22 Şubat 2024 Per

Ben Buyum Diyebilmek……….!

Irmakları nehirlere, nehirleri denizlere, denizleri okyanuslara çeviren gönüllere.. 

 

BEN BUYUM DİYEBİLMEK…….! 

Bir arkadaşım gönderdiği bir yazıda şöyle diyordu.  (Güçlü kapıların arkasına kilitlemesem kendimi,  korkaklığımı, sevgi isteğimi, en insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem  bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup  bir kuş gibi, uçacağım özgürce. Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.)

 

Bu sözlerle belki de kendine olan güvensizliğini ve yüreğinde yıllarca sakladığı ve kendine bile itiraf etmekten korktuğu sevgi sözcüklerinin ağırlığının altında ezilip, kendisini ve duygularını hapsettiği o koca yalnızlıkla baş başa kaldığını anlatmak istiyordu.

 

Hiç zor değil aslında, insanın kendini ifade edip, duygularını dile getirmesi ve karşısındaki insanla sonuç ne olursa olsun içtenlikle paylaşıp, yüreğindeki duyguları beyninden geçen sorularla birleştirip bir çözüm bulmak için karşısındaki ile paylaşabilmek. Yeter ki karşısındaki insan samimi, güvenilir ve silahsız biriyle göz göze gelip, gerçek sevgiyi ve seveni bulduğunda dilinde düğümlenen kelimeleri yürekten paylaşmak ve ben buyum diyebilmek meziyetine sahip olsun.  Bunun en büyük göstergesi ise kişinin kendine ve kişiliğine olan güvenidir. İnsanların kendilerine, kişiliklerine,  verebileceği sözlerin arkasında durma yetisi kendilerine ve özgüvenlerine olan güven duygusudur. Korkularının üzerine gidebilmek özgüvene sahip insanların yapabileceği en olgu sevgiyi gösterir.

Ama bazen bunları yapmakta karşındaki insanın ruhi ve kişisel kaygılarına hitap etmiyor yetersiz kalıyor ise o kişinin karşısındaki insan hakkında ki görüş ve bakış açısında da bir değişiklik olmuyordu.

Oysa insanoğlu öylesine değişken bir varlıktır ki, bazen hiç ummadığınız kişiler olmadık yerlerde ve olaylarda öylesine onurlu ve gururluca kendine güvenerek olayların içinde bulurlarsa bulsunlar karşıdaki kişi bunu anlayacak yetide değilse ya da olaylara onun gözüyle bakamıyor bakmak istemiyorsa kişi ne yaparsa yapsın o kişinin gözünde sıradanlıktan ileri gidemez.

Bazı insanlar gözlerine taktıkları görüş açısını daraltan gözlükleri çıkarmaktan korkarlar ve etraflarını değil de sadece önlerine bakarlar. Oysa bir bakabilseler sağ taraflarına, sol taraflarına, ya da bakmak istemedikleri arkada bıraktıkları geçmişlerine nelerin olabileceğini bunu idrak edebilseler işte o zaman bakışı değil, kişiliği değil, düşünceleri değil onu var eden tüm evrensel yapısı değişir.

Yeter ki baksın.

Bakmasını bilsin.

Bakmak istesin.

Bir kez olsun, bir kez olsun etrafında olan bitenlere geniş açıdan bakmasını ve yaklaşmasını bilsin işte o zaman hayat denen basamakları nasıl çıktığının bile farkına varmaz.

Şunu diyebilmeli bir insan…..!

Kadın olsun, erkek olsun hiç fark etmez kurallar ne olursa olsun, hayat neyi getirir götürürse götürsün, yürek neyi istiyor ve diliyorsa mantıkla yüreğini bir teraziye koyup, hangisinin doğru olduğunu ölçtükten sonra işte ben buradayım, buyum ve yüreğim ve beynim ne diliyorsa, kurallar ne olursa olsun, hiçbir sınırlama getirmeden bunu yapmalıyım, bunu yapmak için kendime, yüreğime, kişiliğine güveniyor ve gönülden istiyorum diyebilmelidir. Ama bir şeyi yaparken de asla bir başkasının onurunu ve kişiliğini kırmadan, incitmeden gerçekleri dile getirebilmelidir.

