21 Şubat 2024 Çar

24 NİSAN 1915 – 100 Yıl sonra..AKKUŞ ERMENİLERİ-1


 

24 NİSAN 1915 – 100 Yıl sonra..AKKUŞ ERMENİLERİ-1

 

Klasik 24 Nisanlardan birini bugün yaşayacağız..şu ana kadar herkes söyleyeceğini söyledi, en son Rusya Lideri Putin’de SOYKIRIM dedi..ve bugün, OBAMA’nın ağzına da bakacağız..İngilizce JENOSİT (Soykırım) mı yoksa Ermenice MEDS YEGHERN (Büyük Felaket) mi diyecek? Muhtemelen devoted friend (sadık dost, müttefik) olan Türkiye’yi küstürmemek adına ikincisini tercih edecektir, yada buna benzer belki birincisine daha yaklaşmış bir ifade..

 

En son Osmanlı’ya isyan eden, daha çok kuyumculuk, zanaatkarlık ve zenginleri bankerlik, mimarlıkla uğraşan Millet-i Sadıka, 1870’ler de Milliyetçilik dalgasına son tutulan bir toplum, efendim ilk kurulan Taşnak ve Hınçak örgütleri, 1878’de Berlin anlaşmasına koyulan ‘’Ermenilerin yoğun olduğu yerlerde ıslahat yapılacak’’ maddesi, ve bu maddenin tehlikesini gören Sultan II.Abdülhamid’in, Balkanlar da bir bir kopan Hristyan unsurlar gibi Anadolu Hrsityanı olan Ermenilerinde Batılı büyük devletlerin desteğiyle Anadolu’da kendilerine bir alan açacağı tehlikesine binaen maddeyi savsaklarken Ermenilere de iyi davranması, fakat çıkan olaylar, ilk Merzifon’da 25 askerin şehit edilmesi, Mersin Zeytun ve Batman Sason gibi yoğun Ermeni ahali ile meskun yerlerin isyanları, İstanbul Kumkapı gösterileri ve Osmanlı Bankasını basmaları ve nihayet Padişah’a 1905 başarısız suikastı ve bizim Tevfik Fikret’in bile sırf bu baskı döneminden dolayı şiiriyle suikastçıya sahip çıkması ve nihayet 1908 II.Meşrutiyet’in geçici hürriyet (özgürlük) ortamı ile olayların bir müddet durulması, ve 1913’de olayların tekrar başlaması, 1914’de I.Dünya savaşı sonrası Orduların cepheye gidişini fırsat bilen Ermeni çetelerin boşluğu değerlendirmek adına harekete geçişi, yaptıkları katliamlar ve meşhur 24 Nisan TEHCİR Kararı..’’Harp sırasında Ermeni ahalinin, güvenlik nedeniyle (Ermeni çetelerinin insan kaynağı olması ve bu durumun bütün ülke için yarattığı anarşi ortamı) ülkenin diğer bir bölgesi olan Suriye’ye geçici nakli..’’ diye özetlenebilecek karar..ve sonrasında yaşananlar.

 

Şimdi bundan sonrası bir soykırım mıdır, yoksa büyük kıtaller mi yaşanmıştır? Katliamlar mıdır, yoksa yolda hastalıklar ve Kürt aşiretlerinin saldırıları ile olan zayiat mıdır? Ya diğer tarafı..Türk ve Kürt ahalinin Ermeni çeteler eliyle yaşadığı katliamlar, cinayetler, vahşetler..hikayenin (ne hikayesi lafın gelişi söylüyoruz, gerçekten yaşanmışlıklar) ya bundan sonrası..1918’de Erzurum’a gelen ve benim gençlik kahramanım, büyük kumandan Kazım Karabekir Paşanın anlattıkları..’’Erzurum da Ermeni (çetelerinin) satırının başına inmediği ev kalmış mıdır?’’

