16 Mayıs 2021 Paz

Ö L Ü M

her gün birileri kaybolup gider yakınlarımızdan. Nedense yinede uyanamayız gaflet uykusundan.

 

 

Ö L Ü M

              Ölüm; bir canlı varlığın (insan, hayvan ve bitkinin) hayati faaliyetlerinin kesin olarak sona ermesidir. Çoğu zaman aklımıza bile gelmez. Hiç ölümü tatmayacak gibi dünya işleri ile uğraşırız. Küçükken bir an önce büyümek bir iş ve eş sahibi olmak için acele ederiz. Günlerin geçmediğinden yakınırız. Sonra evlenip evimiz – ocağımız olsun bebeğimiz olsun büyüsün, okusun deriz. Daha sonra da torunlarımız için seferber oluruz. Onların büyümesi için günlerin çabuk geçmesini bekleriz. Daha memur olmadan emekliliğe kaç yılımız kaldığını hesaplamaya başlarız. Tüm bunları hesap ederken de her ne hikmetse ÖLÜM aklımıza gelmez. Düşünmeyiz geçen her günün hayatımızdan bir günü eksilttiğini, ölüme bir adım daha yaklaştırdığını. Yarınlarla ilgili hayal kurarken her gün cami hoparlörlerinden verilen salalar da bazen ölümü hatırlamamıza az gelir. Oysa Yüce Mevla Ankebut Suresinin 57. ayetinde;“Her nefis ölümü tadıcıdır,” demektir. Bu da hatırlatmaz bizlere ölümü. Hatırlatsa da dünya telaşsı alır götürür aklımızdan ölümü. Aslında her gün birileri kaybolup gider yakınlarımızdan. Nedense yinede uyanamayız gaflet uykusundan.

            Bazen beklenmedik anlarda gelir yakalar bizi ölüm. 17 Ağustos 1999’da, saat 3:02 de Gölcük’te meydana gelen deprem gibi. Aramızdan alıp götürür on binleri. Bazen bir sel olarak, bazen de bir ateş olarak ansızın gelir bulur. 14 Ocak 2008 tarihinde de işte ansızın gelen ölüm alıp gitmişti sevgili öğrencimiz Arzu’yu . O günden bu yana tam iki yıl oldu. Başka bir hesapla 730 gün. Evet bundan tam iki yıl önce 14 Ocak 2008 Pazartesi günü, karne almaya bir hafta kala, yarınlara ümitle bakan, hayalleri olan, daha yeni tomurcuklanmaya başlayan bir çiçek misali hayatının başında olan Akpınar YİBO öğrencimiz Arzu elim bir kaza sonucu aramızdan ayrılmıştı. O gün bir kaza sonucu çıkan yangında kaybetmişti hayatını. Bir gün sonra gidip karşılaştığımız o manzara hiç aklımdan çıkmıyor. Keşke diyorum bir ev daha yanıp kül olsaydı da Arzu yaşasaydı. Fakat kader deyip nokta koymak zorunda kalıyor insan. Nerede yanan bir ateş görsem o gün canlanıyor gözümün önünde. Bir daha anlıyorum hayatın boş ve anlamsız olduğunu.
 
            Biliyorum ki ARZU artık Cennette. Kucak açmış bekliyor anne, baba ve sevdiklerini.   Akpınar da öğrencimizi kaybettiğimiz o yangın sonrası yazdığım yazıyı bir daha paylaşmak istedim sizlerle.
 
            Tüm okuyucularıma; sevdikleriyle birlikte, sağlık ve mutluluk dolu yıllar geçirmesi dileğimle…
 
Sedayi ALTUN
 
14/01/2010
 
 
 
SİZ ARZU’YU TANIR MISINIZ?
 
 
            Siz, Arzu’yu tanır mısınız? Tanımazsınız. Ben de tanımıyordum. Arzu KARABALTA Akkuşta eğitim – öğretimine devam eden 5250 öğrencimizden biri idi. Akpınar YİBO’da üçüncü sınıf öğrencisi idi. Henüz daha dokuz yaşındaydı. Pazartesi günü sabah erkenden kalkmış, çantasını alıp o soğuk ve rüzgarlı havaya rağmen her zaman olduğu gibi okuluna gitmişti. Tüm arkadaşları ile birlikte okul bahçesinde sıra olmuş, önce “Korkma sönmez bu şafaklarda …” diyerek İstiklal Marşımızı söylemişti. Arkasından da “… Ey Büyük Atatürk Açtığın Yolda Gösterdiğin Hedefe Hiç Durmadan Yürüyeceğime ant içerim.” Diyerek andımızı söylemişti. Bilmiyordu tabiki bu son söylediği İstiklal Marşı, son ettiği anttı. Kimse bilmiyordu. Öğretmeni, müdürü, arkadaşları… Oysaki Azrail gelmiş saatleri sayıyordu artık Arzu’yu alıp gitmek için.
 
