14 Temmuz 2024 Paz

Unutulan Mektuplar

Sen gel bizim ellere bir gidelim; sıcak bazlama ekmeğini armut pekmezi katılmış yoğurda bandırarak yakana dökmeden yemeyi öğrenmelisin.

 

 

UNUTULAN MEKTUPLAR 

“Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağar!”

Gülümsemesi bile çağdaşlık havalarında.

“Nostaljik takılmalara gıcık olurum…”

Öyle ya eskiye özlemin adı da “nostalji” idi yeni lügatta.

 

Medeni olmak, çağdaş olmak yeni icatlara bağımlılıktan geçiyordu ona göre.

 

“Sende mi yaşlandın be abi?  Teknolojik nimetler varken  ne o kargacık burgacık yazılarla uğraşmak…”

 

Bön bön bakışımdan işkilleniyor.  “yok abi ben biraz sörf yapayım, internette takılayım biraz…”

 

“sen takıl kardeş” diyorum, ben gene de posta kutuma bakmaya gidiyorum.

 

“Ne geri kalmışlık yaa” diye söyleniyor. “cep telefonu diye bişey var yani… İnternet var. Sen hala mektup bakmaya gidiyorsun…”

 

“evet” diyorum. Yıllardır,  kiraladığım posta kutusuna gelmeyeceğini bildiğim mektupları bakmaya gidiyorum. Hiçbir zaman da gelmeyeceğini bildiğim halde…

 

Öyle ya eski bir yeldi esti geçti. Ya mektuplar, o hasret kokulu mektuplar? Onlar sadece birer haberleşme aracı mıydı?

 

“Nasılsınız iyimisiniz, sende bizden sorup sual edecek olursan hamd olsun canımız sağdır.” Sonunda da “büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden hasretle öperim” le biten geleneksel mektuplar.

 

Sen ey arkadaşım, sen internet ile başladın hayata, cep telefonu ile seslendin ulaşmak istediklerine. Sen nerden bileceksin birkaç ay haber beklemenin sabırını.  Öyle ya sen ne köy bilirsin, ne kır. Ancak piknik yeri olarak görmüşsündür yeşil çayırları.

 

Öyle ya sen mektuplardaki selam dua ile başlayıp, saygı ile eğilmekle biten ifadeleri nasıl anlayacaksın.

 

Hele havaları sormanın yazacak söz bulamamaktan dolayı olduğunu düşünmen yok mu güldürdü beni sadece.  Sen nerden bileceksin köy yerinde çatıların ya tahta yongalarla, ya çinko saçlarla kapatıldığını. Yağmur yoksa kıtlık olacağını, kar çoksa damın akacağını, hayvan otlatan çobanın havalarla yakından ilişiklerini nerden bilebilirsin ki,

 

Akşam olduğunda gaz lambasının kokulu loş ışığı altında babanın hüccet-ül İslam okuduğunu, kış akşamlarında ocak başında gür ateşin çevresinde halka olup otururken,  dedenin uydurmaya çalıştığı masalların içinde aslında kendisini anlatmaya çalıştığını nerden bileceksin. 

 

Hele ambarda zahire de dolu ise, samanlıkta samanların altında elma ve cevizler saklanmış, toprak kuyulara patatesler doldurulmuş ise, inek ve tosunların alafları da hazırsa, kışın kolay geçeceğini hesap eden insanların keyiflerini nerden anlayacaksın.

 

Televizyon dizilerinin olmadığı o dönemlerde, komşuların toplanıp bir horoz keserek pişirirken, bu horozun kimden olduğunu tayin etmek için dokuz taş veya ceviz kabuğu oyunları ile eğlendiklerini sana nasıl anlatmalıyım ki.

 

Öyle ya, senin penceren sadece apartmanın bahçesine bakıyordu. Hiç gökyüzüne açılan, kırların konusunu sana taşıyacak rüzgarın gireceği kanatları sonuna kadar açık bir penceren olmadı ki.

 

Sen gel bizim ellere bir gidelim; sıcak bazlama ekmeğini armut pekmezi katılmış yoğurda bandırarak yakana dökmeden yemeyi öğrenmelisin. Kırmızı mısır unundan sıcak taşlarda pişirilmiş bilekilerden yoğurt doğramalısın.  Hele ırmak boylarındaki su değirmenlerinde kül çöreği yemeyi bir bilseydin. Tadını bilmeden dudak kıvırdığın o dövme mısırın manda yoğurdu ile dansına tanıklık etmelisin. Ya o yayla kaymaklarının lezzetinde boğulmadan yiyebilmek…

 

Bir gün ellerine bir kalem kağıt vereceğim. Yaz, yazmayı öğren diyeceğim. “Nasılsınız?.. …iyi olmanızı Cenabı Haktan dilerim” diye başlayacak, sonunda ise büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden gururla öpüşünü izleyeceğim… Mutlaka özel bir yan, zevkli bir köşe, romantik bir duygu yakalayacaksın eminim. Eskilerin duygularının saklandığı bir sandığı keşfedecek ve yeni edindiğin bu duygunun eskiden nasıl yaşandığını anlayarak kazancın için mutlu olacaksın.

 

Veysel Şensoy 

06.12.2010 Trablus/ Libya

Related Articles

2 YORUMLAR

  1. Yazıya katılımın için teşekkür ederim Adem Bey,
    Bazılarınca yersiz ve saçma gibi gelse de, bu kısacık yazıyı okuyacak yeni kuşağın kafasında bir soru işareti olma ihtimali mutlaka vardır. En azından geçmiş zamanı unutmayı geciktirmek lazım. Kültürümüzü geleceğe yansıtmak veya yapılabilinirse yaşatmak lazım…

    Daha önce yaşımı sormuştun, 1956 doğumlu istikbali olan bir gencim(!) yaa….

  2. SAĞ OLASIN VEYSEL ABİ HAFIZANA SAĞLIK,GEÇMİŞLE BUGÜNÜ TÜM ÇIPLAKLIĞIYLA ORTAYA KOYMUŞSUN.

    SENİN ANLATTIKLARINI BABAM BİZE ANLATIRDI BİZE MASAL GİBİ GELİYORDU,AMA BİLİYORUZ Kİ HEPSİDE HAYATIN GERÇEKLERİ.

    BUGÜNÜN STRESİNDEN BOĞULAN İNSAN GEÇMİŞİN GÜZELLİKLERİYLE VE ANILARIYLA KENDİNİ TATMİN ETMEYE ÇALIŞIYOR.

    İYİKİ GURURLA ANLATABİLECEĞİMİZ BİR GEÇMİŞİMİZ VAR…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,465BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
19AboneAbone Ol

Çok Okunanlar