 

Her neyse, ne söylenirse söylensin, kelimeler yaşanan acıları değiştirmez…bu yaşanmışlıklar bu acıların hesabı kitabı olamaz..halen herkes kendi acılarını görüyor ve karşı taraf hiç acı çekmemiş gibi davranıyor..daha yeni gördüm, kendi kendine Üstad lakabı takmış ve bizim ilk gençliğimizde ‘’Yunan Mezalimi, Lozan zafer mi yoksa hezimet mi’’ diye kitaplarını okuduğumuz bir popüler fakat objektif olamayan Tarih araştırmacısı, artık yaşlı bir pir-i fani sanki Ermeniler hiç acı yaşamamış, olanlar tek taraflı olmuş gibi davranıyor, paylaşımlar yapıyor..ve bu durum bizim Kavmiyetçilerin bu bakış açısının ekmeğine yağ sürüyor..!! Hoş, hangimize değmedi ki ucu bu duygunun..kemalistinden, sosyalistine, muhafazakarına kadar geçmişte Kürt meselesine bakış açılarında filan bunları yaşadık (fakat MİLLİ-yetçi olmak, milli değerlere sahip çıkmak ancak demokrat olup diğer unsurlara, fikirlere saygılı olmak başka birşey)

 

  Peki o zaman nasıl aşacağız bu meseleleri? İki taraf Empati yapmadan, birbirini nasıl anlayacak? Madem biz masumuz, neden bu kadar dünya ayağa kalkıyor, her sene o malum kelime ile karar alan meclis çoğalıyor, bunun izahı sadece Batı Dünyası bize Müslüman’a, Türk’e düşman zaten ifadesi midir? Yada bizde bu zulümler uğradık, evet çok uğradık o zaman neden biz bu katliamları sadece Taksim meydanında her yıl Hocalı katliamı yıldönümlerinde resim sergisi ile Karabağ katliamını anmaktan öte geçmiyor?? Hala gelin kağıt kalem hesabı yapalım diyoruz, arşivleri açalım,,eyvallah..!! peki açtık, önce şunun cevabını bulalım: Bu yaşananların ki her iki taraf için söylüyorum; bunların hepsi yazıya, bir kayda geçmiş midir? Savaş hem de dört yıl süren devamında bir devletin Anadolu’da otoritesini epey yitirmesi sonrası yaşanan her şey, insan ve mal kaybı, Müslüman ahaliden Türk ve Kürt diğer taraftan Ermeni kaybı kağıda yani belgeye geçmiş midir? Bu kadar belge var mıdır? Ya da kaç tarihçi birçok belgenin eksik ve imha edilmiş olduğunu, kayıtların giriş-çıkışının tutarsız olduğunu söylüyor, bu araştırılmış mıdır? Sanki her belge tutulmuş, her yaşanan kayda geçmiş, imha ve eksiklik yok, sonra gelin araştıralım..eyvallah, peki araştırdık, sonra baktık ki elde olan belgeler bile bizim bildiğimizi çok aşıyor, ne yapacağız o zaman? Jenosit kararını alacak mıyız? Aldık, mesele çözülecekmidir? Hemen birçoğu beni Ermeni ağzı ile konuşuyorsun diye vatan ahini ilan etmeye kalkışmasın..biz insan ağzı ile insan vicdanı ile konuşmaya düşünmeye çalışıyoruz, yoksa biz de yıllardır Ermeni katliamı, Ermeni vahşeti duyguları ile büyümüş birkaç neslin çocuklarından biriyiz..hep öyle düşündüm, Ermeniler vatan hainiydi, Ermeni çeteleri yüzbinlerce Türk ve Kürt Müslüman ahalinin canına kıydığı (evet kıymıştı, doğruydu) için, Osmanlı hükümetinin mecbur kaldığı ve az sayıda insan değil çoğunun Suriye’ye ulaştığı anlatıldı..peki az da olsa o Suriye’ye ulaşamayan Ermenilere ne olmuştu? Nasıl ve nerelerde öldürülmüştü..cevap şuydu, yolda salgın hastalıklar ve bazı Kürt aşiretlerinin saldırıları..

