5 Aralık 2022 Pts

Hayatı ne güzel yaşanabilir ve anlamlı hale getirebilirdik. M.ALİ KURU’nun Kaleminden

AKKUŞ İNTERNET SİTESİ YAZARI

EĞİTİMCİ-YAZAR : MEHMET ALİ KURU’NUN KÖŞE YAZISI

"iedal insan iyilik yapmaktan zevk alır. Kendisine iyilik yapılırsa mahcubiyet duyar."

DUYARLI   İNSAN

Bir düşünürün dediği gibi “ Hayat dostluklarla güçlenir. Sevmek ve sevilmek, var olmanın en büyük mutluluğudur.” İyilikte birlik vardır, kötülükte ikilik. Kötülük bir mantık olan hayatı şaşkına çevirir. İyiliklerin ve hoşlukların yaşandığı şu güzel ülkemde  son günlerde meydana getirilen suni gerilimler her duyarlı insanı üzdüğü gibi beni de üzmüştür.

Yazının devamında çok ilgi çekici ve çarpıcı tespitler ve düşünceler var.

Bu vesile ile bütün duyarlı insanların hislerine tercüman olmak ve olayları  bir başka açıdan değerlendirmek istiyorum.  Aynı zamanda bu  yazı benim seçim  mesajım olarak da son günlerdeki  hızlı gelişmeler vesilesi  ile okuyanlara ve düşünenlere değerlendirilebilir.  Okuyucularımla  “Duyarlı bir insan nasıl olmalı? Neler yapmalı?” bunları paylaşmak istedim.

İnsanlarla ilişkilerimizde mutlu olmak için mutlaka bir çıkar yol vardır. İçinde bulunduğumuz duruma bir bakalım. Eğer insanlarla ilişkilerimiz ters gidiyorsa veya başarısızlıkla sonuçlanıyorsa ve bundan çok acı duyuyorsak kaçırdığımız bir şeyler var, anlamadığımız bir şeyler var demektir.  Bir köşe yazsında Değerli Hocamız Ahmet TAŞGETİREN  bey şunları yazmıştı.

“Bizim şer diye bildiğimiz bazı şeylerde hayır olabilir. Her şeyi iki kavramla anlamlandırmayız. Her zaman soruların doğru cevabı -evet- hayır- ile cevaplanamaz. Her olup bitene önyargı ile bakamayız.” Öyleyse dünyada ve çevremizde olup bitenlere geniş bir bakış açısı ile bakıp değerlendirmemiz gerekir.

Önce kendimizi saymayı, değerli bulmayı ve sevmeyi öğrenmeliyiz. Kendini değerli görebilen başkasını değerli görür. Kendini sayan başkasını sayar. İşte tam da bu bağlamda karşımıza duyarlı insan modeli çıkıyor. Duyarlı insan kimdir, neler yapar? Onu toplum içinde nasıl tanırız?

Duyarlı bir insan; yaşanan olaylar karşısında sessiz kalmaz. Duyarlı insanın, yaşanan haksızlıklar karşısında mutlu olabilmesi zordur. Peki bizler yeterince duyarlı bir insan  mıyız? Gelişen olaylar karşısında ne kadar  duyarlı davranıyoruz? Bu sorunun herkese göre elbette bir cevabı vardır. Bunun gibi soruların cevabını verebilmemiz için şöyle bir yaşadıklarımıza ve söylediklerimize kısaca bir bakalım. Eğer çocuklarımıza ve onların çocuklarına bırakacağımız mutlu ve yaşanır bir dünyanın olmasını istiyorsak, değişmek zorundayız. Halimizden de memnun değilsek, bir şeylerin değişmesi gereklidir. Ama nereden başlamalı…?

Pek çok insan; işini, eşini, evini, arabasını, yaşadığı çevreyi, bir bölümü de toplumun sosyal, siyasal, ekonomik rejimini değiştirerek bulunduğu halinden memnuluğa ulaşabileceğini düşünmekte. Duyarlı insanın gerçeği bu mu? Gerçekten bunlar olursa mutlu olur muyuz..? Her şeyi  maddi bir bakış açısı ile ölçersek doğruları yakalayabilir miyiz?

