16 Haziran 2024 Paz

Veysel ŞENSOY’un Akkuş Anıları, 20 yıl gerilere gidelim mi

Akkuş Yazları Çok Güzeldir

akkusisim 

Veysel ŞENSOY’un Akkuş Anıları

AKKUŞ YAZLARI ÇOK GÜZELDİR

Akkuş yazları çok güzeldir.Güneş sıcaklığı ile sizi kucaklarken ılık rüzgarlar yanaklarınızı okşar. Oysa kışları o kadar sert ve haşindir ki, kar tüm ağırlığı ile örtünür akkuşun tepesine ve hiç gitmeyecekmiş gibi ışıl ışıl buzlanır saçaklardan taa akan derelere kadar.

   Akkuş eski yıllarda daha bir sert iklime hâkimdir. Ya da yaz özlemiyle yanıp tutuşan öğrenciler bu sürecin uzun ve sert olduğunu düşünür. Bundan tam kırk yıl öncesidir. Dile kolay kırk yıl… Bir küçük öğrencinin taze hafızasına dantel gibi nakış nakış işlenen Akkuş günleri ne kadar başkadır. Sabah, naylon torbaya doldurduğu kitap ve defterleri ile okula giden öğrenci, kütür kütür buz tutmuş yolda ayağındaki kara lastiklerin kaymaması için çaba sarf ederken yürüyüşünün aldığı şekil de gülünçtür. 

Öğle saatinde Azmi Bıyık ağabeyin babacan tavırları ile kasada oturduğu dükkândan alacağı elli gram helvanın parasını elleriyle cebinde sıkı sıkıya tutmaktadır. Ferit Akkaya nın fırınından yarım ekmek alabilirse bu gün mutlu olacaktır ama harçlığı da hafta sonuna kadar yetmeyecektir. Ailesi köydedir ve üç arkadaş, bu dönem Veli Bıyık’ın evinin alt katında izbe bir odada kalmaktadırlar. 

Bahar ayları Resul Bıyık dedenin bir sandalyede evinin önünde oturup tütün tüttürmesi de bir hoş olur. Kışın sular donunca günlerce içme suyu bile bulamadıkları olmaktadır. Ailesi kasabada olanlar şanslıdır ve daha iyi imkânlarla okula gitmektedirler. Öğrenci, okula giderken, Mehmet Efilin pırıl pırıl giyinmiş, omuzdan askılı ve keskin bıçak gibi ütülü pantolonu ile bir aristokrat edası içinde dükkânını açarken görür. Kasım Güngör de  Fötr şapkasını furunmuş (giymiş) elinden düşürmediği piposu ile kitapçı dükkanını açmış, eşinin  gelişini beklerken oyalanmaktadır. Dilinden düşürmediği bir söylem vardır: kooperatif. Sürekli bu konuda nutuklar çeker. Kasabanın tek kitapçısıdır ve her öğrenciye de nasihat vermekten geri durmaz. Bayi Ali de küçük dükkânını açmış, geriye taradığı başının yarısını anca örtecek kadar kalan saçlarını düzeltmeye çalışmakta. Bu arada sağa sola selamlayarak, siyah paltolu kravatlı, fötr  (foter diyordu insanlar) şapkalı, elinde şemsiye ve aldığı bir hafta önceki tarihli günlük gazetesi koltuk altında Belediye Başkanı Kazim ağa yolda belirir, Belediyeye doğru yürümektedir.

  Aynı saatlere Kazim Görgülü nün siyasette rakibi olan Azmi Sevindik de, yan tarafında parıldayan tek altın dişi ile gülümseyerek dükkânını açmıştır. Hatip amca ise tonton hali ile sıcak ekmek kokan fırınında gelenlerle sohbet etmeye başlamıştır bile.  Arif Hoca Sabah namazından bu tarafa belki de evine gitmedi ki, esnafla sohbetler ederek, hayırlı işler dileyerek bastonu elinde ağır adımlarla yürümektedir. Kahveci cemal amca mis gibi çaylarını demlemiştir ve akkuşta gün başlamıştır.

Kadir Hoca (Efil) yolun başında görünmüştür. Kulpsuz çantası koltuğunda, göbekli ve tonton yürüyşü ile kar yağarken bile gelişi bellidir. Aman geç flan kalmayalım diyen talebeler adımlarını hızlandırırlar. Çünkü kadir Hoca çok serttir ve şamarını yemeyen yoktur. Bu sert mizaçlı hocanın Türkçe dersleri de pek sessiz geçer. Tam Güney yönden ise Ekrem Hocanın sesi gürleyerek geldiği duyulur. Ekrem Görgülü Hoca da serttir ama pek dövmez. Nedense ona karşı talebelerde saygı ile karışık çekinme duygusu fazladır. Akşam saatlerinde ailesi yanında olmayan öğrencileri dolaşır Hoca. Ders çalışanlara yardım eder, destekler, yatma saatinde yatmayanları uyarır ve sobaları sönmüşse ısıtacak şekilde yaktırır, odunu yoksa kucağında odun taşır. Evet bizzat odun taşır bu hoca talebelerine. Oysa kendisi ilköğretim okulu öğretmenidir ama Ortaokula derse girmektedir. Sevecen ve otoriter bir hocadır. Kadir Hoca da bu şekilde zaman zaman kontroller yapmaktadır. Akkuşun kuzey ve güney yönlerinden gelmekte olan bu iki fırtına arasında öğrenciler hızla okula sığınırlar. Okul da yeni yapılmış ve bahçesi bataklık gibidir ve daha oturmamış, yokluktan da çakıl dökülememiştir. Oysa ilk dönemi eski ilkokulda okumuşlardır ortaokula gidenler. Yakacak sıkıntısı çekenler, Fransızca dersine giren Kereste Fabrikası Müdürüne yakınlaştıkları için kapsısın çalarlar ve fabrikadan taşıyabilecekleri kadar kereste parçası alırlar.  Kış ayları böyle sıkıntılarla geçer gider.

 Akkuş da bahar ise anlatılamaz, yaşanır ancak. Yapraklar gizlice açmak için sislerden yardım isterler adeta. Bir de bakarsınız ki her taraf yeşillenmiş, okullar tatil için, talebeler karne için beklemekte. İhmale kalanlar buruk sınıfı geçenler sevinçli  Kazim Ağa, takım elbise, beyaz gömlek, kravat ve fotrü ile evine doğru gitmekte mutlu bir şekilde. Ali nin fırınında nar gibi kızarmış ekmekler vitrinde alıcı beklemekte. İbrahim ve salim Garipoğlu kardeşler manifatura dükkânlarının önünde oturuyorlar. Tam karşıda kalaycı hacının oğulları kalaylamak için bakır parlatıyor ve körük mavi alevle harlanıyor.  Sarı boyalı küçük belediye binasının bahçesinde çimenlerde oturuyor insanlar. Günlerden Cumartesi olmalı ki, atlar bağlanmış hemen Gedikli caddesi girişine doğru ve atlara yem olarak verilen samanlar yollara dökülerek at pisliklerine karışmış. Bir kamyon Tifiye yolcu topluyor. Kamyon yok ama olan da yolcuyu Dumantepe ye kadar götürecek veya Tifi köprüsüne. Başka istikamete yol yok. Salmana cip gidebiliyor ancak. Diğer köylüler ise birer ikişer arkadaş gurubu bularak yaya düşüyorlar birkaç saat yürüyecekleri evlerinin yollarına. Bir talebenin aksakallı babası gelmiş erzak getirmiş beraber taşıyorlar. Babanın üstünde onlarca yaması bulunan bir pantolon benzeri giysi var. Çocuğunu okutmak için dilendiği söyleniyor.

Diğer bir duygusal öğrencinin içinden bu insanın elini öpmek geliyor. Diğer tarafta bir başka talebenin anası omzunda heybe ile gıda malzemesi getirmiş çocuğuna; bırakacak ve gerisin geri yaya dönecek gene köyüne. İlkokulun önünde her cumartesi olduğu gibi gene kambur dilencimiz bağdaş kurmuş,  gevrek sesi sınıflarda bile net duyulur biçimde (o zamanlar Cumartesi öğleye kadar ders vardır) dualar ederek yardım istemiştir ve öğle sonuna kadar sürdürdüğü mesaisini bitirmiş o da hazırlanmıştır gitmeye. Kendisi yardıma muhtaç olanlar bile beş kuruş veya on kuruş attıkları yere serilmiş kirli peşkirini toplamıştır.