 

Bu mesele iki tarafında aynı acıları çektiğini ve birbirini anlaması gerektiğini kabul etmeye başladığı zaman çözüm yoluna girmiştir..bundan sonra iyi niyet ortaya konulmalı ve çözüme doğru gidilmelidir..yoksa sayılar, rakamlar, belgeler, tarihler, tarihçiler insanın duygunun vicdanın nasıl önüne geçecek, vicdanları rahatlatabilecek mi? Peki siyasetçiler ne zamana kadar bu acıları siyasi malzeme olarak kullanmaktan vazgeçecek??

 

Ermeniler..bir Güney Kafkasya kavmi..tarihte üç küçük devlet kurmuşlar, ikisi Kafkasya’da ve Doğu Anadolu’da, biri Kilikya’da (Adana-Osmaniye-Maraş civarı) sonra Bizansın onları Anadolu’ya dağıtmaları..Fener-Rum Patrikliğine bağlı Ermenilere ilk Patriklik hakkını Osmanlının 1461’de vermesi..peki böyle iyi güzel geçen birkaç yüzyıl..ve böyle güzel iken neden aramız kötü oldu? Milliyetçilik dalgası, bağımsızlık tutkusu neden büyük acılara sebep oldu? Evet, emperyalist diye kesip atıyoruz yani İngiltere’nin, Fransa’nın ve Rusya’nın bölge üzerindeki hesapları..Ermeni örgütlerin-partilerin çeteleşerek bunu fırsat bilip devletleşmek istemeleri..Ermeniler buraya yazıyorum, Balkan toplumu olsalar şimdiye kadar istediklerine kavuşmuştu ancak yanlış yerde yanlış hesaplar yaptılar..bunun mesulleri içlerinde kimlerdi, dışarıda belli zaten..acaba Ermeniler bu gerçeklerle yüzleşti mi? Yüz binlerce insan kaybını bir boşa uğraş, bir hiç uğruna yaşadılar, acaba bu devletlere bizi aldattınız dediler mi? Ne gezer..onlar da da yüzleşme yok..nasıl çözüm olacak, demek ki mesele halen büyük devletlerin ipoteği altında..ahh, bizi birbirimize bıraksalar (savaşırız anasını ağlatırız diye asla değil, oturup anlaşırız diye söylüyorum)

 

Tehcir kararı görünüşte ve kâğıt üzerinde bir nakil olayı idi, gerçekten böyle mi uygulandı yoksa uygulama da ki sıkıntılar dolayısıyla bu acılar yaşandı? Ya Türk ve Kürt ahalinin yaşadığı acılar? yolda birçok Ermeni sivil kafilenin başına gelenler, gerçekten o sivil ve masum insanların yaşadığı acılar, ölümler, öldürmeler, bir çocuğun gözleri önünde yaşadığı kendi ailesinin kıyımının elbette bir rakamı, sayısal değeri yok, ve en önemlisi bu acıların tarifi yok..!! Nasıl bu acının bir tarifi yok ise, Ermeni çetelerinin bir gündüz vakti aniden bastığı Erzurumun, Karsın, Ardahanın, Vanın, Erzincanın yada başka bir vilayetin bir ova yada dağ köyünde ve birkaç saat içinde bir köyde yaşayan onlarca haneyi, kimi bağda kimi evde kimi camide , yüz yüzeli kişiyi köy meydanına toplayıp, o anda yaşattığı korku ve dehşetin de tarifi yok..

 

Burada bir (Türk yada Kürt diye milliyet belirtmekten de bıktım) Müslüman ahaliden bir çocuğun bir annenin az sonra yaşayacağı vahşetin o yavrunun ruhunda bir hissetmeye çalışın..bence çocukların milliyeti de dini de yok..hepsini en iyi ifade eden bir kelime var: Masum..amma bu Batı’nın sadece genç kızlara has gördüğü ve özür, sadece de başına bişey gelince ifade ettiği masumiyet’den öte her çocuğu kuşatan bir ruhaniyeti ve bir ucu Allaha dayanan güzelliği var..sonra tarif etmek bile ne kadar acı değil mi? misal yüzyirmi kişiye önce derin bir çukur kazdırmak sonra onun başında kurşuna dizilmek için beklemek ve o ölümcül an, yağan kurşunlar, acılar..yada bir camiye toplanan bunca kadın, erkek ve çocuğu camiye bomba yağdırmak yada tutuşturup topluca yakarken yaşanan o dehşet o vahşet ve unutulmayacak acılar.. 

