21 Temmuz 2024 Paz

Hepsi Koca Bir Yalan

Dünyanın içi boşaltılmış bir ceviz kabuğundan ibaret olduğunu bilmezdik elbette

HEPSİ KOCA BİR YALAN

Korkulanlar akıbet gelirmiş başa. Umutlarım sadece hayal, hayat hakkında düşlediklerimin sadece yalan olduğunu yaşadıkça gördüm. Düşlerin peşinde düştüğümde, ayakta kalanların, başardığım maskaralığı alkışlamalarına da şaşmamak gerektiğini ilk dersten biliyordum…

Coşkularımda aşırılık olmazdı ama hür rüzgârlar gibi her yöne esmeyi sevdim hep. Romantizmi sevdim, yumuşak duyguları örtündüm kubbeme hep yaşam boyu… Ilık yağmurlara karıştım, gök gürültülü bulutlardan yaz şimşekleri ile yağdım damla damla; oysa her düştüğüm yer çamurdu. Hep kuru bir inatla yıllarca ısrar ettim ama bir gün bile bahtıma bir gül yaprağına düşmek çıkmadı.

Hayat için veya çok yaşamışlık için “tecrübe”dir diyorlar. Oysa hayat bir günü iki kere tekrar etmiyor ki. Ezberine düşenler bir kez daha sana sorulmuyor ki…Üstad ne güzel der: “Ömrün ilk yarısı; ikinci yarısını beklemekle, ikinci yarısı da; İlk yarısının hasretiyle geçer.”  Yason çeyrek için ne demeli?

Mevlana bana teselli veriyor gibi: "Üzülme. İstediğin bir şey olmuyorsa, ya daha iyisi olacağı için, ya da gerçekten de olmaması gerektiği için olmuyordur…"  Ne yazık ki, hayatımda hep olmaması gerekenler oldu. Sadece olgunca gülümsüyorum bunca kahıra ve gülümsedikçe, yaşamıma yön veren enstrümanların sesleri parazitleniyor hasedinden.

Çocukluk, ah çocukluklar; kaygısız, mutlu çocuklardık. Geceleri ay ışığında ayaza çekmiş karın çıtır çıtır donma sesini duyar gibiydik. Sabah bir naylonla donmuş kar üstünde kaymaya çalışırken, ıslanan arkamızı ocağa dönüp buram buram duman çıkartarak kuruturken bile hayattan üç adım önde olurduk. Bir sonbahar sabahında rüzgârın döktüğü cevizleri kurumuş yapraklar arasından toplarken, dünyanın içi boşaltılmış bir ceviz kabuğundan ibaret olduğunu bilmezdik elbette… Kış ortasında ormanın kuytu köşesinde yaprağını dökmüş, yumuşamış döngellerden ısırırken, hayatın mayhoş tadını sakladığını nerden bilecektik. Rüyalarımızda kanatlanıp uçardık çayırdan çayıra kelebekler gibi. Bir gün dizlerimizin bile bizi taşıyamaz olacağını asla söylememişti birileri bize, ya da bakıp ta görememiştik etrafımızda…

Gençlikte kafaya dank eden çözümsüz problemler ile paslaşırken, hayatla eşitliğimizi kaybetmemeye, beraberliğe razı olduğumuzu anlatmaya çalışırken, sarsılan duruşumuza ve hayal kırıklığımıza sinsice gülümseyen hayata gıcık olurduk.

Olgunlaşınca ise, hep arkadan koşmaktan nefes nefese kalır, yetişmeyen meşgaleler için zaman dilenirdik… Yorgunluk ve yılgınlıktan bitap düşsek de koşmaya devam etmek zorundaydık. Hayat artık umursamıyordu bizi. Yalnızdık ve her cephede güçlü olmak zorunda olduğumuzu biliyorduk. Oysa hayat her gün kazandığı zaferlerle duygusal çöküntüye uğratıyordu bizi. Sonunda bu mücadelenin galip gelinemeyecek bir çırpınma olduğunu öğreniyorduk… İşte ilk yarının hasreti başlıyordu…

“Hayat sen ne çabuk harcadın beni” arabeskine kapılmadım. Hayatı savurganca harcayan bendim aslında. “Tükendi nakdi ömrüm” diye sızlanmadım. Ömür tüketilmek için verilmiş bir servet değil midir?

Ah “iki kapılı han”, kapıları kırarcasına çığlık çığlığa gelirken, çıkış kapısında sadece sana alışanların “uğurlar olsun”u ile yolcu edilirsin. Ne aşkların, ne sevdaların seninle gelmezler. Onlar başka bir dalda yaprak açmak için başka iklimlere kanat açarlar. 

Her insanın yaşamının başka insanların yaşamlarıyla ortaklaştığı kesitler yok mudur? İnsanların hayatlarında birbirinden yongalanmış benzerlikler olduğunu kim inkâr edebilir? Meğer gaflet yolunda yalnız değilmişim. Başka hayatlar da varmış, neferi olduğumuz, dağılmış ve ricat etmiş ordular gibi bilinmez bir yöne koşmakta olan…

Kader levhamda bana çizilen rolümü oynarken,  performansımın vasat kaldığını söyleyenlere kulak asmadım.  Bir filmde zoraki oynatılan yeteneksiz aktörlerden daha beceriksizmişim meğer. Çünkü hayat dersine çalışmamıştım. Çünkü senaryonun teferruatları gizliydi benden. Bir sınav ki, ben geçmem gerekirken o beni geçti. Ve elimdeki imtihan kâğıdında koca bir sıfır yazıyor ne yazık ki… 13.01.2012

Veysel ŞENSOY

Related Articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,465BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
19AboneAbone Ol

Çok Okunanlar