Birey olarak sorunlarımızın önemli bir bölümünün, toplumsal, siyasal ve ekonomik nedenlerin bireye yansıyan boyutlarından kaynaklandığı doğrudur. Fakat bu sorunlardan kurtulmak için biz üzerimize düşen görevimizi sağlıklı biçimde yapabildiğimizden emin miyiz? Üzülerek ifade etmeliyim ki, bende bir eğitimci olarak bu sorulara evet, yeterince üzerimize düşen görevlerimizi yapıyoruz diyemiyorum.

Son günlerde  yaşanan bazı gelişmeler toplumun bilgili ve duyarlı insanlarını küstürmekte, yıldırmaktadır. Öte yandan bir takım sözde aydınlar mutluluğu kadehlerde, bazı soyut tartışmalarda ve alkol alemlerinde aramaktadır. Hiç bir şey üretmeden tükenip gitmekteler. Oysa onlara duyarlı insan olarak ne kadar da ihtiyacımız var. Bütün suç saydığınız olaylarda, suçluyu kazıyın altından insan çıkar. Özde insandan kaynaklanan hatalar vardır. Bunun telafisi de zor değildir.

Artık gözlerimizi dış dünyadan kendi dünyamızın olumsuzluklarına çevirmeli; eksiklerimizi tanıyarak irfanımızı tamamlamalıyız. Kendimizi düzeltmek; bizi sorunlar dünyasında boğulmaktan kurtaracak,çevremize ve insanlığa daha yararlı olabilmemizi sağlayacaktır.

Hiçbir zaman bedelini başkalarına ödettirdiğimiz başarıyı seçmemeliyiz. Başarıyı, başkalarına yardım edebileceğimiz bir araç olarak seçmeliyiz.Yaşamdan ne kadar mutluluk duyarsanız başkalarına da o kadar mutluluk verirsiniz. Bir düşünür bu konuda şöyle diyor.

“İedal insan iyilik yapmaktan zevk alır. Kendisine iyilik yapılırsa mahcubiyet duyar. Çünkü iyilik yapmak erdemlilik işareti, bir iyiliğe muhtaç duruma düşmek zaaf işaretidir. Karşılaşacağımız nankörlükten dolayı üzülmemek için hazırlıklı olmalıyız. Karşılık beklemeden iyilik yapmalıyız. Mutluluk minnet beklemede değil, minnet gösterilmesinden rahatsızlık duyulacak olgunluğa erişmektir.”

Duyarlı insanlar yaşadığı toplum içerisinde nelerle karşılaşabilir? Bunu yaşadıkça, gördükçe, bilgilendikçe daha iyi anlayacaktır. Duyarlı bir insan, bütün çirkinlikleri, yanlışlıkları, olması gerekeni ve olmaması gerekeni görür. Fakat bunu bir ayrışma ve kutuplaşma nedeni saymaz. Şöyle bir olup bitene baktığınız zaman özünü koruyabilmek için uğraşmaktan yorgun savaşçıya dönen küskün, kırgın ve yılgın insanlar görürsünüz. Bu insanlar sürekli haykırdılar:

Hak yeniyor. Kimi ekmek çalıyor, kimi zaman, kimi gönül, kimi can… Akıl almaz bir gözü dönmüşlükle çevreyi kirletip, sömürüyor, insanların yaşam alanını mahvediyorlar.Gözleri ve gönülleri, para, itibar tutkuları bürümüş, ortaklıklar menfaat ilişkisine dönmüş. Dost yok,muhabbet yok, gülücükler sahte, samimiyet yok..

Maskeler var suratlarda; yalanı dolanı, çirkin niyetleri gizlemek için. Yaldızlı yıldızlı maskeler. Mis- gibi davranıyor insanlar; severmiş gibi, dürüstmüş gibi, üstünmüş gibi, eğleniyormuş gibi, yardım ediyormuş gibi gibiler uzayıp gidiyor. Tiksiniyorsun bu vıcık vıcık iki yüzlülerden.

Büyük adam; çok para kazanan,en güzel kadını kapatan, nüfuz sahibi olan adam(!) o da, büyüklüğünün tadını çıkartıyor, sana bir böcekmişsin gibi bakmaktan. Kimi bilimsel ve entelektüel üstünlükler havasında, kimi ilahi güçleri arkasına almışlığın böbürlenmesinde.

Onlar da sende aynı havayı teneffüs ediyorsunuz. Sana bir böcek kadar değer veremeyen insanları anlayışla karşılamanı ve hep onlara hizmet etmeni istiyorlar.

