazete onlarındı (eşi merhum Kemal ILICAK),Rauf TAMER’ler, merhum Tarık BUĞRA’lar, merhum Ergun GÖZE’ler, Taha AKYOL’lar vd. Hepsi kalburüstü yazarlar, hepsinin ayrı bir okuyucu kitlesi olan, güçlü kalemlerdi..Hele spor sayfasına bayılırdım..Bugünkü anlamda Zaman-Türkiye-biraz Yeniçağ karışımı bir gazeteydi.Fakat hayatı (o bütün fikir-ideoloji durumlarını her ne kadar daha aklım tam almasa da) bazen sol’dan da takip ederdim; o dönem ve her dönem yayın çizgisini genel olarak korumuş ve takdir ettiğim bir gazete MİLLİYET’ti..Milliyet gazetesini rahmetli Perişan Niyazi dayının Kahvehanesine yolum düşerse (öyle giremezdik her zaman,ya esnaf olan dedeme çay söyleyecek ya da bir büyüğümüzü soracaktık) şöyle bir göz gezdirirdik.Tercümanı ise ya alır, alamazsak ta İsa-İsmail ÇAM’ın (ki Perişan Niyazi -ÇAM- ile akrabaydılar) meşhur YEŞİLÇAM Kahvehanesinde okurduk.. kısaca Tercüman benim için çok önemliydi,verdiği ekleri bile biriktirirdim,mesela 1986 Ramazan ayı ekini 30 gün boyunca biriktirdim ve onu fasikül (kitap) haline getirmiştim..halen de durur.

 

 Yeşilçam Kıraathanesi Akkuşu geçmişe bağlayan iki nostaljik GAVE’den biriydi.. geçen seneye kadar ayakta olan bu yapı bugün yok, hatta 2006 yıllarında Akkuşumuzda çekilen ‘’Ankara da yedim taze elmayı’’ filminin bir kısım sahneleri de orada çekilmişti.Yönetmenine neden burası deyince; insanları 1920’lere götüren buradaki tek mekan, demişti.Diğer mekan diyeceksiniz, bugün Serdarın Kahvehanesi denilen Doruk Kıraathanesidir ki, halen eskiyi yansıtan-yaşatan tek kahvehanedir.O Tifi Tuğlası ile yapılmış merhum Enver Amcadan kalan miras binada torunu (ki o da bizim dönemden arkadaşımızdır) halen o kahvehaneyi işletmeye devam etmekte..

 

 Ve adeta meftunu olduğumuz dergiler- haftalık mecmualar:KARA MURAT ve TARKAN!..Biri İslam öncesi Türk-Hun Kahramanı, diğeri Fatihin Fedaisi..!Biri 1000 sene önce diğeri bin sene sonra Romalıların-Bizanslıların canına okuyan iki kahraman..Her hafta bir macera,ya da haftalara sarkan sonunu merakla beklediğimiz çizgi roman-dergiler..Sezgin Burak’ın efsane çizgileri..Ya çizgi roman kitaplar:TEKSAS, TOMMİKS,

ZAGOR..! Bunların tadını o çocukluğumuzun dünyasında anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalırdı.Hele Tommiks, bir başkaydı: Köfteci,Profesör,Yüzbaşının kızı..o kahramanlar birer hayal değildi ve bizde adım adım sanki onların her macerasında yanındaydık.Bugün bakıyorum da kitapçılarda nostaljik basımları yapılmış satılıyor,bir sürü para..Bizim o dar-lık günlerimizde o harçlıkları nereden bulur da onları nasıl alırdık, birilerinden mi alırdık, hafızamda buna dair bir şey yok şimdi!..

 

 İşte bunlarda kesmez kitaplara koşardık..Zaten yıllık ödevler bahane olur açılışını daha dün gibi hatırladığımız Mesude EFİL Kütüphanesine koşar, bazı vakitleri orda harcar,sağda solda ne kitap bulursak vakit oldukça okurduk.Elbette bunu şimdiki İnternet-akıllı telefon gençliğine anlatmak-yaşatmak zor tabii..İşte bu okuduklarımızı da okulda paylaşırdık aramızda,fakat bu çizgi romanları asla paylaşmak istemezdik,zira o romanlar daha üç defa beş defa okunacaktı daha..

