12 Nisan 2024 Cum

Diyar-ı AKKUŞ (Anlatamadık bir türlü derdimizi. Ancak biz anlardık birbirimizi; akkuşlular, gurbetçiler, arifler diyarının kuvvetli ve kudretli yiğit insanları)

Ey Akkuş, elbet bir olacağız, elbet hasretleri bitireceğiz

 

 

 

DİYAR-I AKKUŞ

 

Bir coğrafya parçasındaki yerleşkenin adı mıdır “Akkuş” ismi sadece?  Bu bölgede doğup, hayata adım atışların ilk anılarını gönüllerine burada nakşedenler için elbette ayrı manalar ifade etmektedir bu isim.

 

Zorlu tabiat şartlarının insanlar üstünde bıraktığı karakteristik izlerden, bu bölgeyi okuyup anlamak mümkündür. Her sabah uyandığınızda, ya bir sise, ya bir ince yağmura açabilirsiniz  gözlerinizi. Güneş her zaman serin davranır bu bölgede size.  Bunca zahmetli yaşam koşullarına  rağmen hayata bakışları hep güleçtir burada yaşayanların. 

 

  

Bir Akkuşlu  bölgeyi anlatırken  hissiyatını  şöyle anlatır:

 

Akkuş, Yeşilin dalında yaprak, sazın telinde türkü, şiirin dilinde toprak, gurbetçinin gönlünde hasret diyarımız… Canik yaylalarının yalnız ve çileli çocuğu, Yüzyılların gerisinden  kişneyen yağız atların şahlanışındaki heybetli, ulvi değerleri ile şahsiyetli, şanlı, şerefli haysiyetli vatanım…   Yalansız sevgiler diyarı, istikbalde tutkuların durağı, kara kışın, ak kışın, ak kuşun ak kanatlarına eş pırıldayan ana toprağım Akkuş…  

 

Gecelerin serin koynunda yıldızları avuçlardık  tepelerde bir el uzatımlık mesafelerde.. . Ay ışığı gölgelerimize düşerdi  loş gecelerde tebessümlerle. Bir çiğ tutmuş güz sabahında yeşilimsi, mayhoş yulaf kokusu kucaklardı bizi harman kenarındaki öbeklerde yeşil ve küflü.

 

 

Bir mevsim diğerine yol veriyordu vakti geldiğinde.  Son baharlarda acı ve hüzün çağrıştırır bir burukluk sarardı yüreğimizi. Gürgen ağaçlarından yapraklar düşerdi rüzgarın önüne, sararmış, yorgun ve sona varmış…Uğruna ölmek miydi bu, yoksa hayata anlam kazandırmak mı?  Kış gelirdi sislerin koynunda ve bir sabah ile sunardı beyaz armağanını.  Kasvetli bir sis hapsederdi topyekün bizi ruhumuzla birlikte… Ayaza çekerdi geceler, kalın karlar buza dönüşürdü sabahları…Sevinirdik kızaklarla kayacağız diye…  Kuşluk vaktinde  eve dönüp, kızıla kesmiş odun sobasının başında, kızaklarda ıslanan  arkamızı kuruturduk, annemizden tatlı fırçalar yiyerek… Samanlıklarda saklanan elmaların tadı başka, cevizlerin lezzeti ap-ayrı olurdu. Kuyularda saklanan beyaz kestane kıvamında patatesleri külleyerek yemenin zevki ile unuturduk dondurucu soğukları. Bir gece  ılık bir rüzgar ile karların artık bizi taşımaz olduğunu görürdük; bir başka gün de ansızın eriklerin kar beyaz çiçekleri gülümseyiverirdi bize. İlk hangi ağacın dalı yaprak açardı bilmiyorum ama gene birkaç günlük sisin ardından yeşile kesilirdi dağ taş.  Ben en çok kiraz çiçeklerini severdim. Bir gün allı kırmızılı kiraz koçanları salınırken dalında bu görsellik karşısında kıyama dururdum… 

 

 

Sonra?… Sonrasını sildik hafızalarımızdan; aslında silmeye çalıştık. Büyüdükçe bu hayal diyarımızdan kopuyorduk çünkü. Kimi bir okula, kimi iki lokma ekmek uğruna uzak ellere koyup gittik. Adına “gurbet” diyorlardı ama çok uzun yıllar anlamını hafife alarak yaşadık; aslında anlamını bilmek istemedik. Bir daha geri dönemedik; geride kalan yollarımıza mayınlar bırakmıştık adeta. Bir gün anladık ki geride yüreklerimiz kalmıştı. Uzaklarda  yaşayan bedenimiz ve hayali kimliklerimizdi.  Gittik uzaklara ama gönlümüzde, ipekböcekleri kozasından çıkan ince lifler gibi değerli sadakat ipleri kopmadı hiçbir zaman…

 

 

 Ve sonra  özlemlerimizi kaleme vurduk yazmadı, şiire vurduk kelimeler yetmedi, hikayelere vurduk gücümüz yetmedi, anlatamadık bir türlü derdimizi. Ancak biz anlardık birbirimizi; akkuşlular, gurbetçiler, arifler diyarının kuvvetli ve kudretli yiğit insanları…. Gurbet; şu uzaklık, ayrılık duygularının toptan adı… Belimizi büken iki hece…

 

 

Ben tren garlarına yakın olmaktan korktum bu yüzden. Tren düdüğündeki acı çığlıklarından yayılan duygu kadar  ruhuma ürperti veren bir ses olmadı hayatımda. Otobüs terminallerinde el sallayışları izleyemem. Bana  bir yerleri hatırlatır ve içime kapanarak, günlerce burkulan yürek acımı dinlerim

 

 

 Ey Akkuş, elbet bir olacağız, elbet hasretleri bitireceğiz, ve “gençliğimizin son günü çalınmadan elimizden”  geleceğe ödünç verilmiş ertelenmiş hayatımızı birlikte yaşayacağız. Biliyorum ki bu cümleyi yazarken sadece hayal kuruyorum. Biliyorum ki o gün hiç gelmeyecek ve ben bu dileğimi yaşayamıyacağım. Olsun, hayal ediyorum ya…

 

 

Akkuş umutların güneşi, Mutlulukların sırrı, sevdaların finali güzel toprağım. Son gürgen yaprağı düşmeden dalından bir mendil sallanımı miktarı kucaklamak isterim seni.

 

 

Veysel Şensoy

  

10.03.2010

Tripoli/Libya

Related Articles

3 YORUMLAR

  1. Hayaller mutlaka bir gerçegi yansıtır Dayı.
    Yazılarına yorum bile yapamıyorum alıp insanı bir yerlere götürüyorsun ve orada bırakıyorsun.Gelde oradan çık.

  2. Altun Kardeşim,Güzel Yorumun ve tespitlerin için teşekkür ederim. Anlattıklarınıza katılmamak mümkün mü?

    “Hasret” diyorsunuz… Ben hakikaten Bölgemi çok seviyorum ama kaderin yazgısı gereği ülkemde bile yaşayamıyorum. Ülke ülke dolaşıp duruyoruz. Yüksel Karayiğit (kulakları çınlasın) Bana demişti ki; ” yaa senin bir özel sevdan mı vardı burada, nedir bu duygusal vurgulamalar?) Bu mealde bir soru sormuştu. Ben ruhen oradayım hep ve bu hali de izah etmek pek kolay olmasa gerek. Bizim insanımız bütün olumsuzluklara rağmen kendi yerlerini doldurabilen ender insanlardır. Bütün endişelere rağmen hayata pozitif bakabilen bir yapıya sahibiz. Aksi halde bir kargaşa, bir anarşi toplumu olur, asalak geçinmeye çalışan ve her şeyi devletten bekleyen kişiliksiz güruha benzerdik. Aydın insanımız çok fazla, bilgelerimiz yeterli ama bazen aksayan taraflar oluyor elbette. Yenemediğimiz bir haset ateşimiz oluyor bazen ve fikirlere saygı yerine bastırmaya yönelebiliyoruz. Bu siteye uygulanan manevi baskılar bir örnek teşkil etmekte… Ben tam inanıyorum ki biz her şeye rağmen en saf, en yalın, en birleşik, en yek pare bir topluluk olmaya yakın bir ilçeyiz. Bir gün hakkımız olan her şeyi almayı başaracağız.

  3. sayın veysel abi senin şu hasretine ben bile hayran kaldım. Yazını okurken köydeki çocukluğum gözümün önünden geçti. O zamanlar bir büyüsem okusam buralardan kurtulsam dediğim zamanlardı. Sonra bakıyorsun oralardan gitmişsin ama kurtulamıyorsun yılda yada birkaç yılda bir memlekete gidiyoruz orada olmuyor diyoruz ya orasızda olmuyor. sizinde dediğiniz gibi güneş bizim oralara biraz soğuk bakıyor ama insanlarımızın sıcaklığı yeterli içimiz ısınıyor.bizim akkuşumuza sadace güneş soğuk bakmıyor siyasilerimiz devlet büyüklerimiz seçtiklerimiz ve hatta bizde biraz soğuk bakmıyormuyuz. bu yüzdende sürekli göçler sürekli terkler yaşanıyor. özellikle eğitimdeki ve ulaşımdaki sorun insanları o güzel doğadan koparmıyormu emeklilerimiz bile geri dönmekte terettüt ediyor nedeni hastalansam en yakın sağlık kuruluşuna gideceği zaman insanın ölümüne yetiyor km olarak yakındır ama aracın 30-40 km ile gittiği bir yol bitermi. bence bu güzelim doğayı eğitim,sağlık ve ulaşım sorununu çözdüğümüz gün ayağa kaldırmış oluruz. doğamızı sevdiğimiz kadar birbirimizide seversek bir olursak güçlü oluruz akkuşu ve insanlarını saygıyla kucaklıyorum. saygılarımla ALTUN BAYRAM

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,465BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
18AboneAbone Ol

Çok Okunanlar