Get Adobe Flash player


Hak Kavramı

burada kastedilen hukuk, kanunlar ve sistemler üstü olan evrensel/ilahi/tabii hukuktur. Mehmet GÜMÜŞ'ün yazısı

HAK KAVRAMI
 
Sample ImageHak kelimesi sözlüklerde yaratıcı (Allah); adalet; adaletin, hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey, kazanç; dava veya iddiada gerçeğe uygunluk, doğruluk; verilmiş emekten doğan manevi yetki; pay; emek karşılığı ücret; doğru, gerçek gibi anlamlarda kullanılmıştır. Ayrıca hakkın gerekli olmak(vâcib), sâbit olmak ve insaf gibi anlamları da bulunmaktadır.
Kuranda ve Hadislerde, Allah, Kur’an, İslam, adalet, tevhid, doğruluk ve gerçeklik, gereklilik, alacak, yükümlülük, aidiyet, mevcut, sabit, batılın zıddı, zulmün zıddı anlamlarında kullanılmıştır. Ayrıca hak kavramının özünde “uygunluk-mutabakat-muvafakat” anlamı olduğu belirtilmiştir.
Hak fikri toplumsal yaşamın önemli unsurlarındandır. Toplumsal yaşamla birlikte artan ihtiyaçlar insanların daha fazla ilişki kurmasına ve birbirine temas etmesine neden olmuştur. Bu durum farklı ihtiyaçların çatışmasına yol açar ki bu çatışmanın neticesi muayyen bir düzen ihtiyacını doğurmuştur. Temelini hak fikrinin oluşturduğu bu düzen, ihtiyaçlar arasına koruyucu bir çizgi çeker ve fertlerin hürriyetleri arasında bir duvar görevi görür. Böylece tıpkı geniş gökyüzünde yıldızların bir düzen üzere akıp gitmeleri gibi farklı hakların birbiriyle çarpışması önlenmiş olur.
Hak kavramı bir kısım düşünürler tarafından bir gerçekliği ifade etmediği, hayali ve metafizik bir kavram olduğu gerekçesiyle inkâr edilmiştir. Onlara göre pozitif bilimler çağında bu tür metafizik kavramlara yer yoktur. Doğal hukuk akımı temsilcileri ve hayata vahiy eksenli bakan hukukçular açısından hak kavramının varlığı noktasında bir tartışma bulunmamaktadır. Ancak kavramın anlamı noktasında farklı düşünceler ortaya atılmıştır.
Hukuksal ilişkinin temelini teşkil eden hak kavramının niteliği hususu hukukçular arasında tartışma konusu olup, bu konuda çeşitli teoriler ortaya atılmıştır. Bunlardan irade teorisine göre hak, “hukuk düzeni tarafından bir kişi lehine bahşedilen irade kudreti veya hâkimiyetidir.” Menfaat teorisine göre hak, “hukuk düzenince korunan menfaattir.” Bunların sentezini yapan karma teoriye göre ise, “insana sahibi bulunduğu menfaati korumak üzere tanınmış olan irade kudretidir.” Bu teoriler dışında hakkı, "hukukun bir yetki veya yükümlülük olmak üzere benimsediği aidiyet" olarak da tanımlayabiliriz.
Tanımlarda öne çıkan husus hakkın kaynağının hukuk olduğudur. Yani hukukun tanımadığı bir haktan bahsedilemez. Ancak vurgulamak gerekir ki burada kastedilen hukuk, kanunlar ve sistemler üstü olan evrensel/ilahi/tabii hukuktur. Yani hukukun hak olarak tanıdığı bir yetki veya menfaat hiçbir kanun tarafından sınırlandırılmayacağı gibi hak sahibinin kendisi dahi bazı haklardan vazgeçemez. Aynı şekilde hukuk tarafından tanınmayan bir şey ise hak olarak sunulamaz.
Yine tanımlarda öne çıkan diğer bir husus da hak sahibi olduğu varsayılan kişinin bir şeye yetkili olduğu ve bunun meşru olarak talep edilebileceğidir. Yani hak açısından meşru olarak talep edilebilen bir yetki söz konusudur. Aynı şekilde hak açısından bir de yükümlü vardır ki O, hakkın aleyhinde olduğu kişidir.
İnsanın hiçbir ödev karşılığı olmadan insan olması dolayısıyla gelen hakları bulunduğu gibi karşılığında hiçbir hak beklemeksizin yine insan olması dolayısıyla yerine getirmek zorunda olduğu ödevleri bulunmaktadır. Ancak hakları, özellikle de temel hakları, bir takım ödevlere bağlarsak özgürlüklerden bahsedemeyiz. Böyle yaparsak bütün özgürlük alanlarını iktidarların düzenleme sahasına sokmuş oluruz. 
Hakkı menfaat kuramına göre ‘hukuk düzenince korunan menfaatler sistemi’ diye genel tanımdan yola çıkarak kavramsallaştırmamız halinde ise Aliya İzzetbegoviç’in iddiası gündeme gelir ki bu iddia hukuk tanımı açısından da geçerlidir. Aliya’ya göre salt din menfaati, salt materyalizm ise hakkı anlayamayacağı ve anlamadığı için bunlar hukuk için gayri müsaittir.
Eğer insan şahsiyet değil de tıpkı sosyalizmin iddiasındaki gibi sadece bir toplum üyesi ise herhangi bir mutlak, tabii hakkı da bulunamaz. Sadece devletin ona bahşettiği haklara sahip olabilir. Zira haklar ancak doğuştansa, Allah tarafından veya inanmayanlar açısından bile tabiat vb. tarafından verilmişse, vazgeçilmez olur ki bu durumda insanın bu haklarla beraber doğduğu kabul edilecektir. Bu bakış dolayısıyladır ki Marksist görüş hukuku, “hakim sınıfın kanuna dönüştürülmüş iradesi” olarak ele alırken hakkı da doğal olarak bu iradenin ürünü görmektedir. Ancak Aliya burada çok ilginç bir tanımlama ile hakkı; “her zaman, güçsüz olanın güçlüye karşı direniş tarzı” olarak ele alıp buna hiçbir istisna tanımamaktadır.
Aliya’nın bu bakışı aslında bizim önümüzü açacak nitelikte olduğu için önemlidir. Biz hak kavramına bu pencereden bakarsak oldukça geniş bir alanda buluruz kendimizi. İşte o zaman mücadele alanımız direnişimizle orantılı olur. Bu bakış bize temel hakların her insan için doğuştan sabit olduğunu ve devredilemeyeceğini, devlet dahil hiç bir otorite tarafından sınırlandırılamayacağını da gösterir.  Çünkü biz bu düşünceyle hareket ettiğimizde devletlerden hak dilenen kullar olmaktan çıkıp, kulu olduğumuzun bahşettiği haklara kavuşmak için mücadele ederiz.
 
