7 Ekim 2022 Cum

Önce Hatıralar Terk Etti Bizi

"Cebimiz para gördükçe sırtımız sıvazlandı ve aferin delileri oluverdik." Veysel ŞENSOY’un yazı dizisi

ÖNCE HATIRALAR TERKETTİ BİZİ

Her yaşlı gibi hatıralar ağırlıklı yazılar yazdık ve yazmaya devam ediyoruz. Sizler, yaşlıları yazılardan okuyorsunuz. Bizler ise bir ceviz ağacının ya da başka bir meyve ağacının gölgesinde veya bir harman başında dinlenirken yaşlıların titrek seslerinden dinlerdik geçmişin acı yaşanmışlıklarını.  Bu sohbetler hep seferberlik günleri, savaş yıllarının açlık ve sefaleti veya savaş sonrası yılların yoksullukları üstüne olurdu. Onları dinlerken havsalamızın, hayalimizin alt-üst olduğu az olmamıştır. Onlar yenilgileri bile kahramanlıklar ile gölgeleyerek anlatırlarken bazen komutanın elindeki kılıç oluverirdik, bazen de vurulan bir gencecik asker.  Sohbetlerin bitmemesini isterken bizden rahatsızlık duymasınlar diye de yokmuşuz gibi davranır ve bir kenarda büzülürdük.

Nice yaşlıların,  çevresini sarmış meraklı insanlara hatıralarını anlatırlarken hüngür-hüngür ağladıklarına şahit olmuşumdur. Bir isyanı bastırmakla görevli askerin anılarını anlatırken sanki o anı tekrar yaşamasını gözlemledim. Kendilerine ekmek veren insanları bir araya  topladıkları isyancılar içinde görünce yaşadığı travmanın tesirini elli sene sonra hala yaşıyordu.

Yaşlıların anlatımlarının bittiği yerde ve yazıların başladığı yerdeki kuşak ise biraz daha şanslılar; hatıraları dinleme yerine okumaya başladılar çünkü.  Çok şükür savaş ve kırım günleri bir önceki geride kalan kuşak tarafından anlatılyordu. Yeni nesilin anlatımıda bunların yerini, gurbet, hasret, aşk, sevgi, özlem, ama değişmeyen yazgı olarak yoksulluk alıyordu.

Genç kuşakta da elbette mazisine hasretle bakanlar çoğunlukta. Bazen bir hediye alırsınız bir yakınınızdan ve kaybettiğiniz babanızın verdiği son hediye ile aynıdır. Donar kalırsınız ve işte mazi size ziyarete gelmiş elinizden tutmuştur. İnat etmeniz faydasızdır. Gidin onunla koyverin kendinizi, bırakın hatıralarınız kucağında ninnilerle sallasın sizi. Böylesine önemli bir yaşam motivasyonudur  hatıralar işte…

Sonraları kahveler türedi ve adına kıraathaneler diye yazdılar.  Önceleri doyumsuz sohbetlerin odak noktaları gibi olsalar da sonra toplumsal hususiyetler dejenere edilerek okuma veya sohbet yerine akıl almaz biçimde bir çekirdek kumarhane oluverdiler.  O güzelim ağaç altı sohbetlerimizi kahvehaneler çaldılar ve sıgara dumanı ile boğarak yok ediverdiler.

Sonra tecrübeli dediğimiz yaşlılara bunamış gözüyle bakmaya başladık. Elimizi ateşe sokmadan yakıcılığını bilebildik mi? “korkularımız, eski başarısız denemelerimiz sonucunda doğmamışmıdır?” Yaptığımız her yanlış bize bir tecrübe kaznadırıp doğruya yönlendirirken biz hayatı yeniden keşfetmiyormuyuz? Oysa, orada tecrübe yığını insanlar bize bir nefeslik yolda bekliyor ve deneme yanılmamıza gerek kalmadan yol göstermeye hazır değiller mi? “Aman sende canım! Devir değişti. Onlar eskidenmiş. Eski kafalı onlar anlamazlar! Artık bilgisayarlar var, kitaplar var, aradığımız herşey oralarda mevcut.” demeye başladık. Şefkat ve sevgi kokulu, aksakallı olmasalar da titrek seslerinde bizleri kucaklayan yumuşak dokulu, gül kokulu, ince fikirli, yufka yürekli, can dostları soğuk bilgisayar ekranlarına hibe ettik.  Cebimiz para gördükçe sırtımız sıvazlandı ve aferin delileri oluverdik. O yaşlı ama münevver insanların yerine genç ama aydın(!) kişileri rakip ve galip olarak oturtuverdik. Hatıralarımızn en mutena köşesindeki değerli hatıraları hapsedip yeni dünya(!) yaşam biçimlerini tercih ettik.

Peyami  Sefa, Faust’an bir sahne aktarmıştır.

“Dr. Faust helen adındaki bir güzele yalvarır:

-beni bir kere öp ve ebedileştir.

Helen onu öper ve kaçar.

Dr faust bağırır:

-dudakların ruhumu emdi. Bakınız nasıl kaçıyor! Gel, Helen, gel, ruhumu geri ver.

Bizi de yabancı medeniyetler öptü.

Bağırıyoruz:

-Busen çok tatlı. Fakat ruhumu emdin. Geriye ver! Ruhumu geriye ver!”

Yani diyorum ki, artık ne hatıra dinleyebileceksiniz ne yaşlıların sohbetlerini.  Bu güzelliklerden mahrum olan çocuklarımız da çok büyük bir kayıpları olduğunu akıl bile edemeyecekler.

Hatıralar anlatmak size bilgi vermek için değildir.  Bilgi almak için, kendi konusunda yazılmış yüzlerce kitap bulabilirsiniz.  Bu tür yazılar, okuyucuya duyurmak, örnek olmak ve telkin atmek maksadıyla yazılır veya anlatılırlar…

Hepimizin muhakkak acı-tatlı hatıraları vardır. Hiç birimizin hatıraları kayıttan silinmemiştir. Bazen bir türkü eşliğinde içiniz burkulurken sizi ziyarete gelen hatıralarınız birden bire sizi girdabına alıp uçuruverir geçmiş zamana.  Oturup düşünseniz bütün hayatınızı hatırlayamazsınız. Ama öyle bir an olur ki,  duygusallık zirve yapar ve o anda şaşıracağınız unutulmuş zannettiğiniz anılarınız sizi kucaklamıştır bile.

Tanpınarın “Beş şehir” denemelerini okmuşsunuzdur. Şehirlerin de hafızası olduğunu yazmıştır Ankara’yı anlatırken. “Şehirlerin hafızası insan hafızasından farklı. Şehrinn, kasabanın veya köyün hafızası insanıki gibi mücerret değil.” der başka bir yazarımız da. Kasabamızın yapısı, mahallemizin yerleşimi, evlerimizin süsü hatta sınırlar ile bölünmüş tarlalarımızın şekli ve her bir yetişkin meyve ağacımız yaşadığımız toprakların hatıralarıdır.

Geçmişe ayna olan bu eserleri her gördüğünüzde bir hatıranız canlanıp sizi kucaklamıyorsa ve siz bu dokunuşla ürpermiyorsanız yaşam zevkinizi kaybetmişsiniz demektir…

Veysel ŞENSOY

Related Articles

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,465BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
15AboneAbone Ol

Çok Okunanlar