30 Temmuz 2021 Cum

O’nu ne çok sevdiğimi ne ilk gün ne de bu gün söyleyemedim…

O kasabalı kızı görüyorum her bakışımda..

 

 

O’nu ne çok sevdiğimi

ne ilk gün ne de bu gün söyleyemedim…

Ah Keşkem Ah Pişmanlığım

Gecelerin perdesinde, yolların ulaşamadığı uzaklara dikerdim gözlerimi, delerdim karanlıkları sıkı sıkıya yumduğum gözlerimle. İçinde gönül telimi sızlatan varlığın yaşadığı kasabanın ışıklarından kızaran gökyüzünü seyrederdim…   Kaplumbağa  gibi  karanlıkların kabuğu altına çekilirdi adeta kasaba… Gece karlar donar, dondurcu ayazda yıldızlar  karlı dağları gök mavisi alaca renge boğardı.  Üşürdüm, uyuşurdu ellerim ve alnımı cama dayar bakardım saatlerce o uzak kızlıca ışıklara… Yazları ise hareket alanı daha geniş olurdu ve hayaller başka yerlere göç ederdi. Gençlik hülyaları ne kadar da tatlı ve şiddetli olur…

Bir kızı düşünürdüm alaca karanlıklarda…Mavimsi bakışların yansımaları düşerdi sanki kara kışın ortasına. Zaman zaman görürdüm onu, daha doğrusu görmek için can atardım Ve uzaktan da olsa gizlice seyrederdim güz gülleri içinde başka mevsimlere ait olan o nadide çiçeği…  Aydınlatırdı gönül karanlıklarımı bakışları ile, gözlerinin rengini bile bilmediğim kız.. Ben onun gözlerine hiç bakamamıştım ki…

Sonra yollar, ayak tabanlarımı öperek davet ediyor beni ısrarlı bitmeyen arsızlığı ile… Ve hiç bir zaman bitmeyecek, gelmeyecekti yolların sonu bir türlü… Çoşkun deli akıntılar gibi beni nereye sürüklediğini bilmesem de bir büyük kentte buluyorum kendimi… Sabahları kömür  dumanı kokan, sokaklarında sular yerine tükrük ve bahçelerinde çiçek yerine çöplük  akan izbe mahallerde uyanıyorum hayal gecelerimden. Hayat pekte insaflı davranmıyor bana…  Mahalle kahvelerinde gazete okumanın bedeli arka arkaya gelen bayat kokulu buruk çaylar oluyor. Oyun yazboz kağıtlarına hüzün dolu şiirler karalıyorum kendimce…

Sokaklarda dolaşıyorum avare avare… İlan panolarında bukle bukle saçlarıyla poz vermiş  şarkıcı fotolarına bakıyorum her gelip geçerken… Bir fotoğrafta o kasabalı kızı görüyorum her bakışımda.. Ben bir fotoğrafı seviyorum… Ve ben bir kızı seviyordum uzaklarda üşürken ve  tel tel titrerken ellerim…

Terk ediyorum bu şehri, bu sokaları, bu fotoğrafları,  korkularımı, endişelerimi, aşıklığımı, sevmişliğimi ve her an muhayyilemi kurcalayan duyguları geride  bıraktığımı düşünerek… Ben aslında hayallerimde yarattığım, hep yanlış yerlerde aradığım ama bir türlü bulamadığım mükemmeliyete aşıktım..  Ardına bakmadan gitmekle kaçtığını sanıyor insan ama kaçılmıyordu ki kendinden; başka bir şehir kucaklayıveriyordu seni istemesen de… Her şehrin ayrı karakteri oluyor. Her şehir seni potasına katık olarak bekliyor… O karanlıklarda üşüyerek seyrettiğim, platonik duygularımın çatısında biten gelincikler arasındaki nazlı güzelin kasabasına hiç benzemiyor buralar…

İnsan,  beynindeki karanlık dehlizlere dalmış giderken gönül uyanık kalıyor ve hep bir adım önde gidiyor. Gönül gözü insanın göremediğni görüyor bazen.

Her gün aynı yerde aynı saatte o güzeli görüyorum, o güz gülünü… Bana o uzak kasabayı hatırlatıyor her zaman… Sadece bakıyorum, sadece uzaktan seyrediyorum… Beni fark etmiyor bile… Kendi dünyasında, kendi aleminde, belki de onun da kendi hayalinde bir uzak kasabalısı vardır kim bilir…

Bir rüya görüyorum sanki… O kız bana  gülümsüyor… “Merhaba” derken bütün dünyaya, bütün olumsuzluklara ışık ve can veriyor adeta. Bir anda dünya yeniden diriliyor, kavrulan bahçeler  suya doyup anında yeşeriyor, her şey bir başka oluveriyor… Yüzümün kızardığını hissediyorum. Kekeliyorum, ellerimi koyacak yer bulamıyorum, konuşamıyorum… Ben dilsizim!.. Bu rüya bitmese, hiç uyanmasam diyorum… Oysa  hiç uyumasam demeliymişim… Candan isteyene mutlak cevap gelirmiş meğer…

Aşklar ben üşürken geliyor galiba… Bir  soğuk ve yağmurlu  günde görüyorum onu… Süklüm püklüm yaklaşıyorum… Cesaretim yok… Korkuyorum… Ellerim, dudaklarım titriyor..  O ise uzun boyu ve kendine güvenli haliyle belli belirsiz gülümsüyor..

“Merhaba”sına  sadece “merhaba”ile mukabale ediyorum.  “ Hava  soğuk, değil mi?” diyebiliyorum…  Bu “hava” da olmasa muhabbet kapıları açılmayacak. Müteşekkirim “hava”ya. Her sohbetin anahtarı, her zorda kalınışın kurtarıcısı sihirli kelime…

Samimi ve sıcak,  cesaretlendirici bir tonla, “evet” diyor. Bu “evet” kelimesi benim dünyama doğan güneş olarak kalacaktı gök kubbemde hep.