 

Kaç kişi öldü, Osmanlı (Müslüman ahali) kaybı nedir, Ermenilerin kaybı nedir? Bu acıların tarifi olmadığı gibi rakamı da yok, olamaz da..’’efendim, kesin şu kadar Türk ve Kürt ahali, şu kadar Ermeni öldü..’’ ya bırakın, lütfen kimse bilmiyor, rakamlar birbirini tutmuyor, belgeler bile birbirini tekzip ediyor..gelin açalım denilen arşivlerin çoğu ortada ancak belgelerin birçoğunun eksik olduğunu kimse söylemiyor..minareyi çalan kılıfını hazırladı..! dolayısıyla gerçek rakamları kimse bilmiyor..sadece tahminler var..yada bazı belgelere göre konuşan veya hatıralarda ki tahmini rakamları dile getirmeler..hem iki taraf bilse ne olacak, acılar ki her zaman acılarını içine atan ve çoktan unutmuş görünen Türk (ve Kürt) toplumu ile sanki bu olaylar geçen yıl yaşanmışçasına bunu hiç unutmayan ve gerçekten onları da anlayalım büyük travma yaşamış olan Ermenilerin torunları için azalacak mı? Çoktan ahrete intikal etmiş suçlular bulunacak mı? Asıl yaşanmış trajedileri kabullenmek ve bu noktadan karşılıklı anlayış isteyen, empati isteyen yaşanmışlıklar; acıları hüzünleri dramları trajedileri ortadan kaldırmayacak ancak insanlığımızı erdemli olmayı sağlayacak.! Ancak ne isteniyor, siyaset ne diyecek, yine insanın önüne geçecek mi, karşılıklı kin ve nefret ortadan kalkacak mı? Ve duyguları bir kenara bırakalım, olaya gelelim..yakın zamanda eriştiğim bir bilgi kırıntısı zihnimi tarihsel olarak biraz aydınlatırken, yüreğimi de cız ettirdi..hep merak etmiştim, tarihi Karakuş nahiyesinde yani bugünkü Akkuş ilçesinde hiç gayr-i müslimler yaşamış mıydı? Mesela, Anadolunun birçok beldesinde, şehrinde, köylerinde bizden çok yüzyıllar öncedir yaşayan yerli Hristyan ahali Rum ve Ermeniler vardı..Misal yakın yerler, Ünye, Fatsa, Tokat, Ordu ve Samsun’da genel nüfusa oranla %15 bazen %20 nispetinde hem şehir içinde yaşayan hem de kendilerine ait köyleri olan bu Rum-Ermeni insanların varlığını biliyoruz..ya Akkuş.?   İki defa kısa müddetle çalıştığım Osmanlı arşivlerinde ki belgelerinde, ilçemize ait yerli Rum ve Ermeni köylere rastlamadım..muhakkak çok eski zamanlarda birkaç Rum köyü olduğu muhakkak, ancak Danişment, Selçuklu ve beylikler zamanında olsa gerek. Ancak doğudan-ancak nerden olduğu tam belirtilmemiş – savaş nedeniyle getirilen ERMENİ ahalinin bugünkü Kabakulak taraflarında yada tahminen Çamalanın buraya yakın mahallelerinde (yada Koçcuğaz, Kertboğaz civarları da olabilir) 1870’lerde yerleştirildiğini fakat aynı zaman dilimlerinde buraya yerleştirilen yine Rusya ile yaptığımız 1878 savaşında kaybettiğimiz Lazistan eyaleti merkezi Batum’dan kaçan GÜRCÜ ahali ile orman kesimi-paylaşımı nedeniyle sorunlar yaşadığını anlatan birkaç belgeye rastladım.. bu belgelerin bir kısmını aldım fakat mateessüf kaybettim..yani bu anlaşmazlıklar bir zaman sonra çatışmalara cinayetlere dönüşmüş..ve Osmanlı Hükümeti olan Bab-ı Ali çareyi Ermeni ahaliyi buradan başka bir yere nakilde bulmuş. 

