21 Şubat 2024 Çar

Kırılma Noktası

Her insanın kırılma noktası olduğu gibi doğrulma ve dikilme noktası da vardır.

KIRILMA NOKTASI

Her insanın bir kırılma noktası vardır.

Ayrıca birçok insanın kırıldığı, aldatıldığı, yalanlarla kandırıldığı, hatta alay edildiği olmuştur. En kötüsü de değersiz şeylerle takas edildiği, yani satıldığı olmuştur. Hakkını arama yerine yalvararak lütuf dilenir hale getirildiği olmuştur. İkbalden nikbete düştüğünde arkasından sallanan tekmeleri görmemek için savrulan tekmelerin rüzgârını saydığı olmuştur.  Kahve köşelerinde arkadan küfür panayırları kurulduğu olmuştur. Kinayeler ile laf sokulduğu, hatta yüzüne müebbetten kurtulmuş sözler söylendiği olmuştur. Ya da tam tersi,  ihtişamlı bir hayatı olanların çevresindeki dalkavukluk yarışı ile utanmazlıkların çarşısı açılmıştır.

Olumsuz saldırıların hedefindeki bu insan, sonunda yıkılmış, yorulmuş, bitkin bir insan tipi toplumdaki yerini alıverir. Kırılan bir uzuv bir-kaç ayda iyileşecektir ama kırılan kalpler hiçbir zaman iyileşmeyecektir.  Bir kırık bacak için acil ambulansı hemen geliverir; oysa kırık kalpleri onaracak ambulans hiçbir zaman gelmeyecektir.

Bazen de aldatıcı bir ambulans görevi yüklenmiş birileri alıp sizi götürür, yaralarınızı daha da beter deşerek salıverir. Eski yaralarınızı arar hale gelirsiniz.Sample Image

Bir güvensizlik sarı verir sizi ve bütün özgüveniniz yitmiştir. Ne bir arının bal yaptığına inanır, ne de baharda çiçeğin açabileceğini düşünemezsiniz. Korku ile, tedirginlikle toplumdan soyutlanmaya başlarsınız. Dost elini bile endişeyle sorgular, otomatikman savunma kalkanlarını açıverirsiniz. 

Dünyevi arzu, ihtiras ve aç gözlülükleri yüzünden, çevrelerindeki insanları menfaat hanesine nasıl tahvil etme hesaplarına girenlerin çoğaldığını görüverirsiniz. Yardımlaşma, imece ve toplumsal kaynaşmayı sağlayacak etkinliklere burun kıvıranların,  içeriğini kavrayamadıkları modernleşme ve çağdaşlaşma uğruna geleneklerimizle alay etmeleri karşısında şaşkınlık içerisinde donuverirsiniz.  Oysa, “çağdaşlık, aynı uygarlık düzeyinde aynı değerleri paylaşma esasına dayanır” diyecek olsanız “ukalalığın” size yapıştırılan en hafif yafta olduğunu esefle görürsünüz.

Her birey mutlaka değişecek ve fiziksel olduğu kadar fikirsel tekamülü de yaşayacaklardır. Her olayın da gelişerek değişen evrimci bir yönü muhakkak vardır. Ama değişim adına dejenerasyonu beyinlere şırınga etmenin adına ne denilir?.. Değişim adına ahlaki değerlerin anlamlarının değiştirilmesine ne yorum getirilir?

Ahlaki değerler gerçekçi olmalıdır. Ahlaki değerler idealist olmalıdır. Birbirleri ile bütünlediklerinde “doğruyu”, ayrıldıklarında “yanlışı” yaratan ilke budur.

Varlığın sırlarını keşfedemeyen zihinler ve ruhlar vardır. Bunlar, önüne çıkan fırsatları hiçbir ahlaki değerin sınırlanmadığının yanlışına kapılırlar. Oysa İslam, manevi ve ahlaki yolların doğrultusunda ve hedeflerinde değişmez değerler ile güçlüdür.

Her insanın kırılma noktası olduğu gibi doğrulma ve dikilme noktası da vardır. Uzun, uzun yazmaya gerek yok. Kinayenin kefesi geniştir ama dolduracak düzeyde beyinsel malzeme gerekir.

Veysel Şensoy

 

Related Articles

2 YORUMLAR

  1. Degerli Ahmrt Hoca,

    Sanirim kalici dostluklar kavga ile baslar sozunun tezahuru gerceklesiyor. Yasar Nuri hoca sayfamiza katilmis gibi oldum.

    Olumlu veya olumsuz yorum yazan arkadaslarima tesekkur ediyorum. Olumsuzlar eksigimizi gormemize, olumlular \”marifet iltifat gerektirir” sozu gibi bizi yureklendirmeye yarayacaktir.

