18 Haziran 2024 Sal

100 YIL SONRA GELEN FIRSAT! (Uyan milletim!)-1

Ve sene 2009! 100 yıl sonra aynı noktadayız. Tarih budur! İnanın aynı durum, aynı sıkıntılar, aynı şartlar, aynı aktörler, aynı figüranlar!..Samimi söylüyorum, bütün Cumhuriyet tarihinde ilk defa gerçekten  bir Demokrasinin eşiğine geldik, geçmek için hamle yapıyoruz. Fakat eşik yüksek, arkadan kimi ceketimizi, kimi yakamızı, kimi paçamızı tutmuş bırakmıyor! Bir türlü adımı atamıyoruz. Bırakmayanda yabancı değil haa, kendi adamlarımız!

 

100 YIL SONRA GELEN FIRSAT! (Uyan milletim!)-1
 
 
   Sene 1908: II. Meşrutiyet ilan edildi, İttihat ve Terakki Cemiyeti başrollerde… Sloganlar: Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet, Adalet! Yani biz Cumhuriyet nesillerinin anlayacağı Türkçeyle: Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik, Eşit davranmacılık (Adaletin kuş dilinde karşılığını bulamadım, yetiş ey dil kurumu!)..Sultan Hamid baş düşman, istibdatçı padişah, ha devrildi ha devrilecek! Jurnalleme devri bitti, birden gelen serbestlikle, hürriyetle herkes sarhoş, güya Türk, Ermeni, Arap, Bulgar, Rum, Arnavut kol kola, kardeş olmuş, her yerde kutlamalar, yaşasınlar, tabii devrin dertli adamı vaziyete bakıyor:
 
Birde İstanbul’a geldim ki bütün çarşı pazar Nara’dan çalkalanıyor, öyle ya: hürriyet var..
 
Basın hürriyeti de gelmiş, çok sayıda gazete yayınlanmaya başlanmış ve her fikir serbestçe ifade edilmeye başlanmıştır. Hatta Osmanlı Sosyalist partisi bile kurulmuştur. Memlekete tam bir hürriyet havası gelmiştir, lakin su uyumakta düşman uyumamaktadır. İçerideki bilhassa Rumeli’deki (Balkanlar dememe gerek yok herhal) gayr-i Müslimler yani Rum’lar, Bulgar’lar, Makedon’lar, Sırp’lar, Ermeniler bu hürriyet ortamını kendi lehlerine çevirmek-balkanlardan bizi çıkarmak için faaliyetlerine hız verdiler, serbestliği değerlendirdiler, milliyetçi yayınlar, faaliyetlere hız verildi, komitacılık arttı, tabii biz de Sultan Hamid’in aralarında ayrılığı körükleme politikasını bırakarak, onların kiliselerini birleştirmek gibi bir aptallığı yaptık ve bu ortam da bunlar fark edilemedi. Sonra sıkı da olsa bir düzen vardı, yıkıldı, sonra düzensizlik doğdu, hürriyet ortamında ipi eline alacak-devlet yönetecek adam ve kadro bulunamadı, lafa gelince yıkan-yok eden Enver’ler, Talat’lar, Cemal’ler devlet yönetmenin, komitacılık-dağa çıkmak olmadığını, ordu yönetmek demek olmadığını önce büyükleri sonra kendileri anladılar. (bu ne demek acaba?!?)
 
 Bu hürriyetten Milli bir fikir-ideal ortamı-hakiki meşrutiyet çıkacak, devlet yeni bir ruhla yücelecek, Millet ve bireyler haklarını kanun koruyuculuğunda elde edecek, Sultan Hamid’in hataları telafi edilecek, aynı zamanda başlattığı eğitim ve sanayi hamleleri, demiryolu gibi hamleler devam ettirilecekti. Gayr-i Müslimlere GEREKLİ OLAN HAKLARI, DEVLET BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZMADAN, ANCAK GÖZLERİMİZİ DE ÜZERLERİNDEN AYIRMADAN verilecek-esas diğer tarafta milletin asıl özü olan Türkler, Kürtler ve Arapların problemleri halledilecekti. Lakin bütün ümitler boşa çıktı. Komitacılığa alışmış Enver’ler, Talat’lar, Cemal’ler, Mahmut Şevket Paşa’lar  arkalarına Ordu içinde siyaseti sokan bu cuntacı kafalar çoktandır diş biledikleri Sultan Hamid’i, Selanik’in karanlık mason localarında üstadlarından-büyük biraderlerinden aldıkları emir gereği yürüttükleri orduyla ve uyduruk-tamamen provoke bir 31 Mart yutturmasıyla-darbeyle tahttan indirip, yine bir mesaj olsun diye Selanik’in karanlık bir köşküne hapsettiler. Bütün bu meselelere kafa yormak yerine siyasetle-birbirleriyle ve Sultan Hamid’le uğraştılar, askerlern namazı-abdesti ile uğraştılar, iyi birer Devlet köşesi kapma yarışına girdiler. Sonunda Hürriyet’den doğa doğa daha beter istibdat doğdu, basın hürriyeti gitti, sıkıyönetim mahkemeleri başladı, darağaçları adam asma yarışına girdi. Ve basiretsiz ellerde koca imparatorluk tek tek dağıldı, Rumeli gitti, Libya gitti, Ortadoğu gitti, nihayet Anadolu’da gitmek üzereydi..
 