 

Peki, kasaba içinde gayr-i Müslim var mıydı? Geçen yıla kadar yok biliyordum, ta ki geçen yaz bir yakınım bundan bahsedene kadar..inanamadım, nasıl böyle bir şeyi bugüne kadar duymazdım..!! bunca yıl yaşadığım, eskilerini tanıdığım 1979-80’den beri bildiğim ilçemde bir kimse bana bundan bahsetmemişti..duyduğum kısa-etkili-farklı-çok önemli-fakat sonu dramatik biten bir bilgi kırıntısıydı..evet, Karakuşun içinde bir gayr-i Müslim ahali vardı: bunlar Ermenilerdi…nerdeydi diyeceksiniz, sıkı durun; bizim eski (tarihi diye bildiğimiz) ve kapısında (önünde) bir Ihlamur ağacı olan bir kahvehanemiz vardı..adını anımsatacak şekilde son yıllarında hani ulusal bir kanalında yarı amatör yarı profesyonel bir filmin bazı sahneleri çekilen, merhum (babamın dayıoğulları olup Dayı diye hitap ettiğim) İsmail ÇAM ve hayatta olan İsa ÇAM kardeşlerin Yeşilçam Kıraathanesi ile yine merhum Mustafa (Karakelle) amca ile Karpuzcu T.Hilmi’nin evlerinin olduğu yerler..bugün orada ne Yeşilçam Kahvehanesi ne de o ev var..ey gidi, eski kahvehane, önünde büyüklerle sohbetlerimiz, içtiğimiz o acı çaylar..içeride izlediğim maçlar, soğukta ısındığımız soba, o mekanlar..meğer bir zamanlar Ermeni ahaliden insanların evleriymiş..ve buraya o zamanki Karakuş halkı (Akkuşlular) TAŞ EVLER dermiş..bizim eski evlerimiz ki halen birkaç tanesi duruyor, ahşap karkas-iskelet içine duvarları kara-kırmızı (Tifi) tuğla ile örülmüş olan iki katlı geneli düz az bir kısmı cumbalı geleneksel Türk evleriydi,  zannederim (demek ki) Ermeni vatandaşların evleri ise kendilerine özgü, tamamen taştan yapılma evlerdi. Acaba bu taşlar düzgün kesilmiş özenle yerleştirilmiş eski Rum evleri gibi miydi, yoksa sıradan dağdan bayırdan toplama taşlar mıydı? bilmiyoruz..ancak, iki kat ve duvarları kalın pencereleri dar evler şeklinde tahayyül edebilirsiniz..peki, böyle kaç ev vardı, bu insanlar hep bir arada mıydı, kaç kişiydiler? Tahminimiz bu sıra boyu sayısı fazla olmayan belki üç beş sıra halinde dizilmiş, sanıyorum biraz daha yukarıya ve biraz daha aşağıya doğru giden evlerdi ve bir diğer tahminim eski Pazar meydanına doğru bir küme halindeydiler..yani şöyle böyle 8-10 hane (ev) hayal ediyorum..kasabanın diğer taraflarında olduğunu sanmıyorum..bu durumda akla şu geliyor? Bir kiliseleri var mıydı? Varsa neredeydi? Şimdi sakın bazılarının aklına karpuz kabuğu düşmesin..