 

 Bu arada Nuri ÜNLÜ Hocamız nasıl unutulur? Akkuş halkının ESKİ MÜFTÜ diye hatırladığı gönül insanı..Akkuş İHL’nin ve Akkuş Yeni Camii’nin yapılmasına vesile olan aksiyon adam..Emekli olmuş,Akkuş’tan ev almış, (yoksa yaptırdı mı?) Akkuşa yerleşmiş,ticaret yapmış,dostluklar sağlamış, cenaze de davet’te de halkla beraber,daima pozitif enerjili daima aktif,daima faydalı bir şeyler peşinde, o tatlı üslubu-anlatımı..sonra yaşlılık yılları ve kendi ilçesi olan Ünye’ye yerleşti Nuri Hoca..sağ olsun,kulakları çınlasın.

 

 Selami KURNAZ demiştik, hocamız filmin devamında Müdür Yardımcısı oldu..Akkuş Lisesinde zaten Cumhurbaşkanı konumunda olan ve odası dışında pek görmeye alışkın olmadığımız (Akkuş -Aşağı Düğencili Köyünden olup, eski belediye Başkanlarımızdan R.Ekrem GÖRGÜLÜ’nün oğlu) Şefik GÖRGÜLÜ (Müdür) hocamızdan Başbakanlığı (Müdür yard.)  devraldı..Müdür Şefik GÖRGÜLÜ, bir görünür pir görünürdü. Göründüğü zaman hatırladığım bütün seslerin kesildiği ve zaten her daim yerinde olan otoritenin derhal sağlamlaştığıydı..Selami Hocamız, idareciliği de başarıyla yerine getirdi..Alışkın olmadığımız disiplin yönünü de görmüş olduk.Ancak Selami Hoca’nın yanında onun tamamlayıcısı konumunda bir daha vardır ki onu anmamak hem ona vefasızlık hem de Selami hocayı yarım bırakmak demek olur: Dursun KAYA..! Nasıl Batı Anadolu’dan Osmanlının doğduğu yerden Selami Hoca gelmiş ve Akkuş’ta –bunu da belirtmeden olmaz- bir başka nesilin doğumuna temel harcı koyanlardan olmuşsa, Orta Anadolu’nun bağrından Cumhuriyetin kurulduğu Ankara’dan Dursun KAYA’da  bu yeni neslin binanın tuğlasını örücülerinden olmuş diyebiliriz..ALTIN NESİL!..Bana göre 80’lerin Akkuş Ortaokul-Lisesinden, İmam-Hatibinden yada aynı seviyede ilkokuldan sonra dışarıda okumuş gençlerinden Akkuş’un Altın nesli yetişmiştir..!

 

  Bazen haşin olsa da naif duran Selami Hocanın yanında Dursun KAYA tam bir bozkır çocuğudur..Bu esmer,tıknaz ve sert bakışlı hocanın kısa boylu olması aldatıcıdır. Zira atom bombasının cürmü nasıl aldatıcı fakat tesiri farklı ise Dursun Hocamızda aynen öyledir..derslerde de esen-gürleyen, dersin de öğretimin de eğitimin de hakkını veren bu Dursun Hoca aynı zamanda haşarı öğrenci erbabının bir numaralı hasmı, tabiri caizse vurduğu yerden ses getiren biriydi.. zaten branşı Tarih olması itibariyle nerde tarihte gerileme-alçalma devrimizde bir ihanet,katliam yada yenilgi geçse gürlerdi..O devrin baş sorumluları hainler,alçaklar,dönmeler,Yahudiler,İngilizler ve Ruslar tarihte kalmış değil sanki derste karşısındaydılar..! Ancak arada esprisini de ihmal etmez,eser miktar kullanırdı.Lakin arada bir kavga-olay yakalamaya görsün, olayın faillerini derhal saniyeler içinde tespit eder, ve saniyeler içinde yargılama ile birlikte derhal infaz ederdi..İşte birbirini tamamlayan, ve biri ne kadar arada sert olsa da yumuşak, diğeri arada ne kadar yumuşasa da sert olan iki arkadaş,iki yarım tastamam mükemmel bir adem ve neticeydiler..Şimdiki neslin modern öğretmenleri gibi, geldiği gibi büyük ve memleketi bir noktaya tayin düşünen değil, bilakis birer ideal sahibi,memleketi olarak bütün Türkiye’yi köyü olaraktan da Akkuşu kabul etmiş fedakar ve hasbi iki insan..bizim gibi sobalı evlerde kaldılar, iki metre kışın içinde seneler geçirdiler ve Akkuşa,Akkuş Lisesine renk getirerek ve bir güzel nesile damga vurdular,gittiler..

