20 Mayıs 2024 Pts

Utanmadan Ağlayabilmek

Acıma, Öfke, Hiddet, Hüzün, Aşk, Sevgi, Nefret, Merhamet, Sabır, Metanet, Hoşgörü, hepsini bu yazıda bulacaksınız

 

Utanmadan Ağlayabilmek
 
İnsan olarak yaşam levhamıza veya ana belleğimize diyebileceğimiz yapımıza yüklenmiş çok özel duygularımız vardır. Acı çekme, Acıma, Öfke, Hiddet, Hüzün, Aşk, Sevgi, Nefret, Merhamet, Sabır, Metanet, Hoşgörü ve bunlar gibi sıralayabileceğimiz onlarca duygu çemberine sarmalanmıştır insan. Bunalımlar, depresyonlar ve ruhsal ağırlıklar gibi haller duygu değil birer elektriksel olumsuz enerji yüküdürler. Acımasızlık veya gaddarlık hali, duyguların geçici olarak kaymaları sonucunda meydana gelen vahşileşme veya insanlık halinden çıkarak başka bir moda geçme durumudur.
 
Bir ağır kayıp yaşanması durumunda meydana gelen adına “yas tutmak” diyebileceğimiz kaybetme duygusu, asla geri gelmeyeceğini bildiğimiz kaybetmenin arkasından duyulan acılı derin üzüntüdür. İlla ölümlü kayıpları değil, iktidar, güzellik, zenginlik, sağlık ve idealler gibi manevi ve maddi değerleri yitirmeyi de kayıplardan sayabiliriz.
 
Bu kaybetme duygusu, ruhun ölümsüzlüğü inancıyla, rasyonalizasyonlarla, mantık yürütmelerle, tesellilerle, kendini aktivitelere vermekle ve zamanın iyileştirici gücüne kendini bırakmakla geçiştirilebilecek bir duygu değildir. Ne kadar kendini oyalarsa insan, içten içe bir kemirgen sürekli depresyona doğru bir yol izler.
 
Duygular düşünceler gibi değildir. Duygunun kaynağı izah edilemeyen ilahi bir dinamodan akar. Düşünceler net ve beyinsel bir enerjidir. Düşünceler duygulara göre yüzeyseldir, oysa duygular derinlerdedir.
 
Kozmik bilinç denilen ruh, kaybın acısını anlayamaz. Onun için makro fotoğrafta ölüm veya kayıp diye bir şeyin olmadığını bilir. Enerjinin hal değiştirmesi  ona göre bir değer ifade etmemektedir.. Bildiğiniz üzere enerji yoktan var edilemez.
 
Bu duyguları sürekli baskı altına alarak terbiye etmekte mümkün değildir. Bir gün mutlaka isyan edecek ve yıkıcı hale gelecektir. Özellikle “yas tutmak”  denilen duyguyu sonuna kadar yaşamalı insan. Psikolojide sözü edilen travma sonrası stres sendromu, bu acılı ve yıpratıcı duyguları baskılayarak doyasıya yaşanmaması sonucudur. Bu duyguyu yoğun yaşamak, iyileşmenin, bedensel ve ruhsal olarak yükleri boşaltmanın olmazsa olmaz şartıdır.
 
Sağlık, güzellik ve özlediğimiz ama hep özlem duyduğumuz çocukluğumuzun kayıbı gibi insanı derinden acıtan kayıpların tıpkı ölümlerin arkasından olduğu gibi yası tutulmalıdır. Kayıp duygusu yaşadığın her alanda boşalma amaçlı üzüntü yoğunluklu ve duyguların kırılma noktası olan ağlama savunmasını kullanmaktan korkmamalı. Bu duygu ferahlatıcı ve insani bir duygudur. Kendini güçlü görme aldatmacası yerine, içindeki benle yüzleşerek kucaklaşmalı insan…
 
Bu dökülen gözyaşlarına hüzün denilebilinir. İyileştirme gücünü dökülen gözyaşlarından alır hüzün. Ancak hüzünü de başka duygular besler. Tek başına hüzün melenkoliye dönüşmekten kurtulamaz ve dış kapıları kilitleyerek içsel bir zindana hapseder kişiyi. İnsanın içinde oluşan buruk bir ruh hali olan hüzünü kızgınlık enerjisi beslemiyorsa içsel olarak yaşanan boşluk duygusu korkutucu olabilir. Çünkü kızgınlık halini dışa vurmaya daha yatkındır insan. Dışa kaçmış duygunun içerde tahribat yapması söz konusu olmaz.
 
Tüm duyguların bastırılarak yok sayılması ve can sıkıntısının zirve haline “apati” deniliyor. Bu durumda kişi kendini korumaya alır. Farkında olmadan içine kapanır ve hem kendi içsel gerçeğinden hem tüm dünyadan kopabilir. Öyle bir duyguya kapılır ki, değersizlik ve yetersizlik duygusunu kamufle etme ve sahte sınırlar oluşturma yolunu seçer.
 
Oysa açılmalı insan, duyguları koyvermeli. Vicdanen yaptığı hatalar nedeniyle kendisini af etmeli, öncelikle rahatlamalı insan. Silmeli kafasındaki karmaşık duyguları, kalbini kıranları, darıldıklarını, öfkelendiklerini, küstüklerini, incitenleri ve kendisine saygısını yenilemeli… Acıları feryatlarla yaşamalı, kayıplarına sümküre sümküre ağlamalı. Koyvermeli dizginleri ve hür bırakmalı baskıladığı duyguları. Olumsuz duyguları depresyon yoluyla bastırmaya çalışmamalıdır insan. İçindeki enerjiyi baskılamak bir gün volkan gibi patlamasına neden olabilir ve bir daha eski halini alamayabilir. Bazen de vurdumduymaz, neme lazımcı hale bürünebilir. Hani apati deniliyor adına ya o duruma dönüşebilir insan.
 
Öfkeler hiddete, hiddet cinnete dönüşebilir. Kızgınlıklar öfkenin ötesinde teröre dönüşebilir. Böylesine bir yıkıcı duruma düşmemek için dizginleri gevşetmek, feryat etmek, inlemek, utanmadan ağlayabilmek gerekir. Yaşanılmayan üzüntü umutsuzluğa dönüşür. Depresyon iyileşebilir ama umutsuzluk, karamsarlık maalesef kronik bir vaka halini alabilir. Bazen mazoşistce zevk alınan arabesk karamsarlıklar oluşur. Hayat cehennemdir bu vakalarda, hayat baştan kabul edilmiş bir yenilgidir. Hep hayattan şikayet edilir. İşte sonun start çizgisidir bu hal.
 
Böylesine bir yoğun duyguları sırtlanmak ve duygularına boşuna hamallık yaparak kendini harap etmek isteyene sözüm yok ama hür bir melek kanadı gibi hafif olmak isteyenler boşaltmalı bütün bedensel ve ruhsal duyguları, atmalılar dağa taşa, nehre nereye rast gelirse…
 
Sabır mı? Mevla’nın gizli sırrıdır ve bütün duygular yaşandıktan sonraki sakin limandır.
 
Veysel Şensoy
Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Related Articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,465BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
18AboneAbone Ol

Çok Okunanlar