 
Mehmet GÜMÜŞ
 
 
 
KAYNAKLAR
 
1.      Bilge, Necip, Hukuk Başlangıcı, 7. bs., Ankara, Turhan Kitapevi, 1990.
3.      el-Isfahani, Ragıb, Müfredat Kuran Kavramları Sözlüğü, Pınar Yayınları, İstanbul, 2007.
4.      ez-Zerka, Mustafa Ahmed, İslam Hukuku,
5.      Erdoğan, Mehmet, Fıkıh ve Hukuk Terimleri Sözlüğü, Ensar Neşriyat, İstanbul, 2005.
6.      Genç Hukukçular Hukuk Okumaları Grubu, Birikimler 1, İstanbul, 2003.
7.      Gözübüyük, A. Şeref, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 6. bs., Ankara, “S” Yayınları, 1990.
8.      İzzetbegoviç, Ali, Doğu Ve Batı Arasında İslâm, Nehir Yayınları, İstanbul, 2003.
9.      Karaman, Hayrettin, Ana Hatlarıyla İslam Hukuku, Ensar Neşriyat, İstanbul, 2002.
10. Köse, Saffet, “İslâm Hukukunda Hakkın Kötüye Kullanılması”, İstanbul, M.Ü. İlahiyat Vakfı, 1997.
11. Oğuzman, Kemal, Medeni Hukuk Dersleri, 7. bs., İstanbul,  Filiz Kitabevi, 1994.
12. Özön, Mustafa Nihat, Osmanlıca Türkçe Sözlük, İstanbul, İnkılâp Kitabevi, 1989.
13. Sungurbey, İsmet, “Hak Nedir?”, der. Hayrettin Ökçesiz, Çağdaş Hukuk Felsefesi ve Hukuk Kuramı İncelemeleri, İstanbul, Alkım Yayınları, 1997.

Yorumlar (1)Add Comment
0
...
yazar ekinkurt , 19 Ekim, 2011
güzelll istediğimi buldum
hatalı kullanımı bildirin
Skoru düşürün
Skoru yükseltin
Oy sayısı: +0

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy