20 Ekim 2021 Çar

YERYÜZÜNÜN ADALET BEKÇİLERİ(2)

             tarıkgul2016temmuz                           

YERYÜZÜNÜN ADALET BEKÇİLERİ(2)

 

Bir yiğit insan arıyorum. Öyle bir yiğit ki toplumun her kesimine kulak veren yiğit.”Şu”cu  “ bu”cu diyerek insanları hor görmeyen ve her görüşe açık, tabiri caizse “fikirden korkan adam mıdır?” hitabını vicdanına duyuran bir yiğit. Farklı düşüncelerle karşılaşınca tuttuğu grup, cemaat, parti ne diyor değil “Ben ne diyorum, benim bu konudaki görüşüm ne?” sorusunu kendisine soracak kadar cesaretli bir yiğit. Düşünen, tefekkür bilincinde olan ve bunları harmanlamak için de daima okuyan ama okuduğunu da ayırt etmeyerek her fikre açık olduğunu izhar eden bir yiğit. Okumadan, öğrenmeden hiç bilgi sahibi olmadığı konuda birilerinin ağzına bakarak konuşan değil. Haddini bilen bir yiğit. Aklını kullanan, düşünce yolculuğunda basamak basamak ilerleyen bir adam.

 

Düşünmek deyince bir fikir adamının şu sözleri kulaklarımda çınlıyor: “ Düşünmek zor bir sanattır. Bu sebeple çoğunluk sürüyü takip eder.”  Herhangi bir konu üzerinde araştırma yaparsanız, konu hakkında farklı fikirler vardır ama birkaçıyla yetinilecek kadar. Yani fikir zenginliği yoktur. Peki neden? El-cevap: Birileri bize fikir üretmeyi çok absürt, kötü, tehlikeli bir şeymiş gibi gösterdi de ondan. Neticesinde fikir sahibi olmaya bilhassa kendimizin, herkesin kendi görüşünü belirlemesine engel oldu. Okumak birinci merhale, düşünmek ise ikinci merhaleydi. Bu ikisi de bizde kaybolmuş durumda. Okumak deyince sadece kitap okumak gelmesin aklınıza. Bu kadar sığ değildir okumak. Her şeyi, kainatı, olayları, kişileri okumayı da barındırır. Hatta diyebilirim ki en önemli okuma bunlardır. Hissederek, yaşayarak bizatihi anlayarak okumak… İşte bu yetilerimizi kaybedince, yukarıda örnek olarak bahsettiğim yiğit şahsiyetleri de yitirdik. Ahkâm kesmeyi herkes yapar. Önemli olan üretmektir. Yoksa herkes kendince iyi. Zaten iyi olmak “kolaydır” Zor olan “adil” olmaktır. En “mükemmel” adalet ise vicdandır. Vicdanımızdan uzak olduğumuzdan beri içimizdeki İnsani duyguları aç bıraktık. Bir yazarın dediği gibi: “ Korkuyorum bir gün biri çıkıp “Ey insanoğlu!” diyecek ve kimse üstüne alınmayacak.” Tabi bu işin şakasıydı. Yani bulunduğumuz hali belirtmek için yapılan nazireden başka bir şey değil. İşin acı tarafı bu benzetmeye muhatap olanlar Müslüman. Din algıları da “Kıl beşi bitir işi” hesabı. İslam dünyası, nicedir böyle köhne düşüncelerle donmuş durumda.

 

Kur’an’da 29 yerde “ vay onların haline!” yani “Yazıklar olsun, mahvoldu onlar!” anlamında müthiş derecede “sarsıcı!” uyarılar var. Çok ilginç, nüzul sırasına göre Kur’an’ın “ Vay onların haline” ikazını yönelttiği ilk muhatap “namaz kılanlar”… Evet, bu 5 vakit namazımızda okuduğumuz ama anlamına bakmaya dahi zahmet edemediğimiz Maun Suresi… “En küçük yardımı dahi geri çevirerek, gösteriş yaparak ve kuru kuruya yatıp kalkarak namaz kılanların vay haline!”(Maun; 107/4-7). Yani Kur’an “Vay haline!” demeye namazlı niyazlı gösterişçilerden başlıyor…

 

Ve bugün için demek istiyor ki: Komşusu açken tok yatanların, insanlar açlık sınırındayken har vurup harman savuranların, sokaklar dilenci, öksüz, yoksul, garip, gureba doluyken villalarında sabahlara dek yünlü seccadelerde namaz kılmakla işin biteceğini sananların vay haline! Mazlumun âhı arşı âlâya yükselirken, yoksulun açlığı yeri delerken, öksüzün ağlaması arşı çatlatırken sadece kıldıkları namazlara güvenerek cennetin kapısına koşanların vay haline! Adalet duygusundan yoksun olanların vay haline!.. Bütün bu adaletsizliklerden kurtulma seyrinde mesafe kat etmeliyiz. “Vay haline” lerden  olmamak için cehdetmeliyiz.

 

Her çağın öyküsü o çağda yazılır ve her çağ yeniden kurulur. Biz, bugün, Hz. Peygamber misali önce kendimiz, geçmişimiz ve geleceğimiz üzerine düşünerek işe başlamalıyız. Kamplaştırmalardan uzak durarak her görüşe açık olmalıyız fakat her görüşü de sorgulamalıyız. Böylece her duyduğumuza, okuduğumuza inanmayız. Tarih, hayat ve tabiat üzerine, üzerimizdeki nimetler ve o nimetleri veren Allah’ın yüceliği üzerine, şehrimiz, ülkemiz, bölgemiz ve insanlığın gidişatı üzerine tefekkür etmeli, gözümüzü yıldızların ötesine dikmeli, varoluş sancıları çekmeli, kendi “Hira”larımızda vicdanımızın sesini dinlemeliyiz. Sonra Hira’dan şehre inmeli, toplumsal sorumluluk yüklenmeli ve gereğini yerine getirmeliyiz. Üzerimizdeki örtüyü kaldırmalı, kalkmalı ve başka uyanışları başlatmalıyız. Ebedi mesajları yaşayarak okumalı; söze, adalete, sevgiye, merhamete ve doğruluğa çağırmalıyız vesselam…

 

Tarık GÜL

 

TARIK GÜL
1999 yılında ünyede doğdu. Akkuş/ormancık köyünden.ilk ve ortaokulu ünye de okudu.Şimdi ise Samsun İHL öğrencisi.

Related Articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

1,459BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
14AboneAbone Ol

Çok Okunanlar