  Akkuş da yaz başlıyor ve güneş gene gülümsüyor yüzü gülen Akkuşlumun üstünde.Veysel ŞENSOY veyselsensoy@yahoo.com

 

Related Articles

9 YORUMLAR

  1. Teyze oğlu yüreğine sağlık ben yaşça daha küçük olmama ramen bazı nostaljiyi sanki anlattığın bazı konularda yaşıyor gibiyim. İstanbuldan selemler

  2. Değerli Veysel şensoy bey efendiye yazmış olduğu bu güzel yazılardan dolayı sonsuz teşekürlerimi iletir hürmetlerimi sunarı ALLAH Razı olsun bizlere bir parcada olsa o günlerimi anımsatı birde gedikli cadesinde han vardı kadir hocanın dayağını yiyenlerden biride benim kızlar kapısından cıktığım için tekrar çok çok teşekür ederim hayırlı günler dileği ile

  3. Gerçekten çok güzel bir yazı bu yazıyı yazan veysel şensoya çok teşekkür ederim.Biz daha genç bir kuşağız o dönemi o dönemin sıcak ve sevecen günlerini göremedik ancak siz bizi o günlere götürdünüz. yazınız için çok teşekkürler.
    BEN BU YAZIDA ADI GEÇEN KAHVECİ CEMALİN TORUNUYUM

  4. Abi hafızana ve kalemine kuvvet…Katar’da hissedilen memleket hasreti ile geçmişe yapılan bu yolculuk muhteşem olmuş.Saygılarımla…

  5. O günlerün yoksulluğunu vurgulamak adına bir-iki cümle daha eklemek isterim. Gardiyan Fazlı teneke ile gazyağı getirmiştir ve köylülerimiz, ellerindeki 250 cl kapasiteli ağzlarına mısır kesmiği tıkanmış cam şişeler ile sıraya girmekteler ancak gazyağı kısıtlıdır ve birçoğu alamadan geri dönerler. Şaban çvuşu da unutmamak lazım; bir süvari gibi yeşil renkli ormancı üniforması ve kulot pantolnu ile orman işletmesinde taşlıdereye kadar yürümesi bile bir insan zenginliği ifadesidir. Ayrıca platonik aşkları da katmak lazım değil mi bu safiyane çocukluk duygularını yansıtmak için. Uzaktan bakarak hayal kurduğu bu ulaşılmaz kız, belki de yaşam boyu en rahatlatıcı yumuşak bir duygu olarak hafızsında yerini koruyacaktır o öğrencinin. Sinemamızı da unutmayalım. O kadar lüks gelirdi ki bize, hocalarımızın baskınlarında bacakları arasından kacarken, merdivenden düşme tehlikesi atlatan arkadaşların, ertesi günü kulakları Kadir Hocamız tarafından bir güzel uzatılırdı.
    Ayyıldızlı şapka takan talebeler acemi askerler gibi hocalara selam vermeye çalışmaları da alay konusu olmaktan kurtulamazdı.

  6. Yazın çok mükemmel olmuş sana ne kadar teşekkür etsek azdır.Bana çocuklğumu yaşattın.Eline sağlık.Devamını bekleriz.işin kolay olsun.Hoşca kalınnız.
    Mehmet CÜREBAL/SAMSUN..

  7. Değerli kardeşim Veysel,
    Bir film çevrilse, geçmiş ancak bu kadar hatırlatılır ve hatırlanırdı. İnan ki yazıyı okurken bir yerde üşüyüp titrediğimi, bir yerinde de ısnıp terlediğimi farkettim. kendimi yazının içindeki kahraman gibi gördüm. Ancak, bir Şerif Ağamız vardı (Dağköylü Şerif GENÇ), bedfort kamyondan bozma bir otobüs ile yolcu taşırdı ya… Hani kışın yolcular üşümesin diye, içinde odun sobası yakılan otobüs (sözde otobüs) . Bir keresinde soba devrilmişti de yanmaktan son anda kurtulmuştuk. İşte o otobüsü de yazının bir yerine yerleştirebilseydin, genç kuşaklar okurken yabancı film senaryosu gibi okuyacaklardı…
    Eline, diline, kalemine sağlık…

  8. Bizleri eski Akkuşa götürdünüz inanın. Benimde çocuklugumdan hatırladıgım bir kaç hatırayı tazelediniz inanınki. Bu yazı için size teşekkür ediyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,465BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
18AboneAbone Ol

Çok Okunanlar