 Ve sene 2009! 100 yıl sonra aynı noktadayız. Tarih budur! İnanın aynı durum, aynı sıkıntılar, aynı şartlar, aynı aktörler, aynı figüranlar!..Samimi söylüyorum, bütün Cumhuriyet tarihinde ilk defa gerçekten  bir Demokrasinin eşiğine geldik, geçmek için hamle yapıyoruz. Fakat eşik yüksek, arkadan kimi ceketimizi, kimi yakamızı, kimi paçamızı tutmuş bırakmıyor! Bir türlü adımı atamıyoruz. Bırakmayanda yabancı değil haa, kendi adamlarımız! Evet, bu ülkede Cumhuriyet kuruldu, 50’ler, 70’ler yaşandı ama Demokrasi yerleşme fırsatı-şartları oluşmamıştı. Bugün ise Türkiye’de her fikir hiçbir zaman olmadığı kadar yüksek sesle haykırılıyor, her türlü yayın-her türlü ses yankı buluyor, dindarlarda konuşuyor, Kürtlerde konuşuyor, aleviler de konuşuyor, yargıda konuşuyor. Geçmişin mağdurları hakkını istiyor. Ülke ilk defa geçmişiyle hesaplaşıyor, yaralar deşiliyor, dosyalar açılıyor, faili meçhuller soruluyor, Dersim’le başladı yaraların açılması, 6-7 Eylül olayları, Sivas derken eğer kaldırabilirsek daha ne çıbanlar patlayacak. Fakat aynı zamanda tıpkı 100 yıl önce, Sultan Hamid’in en sert eleştirildiği ölçüde bugün hükümet en sert şekilde eleştiriliyor, başta İkitelli medyası, Laik-Ulusalcı kalemler, kanallar, partiler ve onların izindeki vatandaşlar hükümetin Amerika’nın Türkiye eli-uzantısı-ajanları olduğundan tutunda aslında DTP ile gizli işbirliği yaptıklarından, ülkeyi aslında bu açılımlarla bölmek istediklerinden, ülkeye şeriat getireceklerinden, hepsinin birer vatan haini olduğundan hatta hızını alamayıp ana-avrat dümdüz giderek çirkin bir şekilde itham ve hakaretlerle eleştiriliyor. Bu güzel bir hürriyet ortamı değil midir? Siz hangi darbe-sıkıyönetim döneminde yada hangi sivil dönemde böyle özgürce konuşulduğunu gördünüz?
 
Kimse farkında değil, anlaşılan, yaptığının; Kafalar tütsülü hulya ile, gözler kızgın;
 
Ama öbür taraftan Susurlukta yarım kalan bir derin çete davasının üzerine ısrarla gidiliyor, sağda-solda doğuda-batıda toprak altından yüzlerce cephane fışkırıyor, lav silahları, en etkili patlayıcılar (zamanı gelince kullanılacak diye) yüzlerce suikast silahları bulunuyor, suikast krokileri-planları ele geçiyor, ülkenin başbakanına ve alevi önderlerinden birine suikast planları çıkıyor, ordu içinde hala 27 mayısçı-12 eylülcü kafa’lar/cuntacı ekipler sapasağlam duruyor, yeni darbe planları yapılıyor, planlar talihin ve vicdanlı subayların-polislerin-savcıların yardımıyla tek tek deşifre ediliyor amma bir parti lideri çıkıyor ‘’ ben bu davanın avukatıyım’’ diyor, engel oluyor, basının güçlü kanadı engel oluyor, sulandırmaya-davanın güven kaybına uğramasına çalışıyor, amma nafile..
 
 Ülkede iyi/kötü-işleyişinde-önerilerinde eksikler de olsa 70 yılın kangren olmuş meselelerine devlet daha önce alınmış ama cesaret edilememiş kararlılıkla çomak sokuyor, cerahat açılmak isteniyor amma ülkenin hakim medyası konuyu başka yönlere çekiyor, yargının tamamen kendisinin aldığı kararla yaptığı dinlemeleri tabii sırf Ergenekoncular böyle yakalandı-geride kalanlar bari yakalanmasın diye eyvah dinleniyoruz, aha her tarafta dinleme cihazı var sayın seyirciler-siz bile dinleniyor olabilirsiniz yaygarasıyla, işte şimdi bu Ergenekon davasına da güvenilmez diye davayı da sulandırmak istiyorlar. Daha dün Susurlukta peşine düştükleri Mercedes’in, DEVAMLI AYDINLIK İÇİN BİR DAKİKA KARANLIK diye yaptırdıkları eylemleri, yarım bırakmak zorunda kaldıkları dosyanın devamının ve arka planının araştırılmasına mani olmaya çalışıyorlar (gel de bu işe şaşma),  açılıma-maçılıma  da güvenilmez-içi boş deyip filmi başa sarmaya çalışıyorlar, bu arada muhalefeti hak adına haksızlığın-faşizanlığın sözcüsü konumuna itiyorlar, özellikle iki partiye gaz verdikçe veriyorlar, güya bu açılımların-davaların hep ABD emriyle uygulandığını iddia ederek (elde hiçbir delil olmadan) ülkeyi gerdikçe geriyorlar, (alıştık ya her şey başımıza Amerika’dan gelir, iyide olsa-kötüde olsa, ve biz sanki tek başımıza bir nane beceremeyiz-böyle yetişmişiz) amma başaramayacaklar, uyan milletim!
 
Galeyan geldi mi, mantık savuşurmuş… doğru: Vardı aklından o gün her kimi gördümse zoru.
 
 Üçyüz yıldır ismi büyük, dünyayı ahtapot gibi sarmış-ülkemi de kaplamış amma tabelası-binası nerede bilinmez, arasan bulamazsın, sözde insanlık-barış-kardeşlik havarisi aslında dehşetli bir dünya örgütü, gizli binalarında karanlık localarında, locaya kayıtlı üstatlarıyla, biraderleriyle kararlar alıyor, hepsi kelli-felli ülkenin etkili yüzlerce, binlerce her alandan adamları, ülkenin canına okuyacaklar, ‘’siz diyor falan beyler köşenizde böyle yazacaksınız, sizler böyle TV yayınları yapacaksınız, sizler yargıda şöyle kararlar alacaksınız, siz derneği, baroyu böyle yürüteceksiniz, siz falan partinin yönetimini ele geçireceksiniz, filan parti siz hep böyle açıklama yapacaksınız, siz darbe için şöyle harekete geçeceksiniz, böyle planlar yapacaksınız’’ diyorlar, feci kararlar alıyorlar, amma  başaramayacaklar taaki sen uyanırsan, sen bunlara prim vermezsen ey aziz milletim!
 
 Öbür taraftan güya kendi halkı adına mücadele eden eli kanlı terörist PKK’nın yandaşları ve DTP’liler kendi halk kesimleri için hayırlı olacak gelişmeleri destekleyecekken adeta baltalama  veya ’’yok, yok istemiyoruz!’’ yarışına girmişler, liderlerinin hapishane koşullarını bahane edip, karakol basıyorlar, araçları yakıyorlar-yıkıyorlar! Şiddet ortamında doğmuş-yetişmiş bir nesil, yakıp-yıkmayı normal gören bir nesil bu..Devletinde hatalarıyla-, ihmalleriyle tam devlet düşmanı olmuşlar! Sizde bu hürriyet ortamını suistimal edin, hiç düşünmüyormusunuz- bulursunuz daha iyisini bu gidişle, maazallah bir darbe olursa o zaman bugünü mumla ararsınız, Diyarbakır cezaevini KANDİLLE anarsınız, mapusane damında rüyalarınızda ebenizin çorabını sökersiniz, iyi gidiyorsunuz … devam edin, yakın-yıkın, yaşasın illegalite, size arkadan gaz verenlere iyi kulak verin, onlarda daha yukarıdakilere, dediklerini iyi yapın..amma başaramayacaksınız, uyanın Kürt kardeşlerim! Yüz vermeyin bu kişilere! Sizi sürüklemek istedikleri kan deryasıdır, irin deryasıdır, yetmedi mi çektiğiniz bunca acılar? Yetmedi mi Güneydoğuda 17.500 cinayet? Yetmedi mi bir sabah evden çıkarken, şehirden dönerken yolda beş-altı korucu, iki başçavuş tarafından götürülüp, karakollarda günlerce işkence çekip, sonra ıssız bir yerde kafasına iki kurşun sıkılarak öldürülen yakınlarınız? Yetmedi mi boşaltılan 1200 köy? Yetmedi mi dağa kaçan ve ölen binlerce genciniz?
 