 

  Akkuş Lisesinde başka güzel hocalarda vardı, 85 öncesini iyi hatırlayamıyorum fakat sonrasında; Coğrafyacı Atilla TAŞDEMİR’ler, Beden eğitimci ki öğretmenler (o yılların Akkuşunda paten kayan) Aydın Hoca ve Sakaryasporda da top koşturmuş-fakat talihi yaver gitmemiş ancak bize maçlarda bomba gibi şutlar çekmesiyle topçuluğunu her haliyle belli eden Burhanettin Hocalar, merhum Fen Bilgisi Hocamız Nilgün Hanım’lar, eli maşalı olsa da Tarih dersinde çok başarılı Makbule GÖRGÜLÜ hocamız, Kimyacı fakat Lise 1’i kısa süre okuduğum dönemde dersime girmese de Trabzonlu Alişan Hoca (ki dışarıdan gizlice dersini dinlerdik, gülerdik: proton sayisi, nötron numarasi..) Orman İşletme Müdürünün eşi olan değerli Matematik Hocamız Halime ÖZAY (o yıllarda ünlü bir sanatçının arkadaşıydı) ve diğer hocalar.. hepsi gelip geçtiler..bugün geçmişe bakınca hepsi birer tatlı hatıra oldular..

 

  Kısaca şöyle o günlerin-80’lerin Akkuş Ortaokulu ve Lisesinden geçen hocalarımızdan bazıları: Din Kültürü Selami KURNAZ, Coğrafyacı Atilla TAŞDEMİR, Kimyacı Meliha Çelik, Alişan AYDIN, Fizikçi M.Ali ULUS, Matematikçi Halime ÖZAY, Nuray KUNDAKÇI, Bilge ÖZAL, Edebiyatçı Semiha LİS Türkçe-Edebiyat Ahmet-Tevşen ÇAMOĞLU, Tarih Öğretmeni ve aynı zamanda idareci olan kendisi de Akkuşlu Yaşar GEBEŞ, Dursun KAYA, Fen Bilgisi merhum Nilgün DEMİRBOĞAN, Biyoloji Nadir BACAKOĞLU, Osman KALE, Metin YAZAR-Nazmiye YAZAR, Şefkat YILMAZ, Beden Eğitimci Burhaneddin (?) Bey ve o yıllarda Akkuşta-Akkuş Lisesinde paten kayan) Aydın (?) Hoca ki o da ikinci bir Dursun KAYA sayılırdı, kısa boyuna rağmen son derece enerjik ve sporcu olan hocamız, esti mi gök gürlemesi gibi yağardı..Fransızca Öğretmenleri (halihazırdaki Belediye Başkanımızın eşi) Hatun EFİL, Meral DEDİK..Almanca Öğretmenimizin ismini ne yazık ki hatırlayamadım..

 