    Saglicakla kaliniz.

  2. Kuranın düşünce, duygu ve davranıştan oluşan, Allaha ve insanlara karşı yönelen bu ahlaki yaşama biçimi takva olarak ifade edilir. Takva, kişinin her zaman Allahın huzurunda olduğunun farkında olması ve farkında olmanın ışığında kendi varoluşunu şekillendirmesidir. Takva anlayışı gayb ile şehadet alemi arasında kurulmuş ideal dengedir. Diğer deyimle teori ile pratiğin birleştirilmiş halidir.

    Kurana göre Allahın bütün insanlık tarihi boyunca amacı, yeryüzünde kendine ve insan cinsine karşı işlenen zulüm ve ahlaksızlıkları ortadan kaldırarak Ona ve insanlara karşı ahlaklı davranan bir toplum oluşturmaktır.

    Allahın adaleti, Onun sonsuz merhametiyle yaratıp yaşamasını sağladığı ve üzerinde sayısız nimetleri bulunan insanın denenmesi ve bu denenmenin sonundaki hesaplaşmada ortaya çıkar. Denenme sürecinde insan ancak gücünün yeteceği şeyler yüklenmiştir. Denenmek için insanın tabiatinda ve dünyada çift kutuplu bir gerilim ortamı oluşturulmuştur. Bu insanlarda iyiliğe(hayr) ve kötülüğe(şerr) olan eğilimdir. Tabiatta ise insana acı, ızdırap, zarar veren nesne ve olaylar(şerr) ona refah, haz, menfaat ve mutluluk veren nesne ve olaylar(hayr)dır. Denenme bu ortamda yapılır.

    Kuranda baştan sona kadar hakim durumda olan Allahın ahlaki tutumu, benliği, arzuları, Hz.Muhammed ve ona inanan ilk müslümanlarda büyük bir ahlaki dinamizm kaynağı oluşturmuştur. İlk müslüman nesillerin ortaya koyduğu ahlaki, siyasi, iktisadi, hukuki, bilimsel başarıların temelindeki, kanaatimizce bu işte bu dinamizmdir.

    Denenme, fiili bir durum karşısında insanın sabır, fedakarlık cömertlik gibi iyi meziyetlerle cimrilik, korkaklık, nefsin arzusuna hemen boyun eğme gibi ahlaki olmayan durumları ortaya çıkarmakla olur. Buda ferdin sadece inanmasıyla ve ya inandım demesiyle değil hayır ve şer gibi ferdin ahlaki kalitesini ortaya çıkaracak bir olya maruz kalmasıyla olur. Onun için Kurana göre insan ve hayat, denenmeye imkan verecek böylesi bir gerilimde yaratılmıştır.

    Allahın yeryüzündeki nimetlerin hepsini insanların denenmesi için yarattığı gibi, aralarında kaabiliyet ve mülkiyet yönünden derecelenmenin bir kanun olarak belirlenmesi de imtihan içindir

    Kur’an, ‘Allah ile aldatılmayın! ‘ ihtarında bulunmasına rağmen Türk halkı, dinine olan derin saygısı yüzünden Allah ile aldatılıyor.

    Allah ile aldatmanın rantından en büyük terör örgütleri bile yararlanıyor.Pkk’nın başı, yandaşlarına şu talimatı veriyor: ‘Peygamberler şerhi Urfa’ya ilahiyat akademisi kurun! ‘

    Allah ile aldatmak; dini; çıkar, koltuk, baskı, egemenlik aracı yapan bir sanayi koludur.İşin esası bakımından ne dini vardır ne de imanı.Onun dini-imanı, Tanrısı, ibadeti hep çıkarı ve hesabıdır.

    Allah ile aldatanlar dokunulmaz, eleştirilmez bir ‘tahakküm teolojisi’ oluşturmuşlardır.Türkiye’de bu teolojiyi egemen kılmak istiyorlar ve bunda büyük ölçüde başarılı omuşlardır.

    Bu bir Haçlı-İngiliz siyasetidir.Atatürk bu şeytani siyaseti, ta 1920’de Müslüman dünyaya tanıtıyor; İngilizlerin siyasetinin ‘İslam’ı İslam’la yok etme siyaseti’ olduğunu ilan ediyor.

    Allah ile aldatma zulmünün en ağırları kadın ve kadın hakları konusunda işlenmektedir.Türkiye’de bugün kadın, özellikle örtünme meselesinin istismarı aracılığıyla, Allah ile aldatan zümrelerin temel sömürü aracı olarak öne çıkarılmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,465BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
17AboneAbone Ol

Çok Okunanlar