(lan nerde bu, varmış baksana, hemen defineci filanı getirelim, gizlice cihaz sokalım, araştıralım, bunlar buralara Altun filan gömmüşlerdir) diye sakın aklınıza getirmeyin..defolun münasebetsiz herifler, zaten sizlerin ve size göz yumanların yüzünden nice tarihi eser yok oldu..define, mefine yok öyle bir şey!! Akkuş Ermenilerinin sanıyorum böyle ciddi bir kiliseleri olmasa da bir şapel yani bize göre mescid nevinden bir ibadethaneleri olsa gerekti..fakat nerdeydi kimbilir, eski Pazar yerine doğru arkada bir yerde misal eski Belediye lojmanlarının olduğu yerde, belki de bir Ermeni vatandaşın evinin altıydı..ya toplumdaki konumları; ne iş yaparlardı, meslekleri neydi, zengin olanı varlıklı olanı var mıydı (ki sanmıyorum) yoksul muydular, ya adları? Şöyle düşünüyorum, bazısı demirci, bazısı At nalcısı, durumu iyi olanı kuyumcu gibi bir şey..belki birkaçının satıcı-mağaza yani dükkan gibi köhne bir yerinin olduğunu sanıyorum..ve Osmanlı tarzı yaptıkları işe göre aile isimleri olsa gerektir: atıyorum Dikran Nalbantyan, Sevan Kuyumcuyan, Gabriel Demirciyan, Kirkor Dadyan vs. gibi.. Ve dostluklar..’’KOMŞULUK EDERDÜK..’’ dermiş yakınıma dedeleri, ebeleri (yöremiz dilinde babaanneleri, annaneleri) kim bilir nasıldı o dostluklar, belki de soğuk havada hasta olan Müslüman komşusuna bir tas sıcak çorba, Türk kadından doğum yapan Ermeni loğusa kadın komşusuna bir hediye, bir yardım..ne bileyim, zaten dağ başı ancak kervanların bazen galip geçtiği bu ıssız yerde ya çocuklar? Acaba şunu düşündüler mi bir gün: vay kefere, vay gavur gavurun oğlu kızı..hiç sanmıyorum, o masumlar Ahmet, Mehmet, Ali…Alin’le, Kirkorla, Aram’la, Haik’le beş taş, saklambaç ve köşe kapmaca oynadılar..birlikte ağladılar, birlikte güldüler..o çocukların hepsi Türkçe biliyor, konuşuyordu, tıpkı büyükleri gibi..elbette evlerine gelince aralarında anadilleri olan Ermeniceyi o Güney Kafkas dilini konuşurlardı..ya büyükler, ya yaşlılar..Ramazan ayına hürmetkar o gayr-i Müslim ahali o bugünün Ramazan ayına saygısız güya Türkoğlu-kızı Türk olup, sen oruçken yaz sıcağında karşında yemek yiyen sigara içen o saygısızlardan daha saygılı onurlu insanlardı..yerler encek evde ve dışarıda asla yemez görüntüleri ile inanıyorum ki o devre gitsek onları oruçlu sanardık..Türklerinde onların o yortu günlerine, o 26 Aralıkta başlayan bayramlarına saygıları..ahbaplıklar, zaten bir avuç olan belki yüz hanelik yerde varsa bir iki kahvehane de kahve (henüz çay yok) içmeler..tütün sarıp ikram etmeler..belki akşam oturmaları, belki gavur lafı da geçse asla yüzüne söylememek!! Zaten bir Pazar yeri olarak, en eskiden bir kalesi olan ve bir kervan yolu (asla ipek yolu değil) dinlenme noktası olan, ancak hafta-Pazar olunca kalabıklaşan ve yüzlerce böyle yıldır kalmış ancak ikliminden yolu zor oluşu yüksek ve içerde oluşu yüzünden gelişememiş, tenha ve dolayısıyla birbirine muhtaç insanlar.. 