 “Sıcak bir şeyler içelim mi?” demeye çalışyorum soluk soluğa, kekeleyerek…

“Neden olmasın.” dediğinde yer küre ayaklarımın altından kaydı sanıyorum… Bir süre bilinç boşluğu yaşadığımı düşünüyorum.

Yan yana yürüyoruz… Ona şiirler okuyorum, aslında kendime okuyorum, konuşamadığım, konuşmaya gücüm yetmediği için… O dikkatle dinliyor…

Sevinmelerim bile içimde sızlayan bir yaraya benziyor.  Sevinç hüzünün küçük kardeşi olmalı, bazen hüzünden tokatlar yiyen.

“Yaralarımız vardı ve içimize sızardı kan. Ne anılardan vazgeçebildik ne de yeni  başlangıçlardan.”



Sitemler ediyorum geç kalmışlığa. Bunca zaman boş kuruntular ile kendi azabımı kendi yaratmışlığıma kızıyorum.

 Uzak gecelerime bir teselli olmanı isterdim, uykularımı bölen kabuslarıma karşı gönül bekçim… “Üşüme” diye seslendin belki de kaç kez ama duymadım. En karanlık yerlerinde düşlerimin çıkıp geldin, aydınlıklarını saçarak eteklerinden. Kınalı bahar kuzuları gibi şen ve neşeli gülücüklerinle, kiraz çiçekleri gibi saf ve temiz duygularıma kondun. Yüreğim üşürdü hep ama bu kez herzaman üşüdüğü gibi değil nedense…  Benim üşümelerim başka… Bir kor aleve düştü yufka yüreğim ama gene dinmedi üşümem … Bir ateşe dokundum ki, ne yakıp eritir, ne kül edip atar yellere beni. Geldin ki yüreğime, dokundun ki gönül telime sızlar kıyamete dek bu ince sızı…  Bir tılısım gibi geldin ve esralı bir melek gibi  dualarıma kabul oldun.

Elemi kederi hüzünlerimi attım bir yana

Gönlüme panayırlar kuracağım bu gün

Diyemediğim hasretimi bunca yıl sana

Bir gül alıp divanına varacağım bu gün

 

Bu halime acırdı bir yanım hep gülerek

Vuslat günü bekleyerek çarptı bu yürek

Puslu hatıralarımı ırmaklara süpürerek

Hain mazime hesap soracağım bu gün

 

Yangınlar tutuşurdu o günler kanımda

Sevdamı kalpten yaşardım her anımda

Her şey geride kaldı anılar sol yanımda

Soluk defterin kilidini kıracağım bu gün

 

Renkler kirlenirmiş, kırmızı da beyaz da

Ne kışı gördüm ayazlı ne güneşi yazda

Mevsimler ihanet etmiş erik de kiraz da

Al kirazın gölgesinde oturacağım bugün

 

Ağlamaklı türküler şöyle kenarda dursun

Hüzzamlar hicazlar sol perdeden vursun

İsterse yeller beni harmanlarla savursun

Kalbimdeki acılara el vuracağım bu gün

 

Kul ümmet yol uzun biter mi bu yolculuk

Gönlüm ahuya düşmüş yüreğim kavuruk

Sevdalarım akla geldiğinde buruk buruk

Saati doğduğum ana kuracağım bu gün

Soğuktan yanaklarım kızarmış, hatta sıvılar birikmiş burnumun ucunda… Umrumda mı? Kendimde değilim… Uçuyorum… Bana gülümsüyor… Besbelli ki, heyecanım hoşuna gidiyor. Sıcak içecekleri unuttuğumu geç farkediyorum, o da biliyor olmalı unuttuğumu. O anda ondan başkasına kapanmıştı algılarım… Bir endişe gelip tırnaklıyor kalbimi. O sıcak içecekleri içersek  her şey noktalanacak korkusuna kapılıyorum. Ama öyle olmuyor. Çayımı içemiyorum… Her uzanışta bardak zangır zangır titreyerek elimden düşmeye çalışıyor. Ve akşama kadar parkın yeşillikleri arasında dolaşıyoruz yan yana…

“Bir daha ne zaman görüşürüz?” diye soramıyorum. Ya “ hiç bir zaman” derse…  Sonra melekler yardım ediyor olmalı ki buluşuyoruz nasılsa… O benim omuzuma yaslanıyor, bense umutlarıma. O bana bakışlarını veriyor hediye olarak, benimse verecek bir şeyim yok… Kalbimi desem sökülmüyor, yüreğimi desem izafi, ruhumu desem yalan… Çelişkiler yumağını çözemiyorum bir türlü…

Sonrası ne Mecnun’un çöle düşüşü, ne Kerem’in yanışı…  O nadide insan ile murada yolculuğa çıkıyoruz, kavlediyoruz hayatı paylaşmaya.  “Mutluluk nedir” diye keşfe çıkıyoruz birlikte…

Benim yoksulluğumla yokluğu paylaşıyor, varlıklılığımla cömertliği…

Ama benim pişmanlığım ve keşkelerim içimde hala kalbimi yumrukluyor  sinemi dövüyorlar… Çünkü O’nu ne çok sevdiğimi ne ilk gün ne de bu gün söyleyemedim…

Çünkü söylemek istediğimde üşüyorum ve titremeye başlıyorum…

O uzak kasabalı kızı bulmuştum; belki de  üşümelerimi durdurmak için o beni bulmuştu…

09.05.2010

Veysel ŞENSOY

Related Articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,452BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
14AboneAbone Ol

Çok Okunanlar