Sanki zincirdekiler hep boşanır zincirden,
Yıkıvermiş de tımarhaneyi çıkmış birden!
Zurnalar şehir ahalisini takmış peşine;
Yedisinden tutarak ta dayanın yetmişine!
 
Eli bayraklı alaylar yürüyor dört keçeli,
En ağır başlısının bir zili eksik Ötüyor
Her taşın üstünde birer dilli düdük.
Dinliyor kaplamış etrafını yüzlerce hödük!
 
DTP denilen parti resmen ‘’halkın bir kesiminin hassasiyetleri ile oynanıyor’’ derken, geride çoğunluk olarak duran büyük kesimin hassasiyetini unutuyor ya da görmezden geliyor, halkın esas olan bu kesimi o alçağa yapılan her türlü hapishane konforunu kabul etmezken böyle açıktan açığa bu alçağın sırf hapishanede nefesi daralıyor diye ortalığı germek-büyük çoğunluğun tepkisini bile bile çekmek, yakıp/yıkmak provakasyonun ta kendisi değil midir? Yoksa Irak’tan da çıkarılıyoruz, Avrupa’dan da kovuluyoruz, ABD’de bize sırtını döndü, PKK tasfiye ediliyor diye mi kuduruyorsunuz? Demek ki sizin lideriniz Ahmet Kürt falan değil, Abdullah (asla bu ismi hak etmiyor) Öcalan alçağının ta kendisi değil midir? Siz emri ondan alırsınız, peki o kimden alır? Kürt halkının belediye seçimi hariç ancak 1/3’ü size oy vermişken nasıl Apo, Kürt halkının önderi-açılım konusunda muhatap kabul edilebilir? Neden Ahmet Türk’ü muhatap alın demiyorsunuz? Dini değerlere önem vermesiyle bilinen Kürt halkının temsilcisi, Dinle uzaktan- yakından alakası olmayan Apo olabilir mi? İçinde bir tane bile namazında milletvekili olmayan DTP olabilir mi? Ey millet, bu adamların hepsi nasyonal sosyalisttir, yani ırkçı komünisttirler, Güneydoğuda birbuçuk senede bunu gözlerimizle gördük, Kürt halkını ateşe sürüklüyorlar, Kürt halkını dini ve milli değerler bakımından hiç temsil etmiyorlar, içlerinde iddia ediyorum, Ergenekon bağlantısı güçlü biçimde var! Hükümet Olağanüstü Hal uygulamasını kaldırmış, Kürtçeye kanal-kurs açılımları yapmış, sırada yeniler var, zaten sıkıntılar bu değil miydi, daha ne istiyorsunuz? Amma Emine Ayna denilen merhametsiz, gaddar bakışlı kadın ağzından baklayı çıkardı: Apo’nun koğuşunun 17 santim kısalmasıyla açılım sona ermiştir! Ha şöyle diyeydiniz, birde bunu deyin, biz kapatma davası kararı öncesi azalım ki bizim hakkımızda kapatma kararı çıksın da Türkiye’de değişen bir şey yok, Demokrasi yok, biz dememiş miydik diye Avrupa’ya doğru şöyle aslan gibi bi seslenelim!
 
                   Ne diyelim, YAZIKLAR OLSUN SİZE!
 
 NOT: Bu arada geçmiş yazıma ilişkin, okuyucu eleştirilerine uzun ve yazımı delillendirici-ikna edici Dersim İsyanı ile ilgili daha geniş bilgiler ve İsmet Paşa’nın başarıları yanında ne kadar büyük bir Milli Mücadele kahramanı olduğuna dair (?!?) cevaplarım vardı ancak uğraşmama rağmen bir türlü siteye eklenemedi..Neyse ben kısaca şunu derim ki ifadelerimin arkasındayım ve hayat mücadelemin bir parçası da-fikrimde şudur:
 
            Bize kalan aziz borç asırlık zamanlardan
           Tarihi kurtarmaktır sahte kahramanlardan N.F.KISAKÜREK
 
 (Temizlemek kelimesini üstadın ruhaniyetine sığınarak kurtarmaktır diye değiştirdim)
 
Bahadır KAYIM

Related Articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,465BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
18AboneAbone Ol

Çok Okunanlar