            Arzu’nun yaşı  küçüktü. Kim bilir ne hayalleri vardı. O zor şartlarda belki de halası Nurten KARABALTA gibi okuyup kurtulmak istiyordu. Halası başarmış üniversiteye gitmişti. Neden o da başaramayacaktı ki. İdol olmuştu halası ona. Artık örnek alacağı peşinden gideceği biri vardı hayatında. Fakat ömrü yetmeyecekti hayallerini gerçekleştirmeye Arzu’nun.
 
            Pazartesi günü son dersten çıkmışlar çantasını sırtına takmış tutmuş arkadaşlarıyla birlikte evin yolunu. Oynayarak, şakalaşarak gelmiş evine. Bu okul yolunda en büyük güvencesi de aynı sınıfa gittikleri ve aynı evi paylaştıkları amcasının kızı Cansel’di. Bir gün daha bitmiş şunun şurasında ne kalmıştı ki karne tatiline. Karnelerini on gün sonra alacaklardı. Karne heyecanı sarmıştı aslında Arzu’yu.
 
            Akşam olmuş yemeğini yiyip ödevlerini yaptıktan sonra biraz televizyon izlemiş Arzu. O’nun çalışma masası, çocuk odası takımı, özel bir odası olmamış. Ailesiyle mutlu olduğu için olsa gerek bunları o kadar da önemsemiyormuş. Sonra çantasını hazırlamış, önlüğünü yakalığını hazırlayıp başucuna koymuş. Yarın okula gittiğinde derste neler yapacağını arkadaşlarıyla hangi oyunları oynayacağını hayal ederek uyumuş yatağında. Arzu’nun bu son yatışı, son uyumasıydı dünyada. Çünkü bu gece evlerine gelen misafir Arzu’yu alıp gidecekti.  Evde kimsenin haberi yoktu bu misafirden. Azrail artık dakikaları saymaya başlamıştı.
 
            Arzu; annesi, babası, iki kardeşi, amcası, yengesi ve amcasının iki çocuğuyla aynı evi paylaşıyordu. Dokuz kişi geçinip gidiyorlardı bir evde. Her ne olduysa gece saat bir sularında oldu. Arzu Şennur yengesinin bağırmasıyla uyanmış. Şennur yengesi zor atmış iki yavrusu Cansel ve Cihan’ı pencereden dışarı. Uyanıp kalkmak istediğinde ise kalkamamış yatağından. Sarmış alevler odanın her tarafını. Babası Cemil de uyanmış yengesinin sesine. Beşiği aldığı gibi alevler içerisinden güç bela atmış kendisini dışarıya. Annesi Güvercin de can havliyle atmış kendini dışarı. Fakat iki tane kızı kalmış alevlerin içerisinde. Annelik bu olsa gerek aldırmadan alevlere tekrar girmiş evin içerisine. Almış küçük kızı Sercan’ı atmış pencereden. Sonra çökmüş duvarlar. Güç bela atmış kendini dışarıya. Arzu! Arzu! Arzu!… kalmış içeride. Anne –babası içeriye girmek istese de evin çatısı çökmüş. Arzu alevlerin içerisinde kalmış kaderiyle baş başa. Bu ara Azrail almış Arzu’yu gitmiş başka yerlere. Ev ise yanmış tamamen Arzu ile birlikte. Bir kırık iğne dahi kalmamış geriye.  
                         
            Arzunun kardeşi Işık, habersiz tüm bu olup bitenlerden. Daha dünyaya geleli bir yıl olmadan kaybetmiş ablasını, evini.  Oysa ona bir yıl önce hayatını kaybeden Işık dayısının ismini vermişlerdi. Işık olsun aileye diye.
            Yas var Arzunun sınıfında. Çocuklar belki de ilk defa “ölüm” kelimesini bu kadar soğuk hissediyorlar. Artık onlar da biliyor sınıflarında yoklama yapılırken 732 Arzu  söylenmeyeceğini. Sıra arkadaşı Damla ÇAMOĞLU inanamıyor arkadaşının öldüğüne. “Dün oyun oyn….” Cümlenin gerisini getiremiyor. Başlıyor ağlamaya. Ya Zekai AKA’ya ne demeli hıçkıra hıçkıra ağlıyor dakikalarca. “Arzu öldü” diye. Yasemin, Kader, Müjgan, İrem Gamze, Sabri, Muhammed, Lütfullah… bıçak açmıyor hiç birinin ağzını.
 
            Kısa sürdü Arzu’nun ömrü. Ayrıldı gitti annesinden, babasından ve sevdiklerinden. Geride yaslı bir anne baba ve iki küçük kardeşini bırakarak…
 
Haber :   Sedayi ALTUN
 
16.01.2008 AKKUŞ  

Related Articles

3 YORUMLAR

  1. hakikaten çooook üzücü bir olay inanın gözlerim yaşararak okudum evladımıza rahmet kederli ailesine sabır temenni ediyorum ALLAH kimseye böyle acılar yaşatmasın. sözün bittiği yer burası olsa gerek.

  2. allah rahmet eylesin,ölümün insana ne zaman ne şekilde geleceği belli olmuyor onun için heran hazırlıklı ölüme hazırlıklı olmak lazım…minik yavrumuza allahdan rahmet ailesine sabırlar diliyorum….

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,447BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
13AboneAbone Ol

Çok Okunanlar