  İlkokul atlanır mı? O en güzel en masum çocukluk yılları..Nasılsa Ortaokul ve Liseden başladık ancak biz 80’lerin dünyasına Merkez İlkokulumuz ile adım atmıştık..Hey gidi çocukluk yıllarımız..! Bugüne kadar adı,Fatih İlköğretim olan (şimdiki adı Cumhuriyet İlkokulu olarak eski Lise-Ortaokul binamızda eğitimine devam eden İlkokulun adı) 80’lerde ve öncesinde Akkuş Merkez İlkokuluydu..Bugün en önemli caddemiz olan İstiklal Caddesi kenarında kapısından girince o genişçe bahçenin solundaki şimdiki Halk Eğitim binasında başlayan eğitimimiz daha sona bahçenin tam karşısındaki şimdiki Ortaokul binasının olduğu yerdeki eski binada devam etmişti..Hatırladığım kadarıyla ilk müdürümüz (şimdi kendisi de emekli Sınıf Öğretmeni olan Erdal Açıkalın’ın babası) merhum  Yaşar AÇIKALIN idi..Bugün Fatih Ortaokulu olan binanın yerinde o zamanlar eski bir yada iki katlı bir bina vardı ve biz orada da birkaç sene okumuştuk..tabii bugünkü gibi parke olmayan o bahçede koşturduğumuz o yıllarda terler sonra bugün artık olmayan bahçe çeşmesinde sıraya girer ağzımız dayar,su içerdik.Ancak Yaşar AÇIKALIN,bu durumu birçok merasimde dile getirir, ağzınız dayamadan ve terliyken su içmeyin,etmeyin, hasta olursunuz falan derdi.İşte bu neşeli çocukluğumuzun ilkokul öğretmeni 2.sınıfımdan itibaren, (1.sınıfı Yukarı Düğencili Köyünde okumuştum) Ramis GENÇ idi..kimlerdi arkadaşlarım şöyle hafızamı yoklarsam; Nevzat KIRIK,Lokman EMİL,Sezgin SEVİNDİK,İbrahim KALENDER,İhsan ÇAM,Haşim BALTACI, kızlardan Sevinç,Aynur,Yasemin,Ergül ve adlarını bugün hatırlayamadığım diğer arkadaşlar..Ramiz Genç!..Bugünkü Çaybaşı geçmişteki ismiyle Çilader kasabasındandı.Karizmatik,yakışıklı ve bize bilgi anlamında çok şey kazandıran hocamız acaba neden 5. yani son sınıfta bizi bırakmıştı? Son sınıfta öğretmenimiz merhum İlçe MEB Şube Müdürü Cafer GÜNEŞ’in eşi, Ayfer GÜNEŞ’di..Son sınıfa ait en ciddi hatıralarım, o yıllarda KIRA GİTMEK olarak ifade edilen Küçük Kertil’e Pikniğe gidişimiz ve maçlara ilgimin başlaması, mesela arkadaşım (şimdi Sağlık Memuru) İbrahim KALENDER’in başında Karadeniz Fırtınası-Trabzonspor yazılı şapkayı görmem,sonra ilk defa İl merkezimiz ORDU’ya (parasız yatılı okullar) sınavı nedeniyle gitmemiz,Lokantada ilk defa yemek-sahil keyfi ve sahilde Lunaparka gitmemiz-içtiğimiz ilk gazoz ve onun tadı, hatta kendisine bol harçlık verilen bir arkadaşımızn ilk gördüğü ve çok beğendiğinden olacak tam 7 gazoz içmesi.. vs.

 

 Başka kimlerdi İlkokul (Sınıf) Öğretmenleri?..Zihnimden hemen Sezgin KAYIM, Settar GÜL, Muzaffer ÇELEBİ, İsmet KURT, Mehmet Ali GÜL, Münevver TÜRKELİ, Ömer AYDIN, Osman ÇÖPOĞLU, Enbiye ÇÖPOĞLU, Niyazi CÜREBAL, İhsan GÖRGÜLÜ, Reşit KURT, Hüseyin GÖRMÜŞ, Sema ÖZGÜÇ ve Ayfer GÜNEŞ geçiyor..

 

 Ya İmam-Hatip Lisesi..O yılların bugün olduğu gibi gözde okulları.Fakat Akkuş İmam-Hatip bugün olduğu gibi aynı yerde aynı mekandı..Fakat kaç öğrencisi vardı,kaç Öğretmeni vardı bilmiyorum..İmam-Hatibe dair hatıramda kalan imge, bu okulun sessiz ve sakin görüntüsüydü.Gürültülü ve hareketli Akkuş Ortaokulu ve Lisesine karşın İmam-Hatip son derece sakin ve durağan bir okul olarak gelirdi bana..belki de bu durum sayıca az olmaktan mı yoksa Meslek (Din) derslerinin zaten ağır olan insan yapımızla birlikte oluşturduğu sakin psikolojik hava mıydı,yoksa bize mi öyle geliyordu bilmiyorum..Biz Akkuşun hap güney (Niksar) kısmında kaldığımız için okumasak ta İmam-Hatip’in önünden her daim geçerdim…altında dükkanlar vardı, bugünkü gibi boş değildi; misal o gün bütün Demirciler fakat bizim ağzımızla KÖRÜKÇÜLER oradaydı: Muammer (YAZARKAN) Usta, arkadaşımız Hamit-Ersin kardeşlerin amcası Cemil (DEMİRCİ) Usta ve tabii en geniş dükkana sahip Halil (YAZARKAN) Usta ve oğlu.. Bu saydığım ustaların hepsi birbirinden değerli ustalardı,insanlardı..Bugünde halen işlerine devam ediyorlar..Ancak bunlardan Halil Amca artık bu işi yapmıyor,emekli olmuş,köşesine çokta çekilmiş, zaten yaş da gelmiş..hem muhterem bir insan ve mümin hem de iyi bir esnaf diye hatırlarım onu..hem demirci hem de satıcıydı, soba,kuzine falan satardı..Acaba orada başka bir esnaf var mıydı, bilmiyorum.

 

  İmam-Hatip Lisesinin Müdürü Nuri KAHRAMAN hem idareci hem şairdi..Daha Akkuşta iken basılı kitabı vardı..Hey gidi 80’lerin Akkuşu, kimler düşmüştü ki bu dağın başındaki ilçeye? Bir diğer Müdür yine ilçemizden Ali ÇAM..Daha sonra Hüseyin KOCAKOÇ..! Hüseyin Hocayı tanımayan yoktur, İmam-Hatipte uzun yıllar Okul Müdürlüğünden sonra İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü yapmıştı.

 

  İmam-Hatip’ten kimler geçmişti: Meslek Dersleri Mehmet BEYDİLLİ, Ali ÇAM, Rahmi SOYLU, Ahmet TEKİN, Veli CANDIR, Tarih-Sosyal Bilgiler Ali ÖZ, Murat TANRIVERDİ, Edebiyatçı Ali İhsan ÖZ, Hasan DEMİRKAN, Cebrail ARSLAN, Hüseyin KARATAŞ, Fen Bilgisi Necdet BÜYÜKCOMBAK, Resim Öğretmeni Muammer İKİNCİTEKGÜL, Matematik Cemal TÜRKELİ, Mahir AŞÇI     ….Necati ADA Müdür Ali ÇAM ve Nuri KAHRAMAN, Müd. Yard. Nurullah ALTINSOY vd.

 

 Bütün bu Öğretmenlerimiz, hepsi bizim için başka bir dünya başka bir değerdi..Zaten her ne kadar bir ilçe olsa da o Sis Dağındaki Kasaba olan küçük şehrimizde sadece Okulda değil sokakta,Pazar da,Camide,maçta davette velhasıl hayatın çokça içinde onlarla hep karşılaşırdık.Bazen onlara ev-eşya taşımada, bişeyler getirmede belki de yardımcı da oluyorduk. Ancak onlarla her karşılaşışımızda önümüz ilikliydi ve bugün azalmış bir duygu hep içimizdeydi.

Bahadır KAYIM

 

NOT: 80’lerin Eğitimcilerini-Öğretmenlerini hatırlamamda yardımcı olan ve eksiklerimizi hatta birçoğunu tamamlayan İhsan EFİL’e teşekkürlerimi belirtmeyi borç bilirim.

 

Related Articles

7 YORUMLAR

  1. İlk görev yerim,ilk göz ağrım,dostlarım…
    Kubbede kalan hoş bir sada
    Akkuş’u bende çok özledim bir gün tekrar geleceğim.
    Bu yazıyla geçmiş günleri tekrar hatırlatan yaşatan Bahadır’ a teşekkürler

  2. Ben bir Akkuşlu olarak Akkuşun geçmiş günlerine üzülüyorum bundan sonra gelen sayın belediye başkanından Türkiye’nin her yerinde ve dış ülkelerde olan bütün Akkuşluları bir araya getirmesini istiyorum . Bütün Akkuşlu hemşerilerimin Akkuşa yardımlarını bekliyorum . Akkuş büyük bir ilçedir ve bizlerin sayesinde daha da büyüyecek ve gelişecektir . Bütün Akkuşlulara selam olsun ..

  3. Değerli kardeşim bu güzel yazın için ne kadar teşekkür edilse azdır, bu kadar bilgiyi bir araya toplayarak o yılları yeniden yaşattığın için söyleyecek tek şey teşekkürlerrr

  4. bahadır bey,tarih dışı yazılarınızda çok sıcak ve içten gelen yaklaşım var.o günleri hatırlayanlardanım.teşekkürler,yazılarınızda tarihe ışık tuttuğunuz için… tarih aslında hafızadır.akkuş un tarihi ve diğer yazılarınız bir kitabı haketiyor.selamlar.saygılar

    Site Yönetimi: Lütfen yorumlarınızı yazarken adınızı ve soyadınızı yazınız.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,465BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
16AboneAbone Ol

Çok Okunanlar