 

Çünkü bir şeyler yapıyım derken yeni bir kapı, yeni bir çatı, yeni bir yol, yeni bir yaşam tarzı veya yeni bir can seçiyim derken yeni ümitlerin peşinde koşmadan ne olursa olsun akıllı ve mantıklı bir insan olarak bir kez olsun arkaya dönüp söyle bir bakmak gerekir.

Neden?

Neden mi?

İşte buda insanlığımızın, yüreğimizin, kişiliğimizin arzularımıza isteklerimize karşı bir nebzede olsa vurmuş olduğu gemdir.

Niye?

İnsanız ya, insanları aldatırsak aslında başkalarını değil kendimizi aldatmış olacağımızdandır.

İyi tamam bunlarda güzel, bunlarda kişilik sahibi insanların yapması gerektiği olgular ama niye niye gönlümüzden geçenleri yaşamak isterken ya da başkalarıyla paylaşmak isterken duygularımıza onun ötesinde bizi hayata bağlayan ümitlerimize gem vuralım. Çok mu zor bir şey ben buyum ya ben buyum. İyisiyle kötüsüyle zararım kendime ben bunu istiyorum. Ha sen ister iste istersen isteme ama ben hissettiklerimi, yüreğimden taşan duygularımı anlatmaktan korkmuyorum utanmıyorum. 

 

Ben buyum diyebilmek, karşındaki bir cana kendini olduğun gibi sevdirebilmek, kabullendirebilmek, özgürce yüreğini dile getirebilmek Bu kadar zor mu?

Neden olsun ki….

Neden olsun….

Bunlar ne ayıp, ne yasak, nede kuralsız ve onursuz yapar insanı.

Bunlar coşan duyguları taşırmadan, etrafa zarar vermeden kendi içinde kaynayan kazanda, kendi ateşiyle karşısındakini incitmeden yakabilmek, sahiplenmek. Benimsin diyebilmek. Bana aitsin deyip sahiplenebilmek. Canımsın, cananımsın, kadınımsın, erkeğimsin, sen benim alın yazımsın diyebilmek.

Ayıp mı?

Yasak mı?

Korkaklık mı?

Acizlik mi?

Terbiyesizlik mi?

Değil. Hiç biri değil. Sadece insanların gerçek yüzünü hiç saklamadan onurluca itiraf edebilmesidir. İtiraf etmek, ben buyum diyebilmek, ben bu işte varım diyebilmek ki gerçekten istiyor diliyor ve bunun için bir çaba harcıyorsa büyük bir cesaret ve özveridir. Aynı zamanda emektir. Emek. Zaten sevgi demek değimlidir. Sevginin temelinde emek yatmaz mı? Özveride bulunup emek vermek sevginin değerini yüceltmez mi?

Öyleyse….

Neden dur diyelim, durmayan hayatın, geçen ömrümüzün her saniyesi bu kadar değerli ve kıymetli iken bir anlık mutluluğumuza.

Öyleyse …

Neden dur diyelim, içimizde kıpır kıpır yanan, bizi olduğumuzdan farklı gösteren, sanki dünyaları ben yarattım cesareti veren o güzelim arzu dolu duygularımızı neden küllendirelim.

Öyleyse …

Neden aşkı, sevgiyi, yüreğimizi yakan, ulaşılanı ulaşılmaz hale getiren ihtiras ve tutku dolu sevdamızı neden gönlümüzce yaşamayalım?

Neden o güzel duygulara gem vurup, ruhumuzu karartıp,  ömrümüze ömür katan gizli sevdamızı kor ateşlerde yaşayıp,  bedenimize neden acı çektirelim.

Neden???

Neden?

Seviyorsak seviyoruz ya var mı bunun ötesi.