 

Ve o gün nasıl gelmişti, filmin sonu, o yaşanmışlıkların biteceği gün..o kara mı ak mı bir türlü adını koyamadığımız gün!..keşke öncesiyle sonrasıyla hiç olmasaydı dedirten gün..bütün bunların tarih olacağı gün..! Rumi takvimler (Miladi olarak) hangi günü gösteriyordu bilmiyorum belki 24 Nisan değildi, haber yani emrü ferman geç ulaşmıştı, önce Ünye kazasına telgraf, hemen Ünye’de ki şehirden Ermeni ahali, sonra birkaç varsa Ermeni köyü..sonra Ünye’ye bağlı yukarıdaki eski Sivas vilayeti nahiyesi (o zaman Canik sancağına bağlı) Karakuş nahiyesi..haberi kim götürecek, çağır çavuşu, yada mülazim efendiyi: bak oğlum, tez jandarmanı topla Karakuşa gidiyorsun sonra aman vermeden…emredersiniz Kumandanım.!!

 

Ve acı haber..(senaryolaştırıyorum) Jandarma kolbaşı Mülazım efendi yada Çavuş kasabaya girer, elde karar..önce Nahiye Müdürüne çık, ahşap bir küçük bina, iki kat..tak tak..selam ve kelam..el alına gider, düşünceli şaşkın bir hal..’’nasıl olur, bu insanların Şark’ta ki durumla ve çetelerle alakası yok ki’’ efendim, ne yapalım, telgraf geldi Bab-ı Aliden (yada Canik vilayeti merkezi Samsun’dan) anlayacağınız, çare yok, emir yüksek yerden..peki kim, nereye götürecek? Efendim, sekiz jandarma biz, sizde altı jandarma vereceksiniz..işte Kaymakam beyin emri yazısı..Niksar’a götüreceğiz ve orada kafileye teslim edilecek..peki atama da hemen mi, hemen? Yani bir-iki gün, bir hafta..malları dükkanları evleri ne olacak, hem havalar halen soğuk..efendim, emir yüksek yerden yapacak bir şey yok, lütfen mani olmayınız..

 

Ve işte o sıra..diyormuş ki merhum büyükleri: ‘’Kadınlarımız (bizimkiler ve Ermeni kadınlar) yoka (yufka) yazıyorlarmış..ateşin etrafında sacın yanında karışmış o kadınlar..ve Jandarma çavuşu yada mülazımı neyse kadınların da yanına gelir: Ey Ermeni ahali, ey kadınlar.. hakkınızda hükümet kararı var, tez buradan kalkıp hemen gidiyorsunuz..bir anda sessizlik, bir şok. Nasıl nasıl?..gidiyorsunuz,buradan yüzlerce yıldır yaşadığımız bu topraklardan ben Akkuşlu Alin kadın, kocam şu yaşlı Minas karı..biz nereye nasıl gideceğiz, burada kime ne zararımız var? ..soğuk ve tok bir cevap, kalkın gidiyorsunuz..ve ağlaşmalar, evden eşyamızı alalım, yok olmaz..eşyalarınıza evlerinize hükümet değerince el koymuştur, gelince alacaksınız..yav bu halimizle nasıl nereye? Suriye’ye..ne? Ve çocuklar da gelir, gözleri yaşlı, ne yapacağını bilmez halde..büyüklerin ellerinden tutmuşlar..ve son bir rica: efendi, insaf et bari şu gözlemeleri (yağlı yufkaları) alalım..belki de tüfek doğrulmuş: yok dedim, yok..!!

 

İşte ben burada bitmiştim..ya sonrası bile diyemedim..kim biliyordu ki? Bir yoka (yufka) bile almaya müsaade etmemek..Şehirlerde yaşarken, köylerde meskunken sayısı belli adı belli bu insanların yolda ne başına geldiğini kimse bilmiyor..bu çol-çocuk o Akkuşun bahar soğuğunda (ki daha dün 23 Nisan da buraya on santim kar yağdı) belki yağmur belki hafif güneş altında acaba at üstünde mi (ki sanmıyorum) belki bazıları, çoğu yayan Niksar’a varış..acaba yolda ölen kalan oldu mu? Sağ salim vardılar mı? Tıpkı Kırımdan bir gecede Orta Asya’ya, Sibirya ya sürülen Tatar Türklerinin dramı  acısı gibi..düşünün bir gecede yüzlerce yıllık yurdunuzdan çıkıyor ve sıfıra düşüyorsunuz, ya yollarda o trenlerde yaşanan zulümler..kadınlı erkekli vagonlarda tuvalet izni alamadığı için birbirinden utancına çatlayarak ölen o zavallı Tatar insanlarımız..

 

Ne farkı var ki? Ha Ermeni ha Türk, düşünülecek nokta şu..bu zulüm insanoğluna hem de insan tarafından nasıl reva görülür? Hem de anası bir babası bir insanoğlu? Dahasını düşünmek zul verir insana..

 

Bahadır KAYIM

 

Related Articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,465BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
17AboneAbone Ol

Çok Okunanlar