Sen ise bu fark edilmeyen sıradanlığınla sadece bir hiçsin bu tip insanların gözünde. Soluk soluğa, ezen ezene bir yarıştır gidiyor. Bakalım kim daha çok mal ve itibar istifleyecek. Duyarlı insanlar haykırmaya devam ediyor.

Beri yanda bu kör kavganın mağlubu  yığınlar. Umut, hayal ve alkolle yaşayanlar. Bu dünyadan umudu tümden yitirmiş olanlar. Buldozer korkusuyla büyüyen bükük boyunlu kavruk çocuklar… Onları da görür gözlerin. Elini uzatırsın. Yardım etmek istersin, gücün elverdiğince ama yaptığın iyilik kısa sürede mecburi görevinmiş gibi yorumlanır ezilmişlerin gözlerinde. “ Daha” derler. Sömürmeye çalışırlar seni. Çalar, kafa tutar, fırsat bulurlarsa gözünü oyarlar. Kahrolursun vefasızlıklarına…

Arkadaşların vardır; iş,komşuluk, masa, takım, okul, ilişkileri içinde olduğun. Yüzler yüzlere gülümser, ardından açıklar anlatırlar. Överler mi söverler mi bilemezsin. Kurnaz adamlardır. İlgili gibi davranırlar, hakkında kaygılanıyormuş gibi yapar, ağzından laf almaya çalışır, sonra seninde dedikodunu yaparlar…

Hep almak  ister, hep ağlar, hep haklı olduklarını sanırlar. Aç gözlü bir doyumsuzluğun girdabında döner dururlar. Bazen hiçbir vicdana sığmayacak kadar gaddar olabilirler. Sana yukarılardan öğütler, talimatlar verme hakkını da bulurlar kendilerinde. Özürlüymüşsün gibi davrana bilirler. Yaptıkları küçük iyilikleri başına kakar dururlar. Senin yaptıklarını ise tümden unutmuş görünürler. Uğradıkları başarısızlıklar nedeniyle koşulları, şansı, başkalarını suçlarlar. Kendileri asla hatalı, yanlış ve haksız değildirler.

Kendi dertlerini abartır başkasının dertlerini  küçümserler. Herkese her şeye lanet okurlar. Kurnazdır bazısı. Hayatın anlamını haz avcılığından ibaret sanmanın aldanmasını yaşayıp dururlar. Alıngan, kuşkucu, eleştiriye aşırı duyarlı insanlar çıkar bazen karşına. Hastalık derecesindeki titizlikleriyle sıkarlar seni. Mükemmele ulaşma saplantıları yüzünden “iyiyi” de yapamaz, sana da yaptırmazlar  çoğu kez. Yanlarında nasıl davranacağını bilemezsin.

Kimi acımaya kalkar sana, kimi öğüt vermeye, kimi sömürmeye, hep saygısızlığa, bir haksızlığa uğramışlığın sızısını yaşatırlar. Birlikte bir şeyler yapamazsınız. İrili ufaklı çıkar çatışmaları baş gösterir hemen. Uzlaşamazsınız, anlaşamazsınız. Tartışmalar, yarışmalar kavgaya döner. İş ve gönül ortaklıkları kısa sürede bozulur. Herkes kendi kısa vadeli , sabırsız ve aç gözlülüğün rüzgarına kaptırmıştır kendini. Önce ben, önce bana,daha çok ban demekte,ortalık çirkin uyumsuzluk eserleri ile dolmaktadır.

Ancak bütün bu anlatılanlara rağmen özü iyiler, hakiki dürüstler de vardır. İşte bunlar duyarlı ve erdem sahibi insanlardır. Ender de olsalar, zaman zaman rastlarsın onlara. Ne yazık ki ya yeterince yürekli  değil ya da yol yordam bilmemektedirler. Kıyıda köşede düş kırıklıkları ve umutsuzlukları ile yaşarlar.

Her şeye rağmen kötülüğü kazıyın altından insan çıkar öz olarak. “ Ah insanlar” diye içini çekersin. Birlikte ne güzel eserler oluşturabilirdik. Hayatı ne güzel yaşanabilir ve anlamlı hale getirebilirdik. Neden bunca ihtiras, bunca sevgisizlik. Ey insanoğlu biraz yaklaş sen kimsin? Seni tanımak ve anlamak  istiyorum.

Sevgi  ve Selamlarımla  03.05.2007 ÇORUM

EĞİTİMCİ – YAZAR:  MEHMET ALİ KURU

Related Articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,465BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
15AboneAbone Ol

Çok Okunanlar