İstiyorsak istiyoruz ve bunu da onurluca (derler ya yerinde bir tabirse)   erkekçe çıkıp söylüyorsak ve istiyorsak var mı bunun ötesi.

Ben bu yolda yürümeye hazırım. Çıksa da engeller, dursa da önümde setler ben yüreğimdeki sevgimle tüm setleri ezer geçerim.

Var mı ötesi var mı??

Çok zor olmasa gerek bunları söylemek. Söyleyebilmek. Dile getirmek. Bir şekilde sözle ya da bir hareketle, kim bilir bir bakış, bir naz, belki de bir edayla, duruşla, ben buyum, ben buradayım, ben yanındayım. Bak elimi uzattım. Tutmak istersen seninle aynı yolda yürüyebilirim demek, yürürüm demek ve yürümek neden zor olsun ki?

Neden zor olsun?

Neden?

Neden korkuyoruz.?

Neden yapmak istediklerimizi yapamıyoruz?

Neden?

Oysa insanlar akan su gibidir.

Nehirler, ırmaklar gibidir.

Öyle ırmaklar vardır ki…!

Kendince sessiz sessiz akar. Akarken elini, kolunu, yüreğini gizem dolu güzelliği içinde ta içinde saklar. Kendi halinde sessizdir. Çağlamaktan, çoğalıp gürlemekten korkar. Korkarak yaşadığı sevgiyi, dile getiremediği isteklerini, gizem dolu arzularını gözlerindeki aşk dolu bakışlarından bile saklar. Kendince kendi halinde hiç kimseye zarar vermeden hiç kimsenin sesini duymadan öylesine akar gider. Akar gece gibi akar. Etrafındaki birkaç yıldızla sadece olduğu yeri sadece kendini aydınlatır. Sadece kendini sular. Suladığını zanneder. Oysa içindeki kor ateşi söndürmeye kendi bile yetersiz kalır. 

 

Akar inceden inceye akar, incitmeden akar. Kendine sadece kendine uzun bir yol çizer. Önünü görebildiği sürece öylece gider. Sadece gider. Etrafında ne vardır. Kimler vardır hiç ama hiç ilgisini çekmez hiç bakmaz.

Öylesine gider.

Ve öyle insanlar vardır ki….!

O nehirler ırmaklar yüreğindeki sevgiyle taşar, taşar ve bedeni yüreğindekini taşıyamaz hale gelir. Arzuları onu öyle bir yere sürükler ki hangi yola gideceğini şaşırır. Bir anda etrafında bir sürü kolları olduğunu görür. O su taşar. O ırmak taşar. O nehir alabildiğince büyür. Büyür ve yüreğindeki sevgi ve arzularla. Bedeninde yanan ateşlerle bir de bakmış ki koca okyanusları oluşturmuş. O küçücük nehir alabildiğine büyümüştür. Büyütebilmiştir.

Irmakları nehirlere, nehirleri denizlere, denizleri okyanuslara çeviren gönüllere..

Sonsuz ve ebedi sevgilerle…

Yapana, yapabilene, hatta hatta bu duyguları yaşayana ve yaşatabilene ben buyum deyip duygularını yüreğinin derinliklerinde değil gönlünün cennetinde herkese sunup paylaşabilene ve seviyorum işte var mı ötesi deyip dile getirebilene helal olsun.

Gerisi sadece, iki dudağın arasındaki iki kelimede…

Neden olmasın.

Neden? 

 

23.09.2011

FATMA SAYILIR

Related Articles

1 Yorum

  1. Bir isyan, bir baş kaldırı, bir silkinişle meydan okumanın kalem uçlarından fırlayışı gibi bu yazı. Mermi gibi delici, kurşun gibi ağır hedefi ıskalamadan yakalamış. Bu sevgi nelere muktedir… insan yaratılış amacı bile sevgi değil mi? ya onu yaşamak, yaşatmak ve yaymak… Hırçın ve tokat gibi uyarıcı bir yazı. kaleminize sağlık…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,465BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
17AboneAbone Ol

Çok Okunanlar